Arama Sonuçları
Boş arama ile 116 sonuç bulundu
- Sözleşmenin feshinden sonra arsa maliki elatmanın önlenmesi davası açabilir
Arsa sahipleri sözleşmeyi geriye etkili olarak feshetme sinden sonra (sözleşmeden döndükten sonra) yükleniciden haricen bağımsız bölüm alan üçüncü kişilere karşı elatmanın önlenmesi davası açabilir. Arsa malikleri hep birlikte sözleşmeden dönse dahi Medeni kanunun 693. Maddesinin 3.fıkrasına göre sadece bir tanesinin el atmanın önlenmesi davası açması mümkündür. Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir (TMK m 693/3). Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 21.6.1944 1942/30 "Medeni Kanun m.625 deki temsil yetkisi'nden anlatılmak istenen, ortak malın elmenliğine (zilyetliğine) veya mülkiyetine ve maddesine, üçüncü kişilerin bir hakka dayanmaksızın sataşmaları halinde her paydaşın, paylı mülkün tamamını korumağa ait önlemleri almak, bunu önlemek için dava etmek hakkını kullanabilmek yetkisine sahip olmasıdır. Bu yetki, o paydaş için ancak (örneğin, zarar bedelinin paydaşlara göre bölünebildiği, mülkün yıkılıp bozulmasından doğan ödence davasının dışındaki) bölünemeyen hususlarda gerçekleşebilir. Bu hallerde açılan davalar sonucunda, davalının haksızlığı ortaya çıkarsa elinin çektirilmesine, sataşmanın kaldırılmasına ve tapu sicilinin düzeltilmesine dair verilecek hükmün, yalnız davacı paydaşın payına ait olması ve böyle bir hükmün yerine getirilmesi mümkün olamayacağından paylı şey'in tamamını kapsaması zorunludur. Yargıtay 1.Hukuk Dairesi 7.7.2003, 7490/8223 "Dosyaya getirtilen tapu kayıtlarından 5 parsel sayılı taşınmazda da davacı kooperatifin kayden paydaş durumunda olduğu, davalıların ise ilgilerinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bilindiği ve Medeni Kanun'un 625. maddesi ile 21.6.1944 tarih, 30/24 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararı'nda ifade edildiği üzere, müşterek mülkiyete konu taşınmaza üçüncü kişilerin tecavüzleri halinde paydaşlardan her birinin öteki paydaşları temsilen elatmanın önlenmesi davası açabilme ve elatma sabit ise taşınmazın tamamından men isteme hakkının bulunduğu kuşkuşuzdur.
- Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin konusunun imkansız olması
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin konusu imar mevzuatından veya başkaca sebeplerle imkansız olabilir. Bu durumda sözleşme batıldır. Hiç yapılmamış sayılır ve yok hükmündedir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 15.11.2007 Tarih 2006/4152, 7213 Borçlar Kanunu'nun 20/1. maddesi gereğince; bir sözleşmenin konusu imkansız ise, o sözleşme batıldır. Bir sözleşme ile yüklenilen edim, eylemli olarak veya hukuksal nedenler yüzünden yerine getirilemiyorsa, o sözleşme "olanaksız"dır. Somut olayda da, emredici hukuk kuralları içeren ve az yukarıda belirtilen İmar Yasaları'na aykırı olarak taraflarca yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesinin konusu, objektif olarak sözleşmenin yapıldığı tarihte dahi imkansızdır (objektif imkansızlık). Batıl olan sözleşme esasen hiç yapılmamış sayılır ve yok hükmündedir. Bu yasal nedenle de, taraflar arasındaki sözleşme yok hükmünde olduğundan; davacı taraf, Türk Medeni Kanunu'nun 683. ve izleyen maddeleri hükümlerinin sağladığı mülkiyet hakkından kaynaklanan haklarını kullanabilir. TMK'nın 683/111. maddesi, paydaşlardan her birinin, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını, diğer paydaşları temsilen sağlayabileceği hükmünü öngörmektedir. Buna göre, paydaşlardan her biri bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.04.1979 tarih, 1979/1-1026 Esas ve 1979/398 sayılı; Kararında Vurgulandığı üzere; paydaşın üçüncü kişilere karşı tapulu taşınmaza elatmanın önlenmesi davasını açabilme hakkı vardır. Kuşkusuz verilecek karar, paylı mülkiyetin tümünü kapsar. Kaldı ki, bu hususlar 21.06.1994 tarih ve 30/44 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararında da açıkça vurgulanmıştır.
- Yükleniciden bağımsız bölüm temlik alan üçüncü kişi arsa sahibini ifaya zorlayamaz.
Türk Borçlar Kanununun 188. maddesi gereğince; "Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir." Buna göre temliki öğrenen arsa sahibi, temlik olmasaydı önceki alacaklıya (yükleniciye) karşı ne tür defiler ileri sürebilecekse, aynı defileri yeni alacaklıya (temlik alan davacıya) karşı da ileri sürebilir. Temlikin konusu, yüklenicinin arsa sahibi ile yaptığı sözleşme uyarınca hak kazandığı gerçek alacak ne ise o olacağından, temlik eden yüklenicinin arsa sahibinden kazanmadığı hakkı üçüncü kişiye temlik etmesinin arsa sahibi bakımından bir önemi ulunmamaktadır. Diğer taraftan, yüklenici arsa sahibine karşı edimini tamamen veya kısmen yerine getirmeden kazanacağı şahsi hakkı üçüncü kişiye (davacıya) temlik etmişse, üçüncü kişi (davacı) Türk Borçlar Kanununun 97. maddesi hükmünden yararlanma hakkı bulunan arsa sahibini ifaya zorlayamaz. Yargıtay 14. Hukuk Dairesi 2016/19062 Esas 2017/1946 Karar "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 18.11.2014 gününde verilen dilekçe ile tapu iptali ve tescil ikinci kademede tazminat talebi üzerine yapılan muhakeme sonunda; tapu iptali ve tescil isteminin reddine, tazminat isteminin davalı ... İnş. Ltd. Şti yönünden kabulüne dair verilen 17.06.2015 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 11.10.2016 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı vekili Av. ... geldi. Karşı taraftan gelen olmadı. Duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: Davacı vekili, 1809 ada 1 parsel sayılı taşınmazın arsa malikinin ... Vakfına ait olduğunu, arsa maliki vakıf ile diğer davalı ... Yapı İnşaat Ltd. Şti. arasında ... 4. Noterliğinin 12 Mart 2010 tarih ve 05148 yevmiye nolu gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesinin düzenlendiğini, bu sözleşme dayanak alınarak davalı ... Yapı Ltd. Şti. ile diğer davalı ... İnşaat Ltd. Şti. arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiğini, müvekkilinin 14.01.2011 tarihinde satış sözleşmesi ile alt yüklenici olan ... İnşaat Ltd. Şti'nden ... Evleri adlı projede yeralan A4 Blok, 7. Kat, 13 no'lu daireyi satın aldığını belirterek öncelikle A4 Blok, 7. Kat, 13 no'lu dairenin müvekkili adına tesciline, tescil mümkün olmadığı takdirde dava tarihi itibariyle belirlenecek daire bedelinin ... İnşaat ile ... Yapı İnşaat Ltd. Şti.'nden müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Vakfı vekili cevap dilekçesinde açılan dava ile ilgilerinin bulunmadığını, vakfın ... İnşaat Şirketi ile hiçbir hukuki ilişkiye girmediğini, müvekkil vakıf ile diğer davalı ... şirketi arasında imzalanan 12.03.2010 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesinin 18. maddesinde yapılacak işin açıkça devir ve temlik yasağı bulunduğunu, alt yüklenici ile yapılan sözleşmenin geçerliliğinin vakıf yönetiminin onayı halinde mümkün olacağını belirterek davanın reddini savunmuştur. Davalı ... İnşaat Ltd. Şti. vekili, müvekkili ile ... İnşaat arasında alt yüklenici ilişkisi kurulmasına dair herhangi bir sözleşme bulunmadığını, ... İnşaat Ltd. Şti'nin henüz inşaat yapımına başlamamışken davacı ile aralarında adi satış sözleşmesi imzaladıklarını, davacı tarafın asıl yüklenicinin ... İnşaat olduğundan haberdar olduğu halde müvekkil firmayı bilgilendirmediğini ve tapuların dağıtılmasına kısa bir süre kala dava açıldığını, davacının iyi niyetli olmadığını, ... İnşaat ile ... İnşaat arasında geçerli sözleşme olduğu kabul edilse dahi davacının alacağını talep edebilmesi için ... İnşaat Ltd. Şti'nin öncelikle yüklenici olan ... inşaata karşı sözleşmedeki edimlerini yerine getirmesi gerektiğini, oysa ... İnşaat Ltd. Şti'nin inşaatı halen devam eden konutlar ile ilgili hiçbir imalatının bulunmadığını, inşaatın tamamının müvekkil firma tarafından yapıldığını, 3. Kişinin mülkiyet hakkının doğabilmesi için kendisine pay devreden yüklenicinin edimini yerine getirmesi gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir. Davalı ... İnşaat temsilcisi beyanında; ... Vakfına ait arsa üzerinde yapılacak inşaat ile ilgili ... İnşaat ile sözleşme imzalayarak inşaata başladığını, inşaatı %90 oranında tamamladığı halde ... İnşaat'in defalarca işi bırakması için baskı yapmaya başladığını, 15.11.2012 tarihinde emrivaki şeklinde bir fesih sözleşmesi imzalatıldığını, davacının kendisinden daire satın aldığını ve daire bedeli olan 155.000,00 TL'nin 130.000,00 TL'sini davacıdan aldığını belirtmiştir. Mahkemece, tapu iptal ve tescil davasının reddine, tazminat isteminin davalı ... İnşaat Ltd. Şti. yönünden kabulüne karar verilmiştir. Hükmü davacı vekili temyiz etmiştir. Eser sözleşmelerinin bir türü olan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, taraflara karşılıklı hak ve borçlar yüklemekte; yüklenici, finansı sağlayan arsa malikinin taşınmazı üzerine bina yapma işini üstlenmekte, arsa maliki ise inşa edilecek binadaki bir kısım bağımsız bölümlerin mülkiyetini yükleniciye devretmeyi vaat etmektedir. Arsa maliki ile yüklenici arasında düzenlenen inşat sözleşmesi gereğince yükleniciden bağımsız bölüm temlik alınmasına dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davaları ile ilgili olarak kanunlarımızda bir düzenleme mevcut olmadığından bu konulardaki uyuşmazlıkların çözümünde uygulanan 30.09.1988 tarihli ve 1987/2, 1988/2 sayılı Yargıtay İBBGK Kararı ile "tapuda kayıtlı bir taşınmazın mülkiyetini devir borcu doğuran ve ancak yasanın öngördüğü biçim koşullarına uygun olarak yapılmadığından geçersiz bulunan sözleşmeye dayanılarak açılan bir cebri tescil davasının kural olarak kabul edilemeyeceği, bununla beraber Kat Mülkiyeti Kanununa tabi olmak üzere yapımına başlanılan taşınmazdan bağımsız bölüm satımına ilişkin geçerli bir sözleşme olmadan tarafların bağımsız bölüm satımında anlaşarak alıcının tüm borçlarını eda etmesi ve satıcının da bağımsız bölümü teslim ederek alıcının onu malik gibi kullanmasına rağmen satıcının tapuda mülkiyetin devrine yanaşmaması hallerinde; olayın özelliğine göre Medeni Kanunun 2. maddesi gözetilerek açılan tescil davasını kabul edilebileceği" benimsenmiştir. Yüklenicinin arsa payı karşılığı inşaat yapmakta olduğu veya arsa sahibinin aynı zamanda yüklenici sıfatıyla hareket ederek (yapsatçı konumunda) inşa etmekte olduğu binalardandan bağımsız bölüm satın alınması halinde Türk Borçlar Kanununun 184. maddesi gereğince üçüncü kişiye yapılacak temlikin yazılı olması yeterlidir. Bu tür davalarda mahkemece öncelikle yüklenicinin edimini (eseri meydana getirme ve teslim borcunu) yerine getirip getirmediğinin, ardından sözleşme hükümlerindeki iskan koşulu (oturma izni) v.s. diğer borçlarını ifa edip etmediğinin açıklığa kavuşturulması zorunludur. Bunun için de davaya konu temlik işleminin geçerli olup olmadığı, arsa maliki ile yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yüklenicinin borçlarının neler olduğunun sözleşme hükümleri çerçevesinde incelenip değerlendirilmesi gerekmektedir. Davacının arsa sahibi ile yüklenici arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye bırakılması kararlaştırılan bağımsız bölümü yükleniciden temlik alması halinde arsa sahibini ifaya zorlayabilmesi için bazı koşulların varlığı gerekir. Türk Borçlar Kanununun 188. maddesi gereğince; "Borçlu, devri öğrendiği sırada devredene karşı sahip olduğu savunmaları, devralana karşı da ileri sürebilir." Buna göre temliki öğrenen arsa sahibi, temlik olmasaydı önceki alacaklıya (yükleniciye) karşı ne tür defiler ileri sürebilecekse, aynı defileri yeni alacaklıya (temlik alan davacıya) karşı da ileri sürebilir. Temlikin konusu, yüklenicinin arsa sahibi ile yaptığı sözleşme uyarınca hak kazandığı gerçek alacak ne ise o olacağından, temlik eden yüklenicinin arsa sahibinden kazanmadığı hakkı üçüncü kişiye temlik etmesinin arsa sahibi bakımından bir önemi ulunmamaktadır. Diğer taraftan, yüklenici arsa sahibine karşı edimini tamamen veya kısmen yerine getirmeden kazanacağı şahsi hakkı üçüncü kişiye (davacıya) temlik etmişse, üçüncü kişi (davacı) Türk Borçlar Kanununun 97. maddesi hükmünden yararlanma hakkı bulunan arsa sahibini ifaya zorlayamaz. Yapılan bu genel açıklamalardan sonra, somut olaya gelince; davalılardan ... ile ... İnşaat Ltd. Şti. arasında vakıf adına kayıtlı ... İlçesi 1809 ada, 1 parselde yer alan taşınmaz üzerinde inşaat yapmak üzere ... 4. Noterliğinin 12 Mart 2010 tarih ve 05148 yevmiye nolu düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi ve kat karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlenmiş bu sözleşme ile dava konusu A4 Blok 7. Kat 13 numaralı bağımsız bölümün yükleniciye bırakıldığı anlaşılmıştır. Yüklenici ... İnşaat Ltd. Şti ile alt yüklenici ... İnşaat Ltd. Şti. arasında da tarihsiz adi yazılı inşaat sözleşmesi yapılmıştır. Davacı ile yüklenici ... İnşaat veya Vakıf arasında herhangi bir sözleşme mevcut değildir Davacı ... ile alt yüklenici ... İnşaat tarihsiz adi sözleşme ile 155.000,00TL bedel karşılığında alt yükleniciye isabet edecek A-4 Blok 7. kat E-1'e bakan cephedeki daireyi satın almak için anlaşmışlardır. Yüklenici ... İnşaat Ltd. Şti. ile alt yüklenici ... İnşaat Ltd. Şti. arasındaki tarihsiz kat karşılığı inşaat sözleşmesi 15.11.2012 tarihinde feshedilmiştir. ... İnşaat Ltd. Şti.'nin satmış olduğu dairelerden ... inşaat Ltd. Şti.'nin sorumlu olmadığı bu sözleşmede belirtilmesine rağmen,davacının ödemiş olduğu bedelin inşaatın yapımında kullanıldığı anlaşıldığından, davalılar ... İnşaat Ltd. Şti. ile alt yüklenici ... İnşaat Ltd Şti. arasındaki 15.11.2012 tarihli fesih sözleşmesinin alacaklıları zarara uğratmak amacıyla muvazaalı olarak yapıldığı tespit edilmiştir. Dava konusu 13 numaralı bağımsız bölümün kat irtifakı tapusunun davalı arsa sahibi ... Vakfı adına kayıtlı olduğu tespit edildiğinden davalı ... inşaat Ltd. Şti ile davalı Urfioğlu Vakfı arasında resmi şekilde düzenlenen 12.03.2010 tarihli arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi uyarınca, davalı yüklenicinin diğer davalıların maliki olduğu arsa üzerine bir bina yapım işini yüklendiği ve çekişmeli bağımsız bölümün yükleniciye bırakıldığı görülmektedir. Mahkemece, mahallinde keşif yapılarak, 12.03.2010 tarihli eser sözleşmesi uyarınca inşaatın fiziki seviyesi saptanmalı, bu konuda teknik bilirkişilerden denetime elverişli rapor alınmalı, eksik iş varsa bu işlerin bedeli saptanmalı, ayrıca sözleşme uyarınca yüklenicinin yükümlülükleri arasında bulunan inşaat ile ilgili olarak ödenmesi gerekli bedellerin bulunup bulunmadığı Belediye, SGK ve Maliyeden yazışma yapılarak saptanmalı borçlarını depo etmesi için davacıya mehil verilmeli, bu bedeller depo edildiğinde sözleşme ifa ile sonuçlanmış olacağından istemi hüküm altına almalı, aksi takdirde arsa sahipleri yönünden dava reddedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 1.480 TL Yargıtay duruşma vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacı tarafa verilmesine, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.03.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
- Üçüncü kişinin kat karşılığı inşaat sözleşmesinde arsa sahibi sıfatı ile yer alması
Kat karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafları yüklenici ve arsa sahibidir. Bazı kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde üçüncü kişilere yer verilmektedir. Üçüncü kişiler ile yapılan sözleşmeler borçlandırıcı işlemlere göre ayrı ayrı irdelenmeli tarafların hak yükümlülükleri tespit edilmelidir. Aşağıdaki Yargıtay kararında Arsa Maliki kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereği yüklenicinin inşa edeceği dairelerden bir tanesini davacıya satmayı vadetmiştir. Sözleşme aşamasında taşınmaz satış vaadi 1 daireye düşecek 117/10273 hissenin satışının vaat edilmesiyle gerçekleşmiştir. Hisse devri kat irtifakının tesisinden önce yapılmıştır. Davalı arsa sahibinden bağımsız bölüm satın alan kişi kat karşılığı inşaat yapım sözleşmesine göre üçüncü kişi sıfatındadır. Davalı arsa sahibi, üçüncü kişi ile hukuki ilişkisinde satıcı sıfatındadır. Üçüncü kişi, diğer davalı kooperatif ile hukuki ilişkisinde arsa sahibi sıfatındadır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi 2011/6362 Esas 2012/6834 Karar "İçtihat Metni" Mahkemesi :Asliye Hukuk Hakimliği Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki taraf vekillerince istenmiş ve temyiz dilekçelerinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, davacı ile davalı ... arasında yapılan gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ve tapuda satış işlemi ile davalı kooperatifle yapılan düzenleme şeklinde satış vaadi içerikli kat karşılığı inşaat sözleşmesine dayalı gecikme tazminatı, eksik ve ayıplı imalât bedeli ile haksız olarak yapılan ödemenin iadesi istemlerine ilişkindir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile gecikme tazminatı ve haksız ödemenin istirdadı yönünden hesaplanan alacağın davalı ...'ten, eksik işler bedeliyle ilgili alacağın her iki davalıdan müştereken ve müteselsilen tahsiline dair verilen karar taraf vekillerince temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı kooperatifin tüm, davacı alıcı ... ile davalı satıcı arsa sahibi ...'in aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2-Davalı ... ile diğer davalı kooperatif arasında ... 14. Noterliği'nde imzalanan 07.11.1996 gün 26805 yevmiye nolu düzenleme gayrimenkul satış vaadi ve daire karşılığı inşaat sözleşmesi ile yüklenici kooperatif arsa sahibi ...'e ait taşınmaz üzerinde arsa payı karşılığı inşaat yapımını üstlenmiş, sözleşmede yapılacak inşaatın niteliği, paylaşım durumu, inşaat süresi kararlaştırılmış, yine yöntemine uygun olarak noterde imzalanan 08.12.2000 gün 18875 yevmiye nolu ek sözleşme ile gecikme halinde her ay için daire başına 300 USD gecikme tazminatının yüklenici tarafından arsa sahiplerine ödeneceği kararlaştırılmıştır. Davalı yüklenicinin inşaatı süresinde tamamlamadığı ve geciktiği dosya kapsamıyla sabittir. Davalı arsa sahibi ... ... 48. Noterliği'nde imzalanan 13.05.1999 gün 7622 yevmiye nolu düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile az yukarıda sözü edilen yüklenici kooperatifle yaptıkları kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereği yüklenicinin inşa edeceği dairelerden bir tanesini davacıya satmayı vaadetmiş, 29.06.2006 tarihinde tapuda hisse devri şeklinde satış işlemi yapılmış, 07.12.2006 tarihinde kat irtifakı tesisi üzerine 117/10273 paylı 4. blok 1. kat 16 nolu bağımsız bölüm davacı adına tescil edilmiştir. Davacı alıcı ... ile davalı yüklenici kooperatif arasında ... 16. Noterliği'nde imzalanan 14.11.2006 gün 31331 yevmiye nolu düzenleme şeklinde satış vaadi içerikli kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile davalı yüklenici arsa sahibi ile aralarında yapılan inşaat mukavelesindeki şartları aynen kabul edip davacıya satın aldığı daireyi vermeyi kabul ve taahhüt etmiştir. Buna göre, davacı ..., davalı arsa sahibi ...'ten bağımsız bölüm satın alan kat karşılığı inşaat yapım sözleşmesine göre üçüncü kişi, davalı ..., davacı ile hukuki ilişkisinde satıcı, diğer davalı kooperatif ile hukuki ilişkisinde arsa sahibi, davalı kooperatif ise arsa sahibi ile olan hukuki ilişkide yüklenici sıfatlarına haiz olup, davacı ... ile davalı kooperatif arasında imzalanan 14.11.2006 tarihli sözleşmenin başlığı kat karşılığı inşaat sözleşmesi olarak yazılmış ise de, içeriğine göre yüklenicinin arsa payı karşılığı inşaat yapmayı, bunun karşılığında da ...'ın arsa payı vermeyi taahhüt etmesi söz konusu olmadığından, anılan sözleşme kat karşılığı inşaat sözleşmesi olmayıp, bu sözleşme ile davalı yüklenici davacının satın aldığı arsa payı ve bağımsız bölümle ilgili arsa sahibi ile yaptığı sözleşmedeki yükümlülüklerini yerine getirmeyi satın alan Abdullah'a karşı da taahhüt etmiştir. Davacı ... ile davalı satıcı arsa sahibi ... arasında yapılan sözleşmede satılan arsa payı ya da bağımsız bölümün devir ya da teslim edilecek tarih konusunda kararlaştırılmış kesin vade bulunmadığı ve teslimle ilgili 818 Sayılı BK'nın 106/I. maddesi hükmünce davalı arsa sahibi uygun bir süre verilmek suretiyle temerrüde düşürülmediğinden davacı alıcının davalı satıcı ...'ten BK'nın 106/II. maddesinde tanımlanan gecikme tazminatını talep etmesi mümkün değildir. Bu nedenle davacının davalı ... yönünden gecikme tazminatı ile isteminin tümden reddi yerine hesap hatası da yapılarak 1500 USD karşılığı 7.250,00 TL üzerinden kabulü doğru olmamıştır. 3-Davacının, davalı kooperatiften talep ettiği gecikme tazminatı ile ilgili kural olarak arsa sahibinden pay ya da bağımsız bölüm satın alan ile yüklenici arasında akdî ilişki bulunmadığından, gecikme tazminatı isteyemez ise de, davacı alıcının tapuda pay devraldığı 29.06.2006 tarihinden sonra 14.11.2006 gün 31331 yevmiye nolu kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile davalı yüklenici arsa sahibi ile yapılan sözleşmedeki şartları, davacı alıcı ...'a karşı da yerine getirmeyi yükümlendiğinden, davacı alıcı bu taahhüt gereği 14.11.2006 tarihinden sonraki dönem için yüklenici kooperatiften tazminat isteyebilir. Bu durumda mahkemece hükme esas alınan raporu veren bilirkişi kurulundan alınacak ek raporla davacının 14.11.2006 tarihinden sonraki dönem için davalı yüklenicinin davalı arsa sahibi ... ile yaptığı kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile 08.12.2000 tarihli ek sözleşmeye göre isteyebileceği gecikme tazminatı hesaplattırılıp talep de göz önünde bulundurularak sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken bu husus gözden kaçırılarak, yanlış değerlendirme ve eksik inceleme ile gecikme tazminatı yönünden yazılı şekilde hüküm tesisi de usul ve yasaya aykırı olmuştur. Kararın belirtilen sebeplerle bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davalı kooperatifin tüm, davacı ile davalı ...'in diğer temyiz itirazlarının reddine, diğer bentler uyarınca kabulü ile hükmün 2. bent gereğince davalı ..., 3. bende göre de davacı yararına BOZULMASINA, aşağıda yazılı bakiye 786,30 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davalı kooperatiften alınmasına, fazla alınan temyiz peşin harçlarının istek halinde temyiz eden davacı ile davalı ...'e geri verilmesine, 05.11.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.
- Temsilcinin rızası ile yüklenici adına pay temliki
23. Hukuk Dairesi 2015/2845 E. , 2016/2178 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ Taraflar arasında görülen asıl ve birleşen tapu iptali ve tescil davası sonucunda verilen hükmün bozulmasına ilişkin Dairemizin 30.12.2014 gün ve 10247 Esas, 8606 Karar sayılı ilamının karar düzeltme yoluyla incelenmesi asıl ve birleşen davada davacı vekilince istenilmekle, dosya incelendi, gereği görüşüldü. - KARAR - Asıl davada davacı vekili, yüklenici müvekkili ile arsa sahibi davalılar ..., ... ve dava dışı diğer arsa malikleri arasında 15.02.2010 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığını, müvekkiline düşen 11 no'lu bağımsız bölümün sözleşmeye aykırı olarak tapu devrinin de yapıldığını, sözleşmenin tarafı olan davalılara sözleşme şartlarına uymaları konusunda ihtar çekildiğini ancak haksız satışın iptal edilmediğini ileri sürerek, 11 no'lu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Asıl davada davalı ... (Bilici) Yazar, gazete ilanı ile ev ararken kendisini müteahhit olarak tanıtan ... ile tanıştığını, dava konusu bağımsız bölüm için 85.000,00 TL'si peşin, 17.000,00 TL'si senetle ödenmek üzere anlaştıklarını, tapu dairesinde ...'a ödeme yaptığını, senetleri ona verdiğini, tapuyu devraldığını, daha sonra dava açılınca yüklenicinin ...'ın babası olan davacı olduğunu öğrendiğini, baba oğulun danışıklı davrandığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Asıl davada davalı ..., davacı ...'ın, ...'ın babası olduğunu, asıl yüklenicinin ... olduğunu ve fakat sözleşmeyi ... ile düzenlediklerini, baba oğul olmaları nedeniyle bunda bir mahsur görmediklerini, 10 numaralı dairenin satışını verdiğini ve ardından 11 numaralı yerin satışının da istendiğini, oysa inşaatın 3. kat betonu atılmış şekilde durduğunu ve hiç ilerleme olmadığını, alıcıların çok ısrar etmesi ve ...'ın inşaatı çok kısa zamanda bitireceğine söz vermesi üzerine satışın yüklenici adına yapıldığını, her aşamasında ...'ın hazır olduğunu ve satış parasını ...'ın aldığını, beraber iş yapan baba ve oğulun aralarının bozulduğunu ve davacının bu davayı açtığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Asıl davada davalı ... cevap vermemiştir. Birleşen davada davacı vekili, 11 numaralı dairenin satıldığı Nurten Bilici'nin davalı ...'un kardeşi olduğunu, taşınmazın, Nurten Bilici tarafından Gülten Yazar'a muvazaalı olarak satıldığını ileri sürerek, 11 no'lu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Birleşen davada davalı ..., davanın reddini istemiştir. Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davalılardan ... aleyhine açılan davanın sıfat yokluğundan reddine, davalılardan ...nin dava konusu taşınmazı davadan sonra devrettiği anlaşıldığından hakkında açılan davanın pasif husumet ehliyeti yokluğundan reddine, davalılardan ... ve ...'a yönelik asıl ve birleşen davanın kabulüne, 11 no'lu bağımsız bölümün davalı ... adına olan tapusunun iptali ile davacı ... adına tesciline karar verilmiş, kararı, asıl davada davalı ..ı ile, mahkemece hükme dayanak alınan, davacı yüklenici tarafından keşide edilen 29.06.2010 tarihli ihtarnamede yüklenicinin, kendisinin "bilgisi dışında" satış yapılmamasını ihtar ettiği, satış işleminin yüklenicinin "bilgisi dahilinde" yapıldığı, yüklenicinin oğlu olan ...'ın işlemler sırasında hazır bulunduğu, satış bedelinin bir kısmının dava dışı ...'a peşin olarak ödendiği, kalanının ise davacı yüklenici ... adına keşide edilen senetlerle ödendiğinin savunulduğu, davalılar ... Yazar ve ... tarafından ...'ın lehtarı bulunduğu senet suretlerinin sunulduğu, dava konusu taşınmazın satışı ile ilgili ve ... hakkında dolandırıcılık suçunu işlediklerinden bahisle kamu davası açıldığı anlaşıldığından, mahkemece, dosyaya sunulan senetlerdeki ciro imzasının ...'a ait olup olmadığı yönünde inceleme yapılarak, imzanın ...'a ait olduğunun tespit edilmesi halinde senet asıllarının borçluların elinde olmasının ödendiğine karine teşkil ettiği gözetilerek, dava konusu dairenin davacı yüklenicinin bilgisi dahilinde satıldığının kabulü ile davanın reddine karar verilmesi, ciro imzalarının davacı yükleniciye ait olmadığının tespiti halinde ise iş bu davanın sonucunu etkileme olasılığı bulunduğundan ... Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2012/495 E. sayılı dosyasının kesinleşmesinin beklenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde yanılıgılı gerekçeye dayalı olarak hüküm kurulmasının doğru olmadığı belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiş, bozma nedenine göre, asıl davada davalı (...ekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir. Bu kez, asıl ve birleşen davada davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur. Yargıtay ilamında belirtilen gerektirici sebeplere göre, HUMK'nın 440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin reddi gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, asıl ve birleşen davada davacı vekilinin karar düzeltme isteminin REDDİNE, 64,00 TL harç ve takdiren 261,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine, 07.04.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
- Arsa sahibinin yüklenicinin eşine ödeme yapması
Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2013/8822 E. 2014/1208 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Antalya 6. Asliye Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 23/01/2013 NUMARASI : 2008/102-2013/27 Taraflar arasındaki tapu iptali, tescil ve alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl davanın reddine, birleşen alacak davasının kabulüne yönelik olarak verilen hükmün davalı N.. . U.. vekilince duruşmasız, davalı M.. K.. vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davalı N... U.. vekili Av. T.. D.. gelmiş diğer taraflardan gelen olmadığından onların yokluğunda duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü. - KARAR - Davacı vekili, müvekkili ile davalı N.. . U..'ın yüklenici, diğer davalı M.. K..'ın ise arsa sahibi sıfatı ile imzasının olduğu 05.10.2006 tarihli "Düzenleme Biçiminde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesi" imzalandığı ve inşaatın tamamlanarak arsa sahibi M.. K..'a teslim edildiğini, sözleşme uyarınca inşaatın %48 payının davacı ve davalı yükleniciye, %52 payın ise diğer davalı arsa sahibi M.. K..'a ait olduğunu, davalı yüklenici N.. U..'ın kendi payına isabet eden %24 hissenin yarısı olan %12 payı müvekkiline devrettiğini, böylece müvekkilinin hissesinin %36'ya çıktığını, davalılara çekilen hisse devrine ilişkin 22.02.2008 tarihli ihtarnameden de sonuç alınamadığını ileri sürerek, dava konusu taşınmaz üzerindeki müvekkili hissesine isabet eden %36 kısmının davalı M.. K.. adına olan tapunun iptali ile müvekkili adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı M.. K.. vekili, davanın haksız açıldığını, davacının dava dışı eşi V. T..'ye 04.09.2007 tarihli vekaletname ile yetki verdiğini ve 19.11.2007 tarihinde tapuda satış yaptığını, davacının kötü niyetli olduğunu, eşi adına banka havalesi ile 140.000 USD ödeme yapıldığını ileri sürerek, davanın reddini istemiştir. Davalı N..U.. vekili, davanın reddini istemiş, davalı asil ise duruşma sırasında davacının kendi hissesini eşi dava dışı Vahit Tepe aracılığı ile 140.000 USD bedelle satıldığını, paranın adı geçen kişinin hesabına gönderildiğini ifade ederek, davanın reddini savunmuştur. Davacı vekili tarafından davalılar aleyhine aynı uyuşmazlıkla ilgili olarak açtığı tazminat davasının Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 28.05.2010 gün, 2010/255 E., 2010/175 K. sayılı ilamı ile asıl davayla birleştirilmesine karar verilmiştir. Davacı vekili bu davada ilk açtıkları tapu iptali tescil davasının sonuçsuz kalması ihtimaline istinaden tazminat davasını açtıklarını belirterek, 73.543,68 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan müteselsilen tahsilini talep etmiş, daha sonra davasını 79.169,77 TL olarak ıslah etmiştir. Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi kurulu raporları, ek rapor ve tüm dosya içeriğine göre; tapu iptali ve tescile konu parsel üzerinde davalılar adına herhangi bir hisse bulunmadığından ve davacı tarafça tazminata ilişkin karar verilmesi talep edildiğinden tapu iptali tescil davasının reddi gerektiği, birleştirilmesine karar verilen tazminat davası yönünden ise, her ne kadar davalıların davacıya isabet eden hissesini davacı eşi dava dışı V. T.. tarafından satıldığının savunulduğu, ancak anılan bağımsız bölümün davalı arsa sahibi M.. K.. tarafından dava dışı E. A..'a 19.11.2007 tarihinde satıldığı, banka havalesi ile E. A.. tarafından V.T..'ye 19.11.2007 tarihinde 140.000 USD havale edildiği, davacı tarafından dava dışı eşi V. T..ye verilen vekaletnamede davacı adına taşınmaz satma yetkisinin bulunmadığı, davalı M.. K.. vekilince teklif edilen yeminin davacı tarafından yerine getirildiği ve davacının ödeme hususunda bir bilgisinin bulunmadığını ifade ettiği, sözleşme uyarınca davacının inşaattan dolaya %36 oranında hisse sahibi olması gerekirken hiç hissesi bulunmadığı, bilirkişi raporuna göre davanın hissesine düşen bedelin 79.169,77 TL olduğu gerekçesi ile asıl dava olan tapu iptali tescil davasının reddine, birleştirilmesine karar verilen alacak davasının kabulü ile 79.169,77 TL'nin dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmiştir. Kararı, asıl ve birleşen davada davalılar vekilleri ayrı ayrı temyiz etmiştir. Yükleniciler davacı D.. T.. ile davalı N.. U.. ve arsa sahibi diğer davalı M.. K.. arasında düzenlenen 05.10.2006 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde, yüklenicilerin %48, arsa sahibinin ise %52 oranında pay sahibi olacağının kararlaştırıldığı ve inşaatın tamamlanıp teslim edildiği anlaşılmaktadır. İnşaa edilen iki işyerinden 1 numaralı olanın yüklenicilere isabet ettiği hususunda da çekişme bulunmamaktadır. Yükleniciler D.. T.. ile N...U.. arasında adi ortaklık ilişkisi bulunmakta ve buna göre kendi aralarındaki %50 paylaşıma göre %24'er oranda hisse sahibi olmaları gerekirken, ortaklar arasında imzalanan 21.05.2007 tarihli protokole göre davalı yüklenici N.. . U..'ın kendi hissesinden davacı D.. T..'ye %12 pay daha devredeceği kararlaştırılmıştır. Buna göre, yüklenicilerin kendilerine isabet edecek işyerinde davacı D.. T..'nin %36, davalı N.. U..'ın ise %12 oranında hak sahibi oldukları anlaşılmaktadır. Arsa sahibi davalı M.. K.. 19.11.2007 tarihinde, yüklenicilere ait 1 nolu bağımsız bölümün ½ payını tapuda dava dışı E. A.. isimli kişiye satmış ve dosyadaki banka dekontuna göre de bedeli davacının eşi dava dışı V. T..'ye ödenmiştir. Banka dekontundaki paranın V. T..'ye ödenmediği davacı yanca ileri sürülmüşse de, bedelin ödendiği yazılı belge ile ispatlanmıştır. Bu nedenle, mahkemece bedelin davacı yana ödenip ödenmediği hususunda yemin teklifi gereksiz olduğu gibi hukuki sonuç doğurması da mümkün değildir. Mevcut duruma göre davacı D.. T..'nin kendi payına isabet etmesi gereken %24 payı almış durumdadır. Ne var ki 21.05.2007 tarihli protokol uyarınca ilaveten alması gereken %12 payın kendilerine verildiğine dair herhangi bir delil ileri sürülmemiştir. Bu durumda mahkemece bilirkişi kurulu raporu ile tesbit edilen işyeri bedelinin %12'lik kısmının hüküm altına alınması gerekirken, hatalı hukuki değerlendirmelerle daha önce davacının hiç pay almamış gibi tüm bedelin tahsiline karar verilmesi doğru olmadığı gibi, dava konusu uyuşmazlığın yükleniciler arasındaki paylaşım konusuna taalluk ettiğinden, tahsiline karar verilen miktardan davalı arsa sahibinin sorumlu tutulmaması gerekirken, aksi yönde karar verilmesi de doğru görülmemiş, usul ve yasaya aykırı hükmün bozulması gerekmiştir. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan harçların istek halinde temyiz edenlere iadesine, 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı N.. U..'a ödenmesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
- Sözleşmede arsa sahibinin pay devri borcuna ilişkin düzenleme yok ise pay devri orana göre yapılır
Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde yükleniciye ve arsa malikine düşen daireler belirli olsa da yükleniciye düşen payların veya irtifak haklarının yükleniciye ne zaman devredileceği kararlaştırılmamış olabilir. Devir tarihi kararlaştırılmamış ise yükleniciye düşen paylar işin yapıldığı oran gözetilerek verilir. Yargıtay 15.Hukuk Dairesinin 29.04.1993 Tarih 1992/4528 Karar/Esas sayılı kararı “Mahkemece, eserin zamanında bitirilmediği ve yüklenicinin henüz inşaatı tamamlamadığı, çalışmalar devam etmekte ise de bu aşamada tapu almaya hak kazanmadığı görüşü ile dava reddedilmiştir. Oysa, sözleşmenin 13 ve 17. maddelerinde kat irtifakının kurulacağı ve hisse tapusunun verileceği belirtilmiştir. Bu işlemlerin hangi aşamada yapılacağı yazılı değilse de eser tamamen bitmeden tapu verilmeyeceğine dair bir şerh sözleşmeye konulmadığına göre arsa sahibinin akit gereğince yükleniciye gerekli yardım yapması ilkesinden hareketle davacı yüklenicinin yaptığı iş oranında hak etmesi gereken bağımsız bölüme tekabül eden arsa payının davacı adına tescili gerekir. O halde mahkemece tarafların akdi sürdürme yolundaki açıklamaları da dikkate alınarak inşaatın seviyesinin saptanması ve bulunacak seviyeye göre davacıya verilmesi gereken arsa payı nisbetinde davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.” Sözleşmede pay geçirim zamanına ilişkin düzenleme bulunmaması ile birlikte sadece yüklenicinin talep ettiği anda satışın yapılacağı kararlaştırılmış ise yine pay geçirimi inşaatın geldiği seviyeye göre yapılır. Yargıtay 15.Hukuk Dairesinin 04.11.1997 Tarih 4207/4674 Karar/Esas sayılı kararı Temyize konu ihtilaf, davacı yüklenicinin yaptığı inşaattan kendisine isabet eden, 2, 3, 4, 5 ve 6 no.lu bağımsız bölüm tapu kayıtlarının iptaliyle adına tesciline ilişkindir. Mahkemece dava kabul edilmiş, hüküm davalılardan Hanefi vekilince temyiz edilmiştir. Yanlar arasındaki ilişki 25.4.1994 günlü kat karşılığı inşaat yapım sözleşmesinden kaynaklanmıştır. Davacı davalılara ait arsaya inşaat yapıp karşılığında binadaki 2, 3, 4, 5 ve 6 no.lu bağımsız bölüm tapularına hak kazanacaktır. Sözleşmenin 2 ve 5’inci maddelerine göre satış yetkileri yüklenicinin talebi anında verilecektir. Kat karşılığı eser sözleşmelerinde yüklenicinin bedele yani tapuya hak kazanabilmesi, eseri sözleşmesine uygun biçimde yapıp noksansız şekilde teslim etmesine bağlıdır. Bina tamamlanmadıkça arsa sahibi yükleniciye isabet edecek tüm bölümlerin tapularını vermek zorunda değildir. Sözleşmenin 2. ve 5’inci maddelerindeki hükümleri de inşaatın seviyesi doğrultusunda tapu verilir şeklinde anlamak gerekir. Dava tarihinde, rapora göre % 80'i ikmal edilmiş bir inşaatta yükleniciye tapuların tümü devredilemez; aksi takdirde arsa sahipleri yapılmayan oranda tazminatsız kalır ki bu da tarafların sözleşmeden kaynaklanan haklarına ters düşer....
- Kat karşılığı inşaat sözleşmeleri arasında çelişki bulunması durumunda sözleşme nasıl uygulanır
Arsa sahiplerinin aynı yüklenici ile ayrı ayrı imzaladığı sözleşmeler arasında çelişki veya farklılık olması durumunda, bu çelişkinin nasıl giderilmesi gerektiği sorunu ortaya çıkacaktır. Tarafların birbirlerinin haklarına etkili olmadığı, bölünebilen menfaatlerin olduğu konularda, her sözleşme bağımsız olarak değerlendirilerek hüküm kurulabilir. Yargıtay 15.Hukuk Dairesinin 21.12.2005 Tarih 3319/6986 Sayılı Kararı “Davacı arsa sahibi Ahmet ile dava dışı arsa sahipleri ve davalı yüklenici arasında düzenlenen 13.10.1995 tarihli düzenleme kat karşılığı inşaat sözleşmesi uyarınca inşaatın sözleşme tarihinden itibaren 24 ay zarfında yani 13.10.1997 tarihinde bitirilip teslim edilmesi gerekmektedir. Dava dışı diğer arsa sahipleriyle yüklenici arasında 12.12.1995 tarihinde düzenlenen ve Karşıyaka Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1999/29 Esas sayılı davasına konu olan sözleşmenin koşulları farklı olduğundan, bu dava yönünden emsal olarak kabul edilmesi ve sürenin inşaat ruhsatının alındığı 20.5.1996 tarihinden başlatılması suretiyle 24 aylık ifa süresinin 20.5.1998 tarihinde sona ereceğinin kabul edilmesi doğru olmamıştır. Kesinleşen davaya konu olan sözleşmeye göre inşaat süresi 20 aydır ve süre arsanın boş olarak teslimi tarihinden itibaren başlamaktadır. Elimizdeki davaya konu olan sözleşmede ise 24 aylık sürenin başlangıcı sözleşme tarihidir. Buna göre inşaatın 13.10.1997 tarihinde bitirilmesi gerekir. Ne var ki, inşaat yapılacak parsellerden 6 numaralı parselde belediyeye ait olan hissenin alınması ancak 6.2.1996 tarihli encümen kararı ile gerçekleşmiş, davalı da bundan sonra 20.5.1996 tarihinde inşaat ruhsatını alabilmiştir. Davalı yükleniciden ruhsatsız inşaat yapımına başlaması istenemeyeceğinden ve bu husus kamu düzenine ilişkin olduğundan sözleşme tarihinden belediye hissesinin alındığı tarihe kadar geçen 4 aylık sürenin mücbir sebep olarak kabulü ve işin ifa süresine eklenmesi ile inşaatın bitmesi gereken tarihin 13.2.1998 olduğunun kabulü ile iskan ruhsatının alındığı 16.7.1998 tarihine kadar geçen süre için kira tazminatına hükmedilmesi gerekir. Davacı arsa sahibi Ahmet kendisine ait bağımsız bölümleri 9.3.1998 tarihinde davacı üçüncü kişilere sattığından 13.2.1998 tarihi ile 9.3.1998 tarihi arasında geçen süre için davacı arsa sahibi Ahmet yararına, 9.3.1998 tarihinden, iskan tarihine kadar ise davacı üçüncü kişiler yararına gecikme tazminatına hükmedilmesi gerekirken sözleşmenin IlI/h maddesindeki düzenlemenin cezai şarta ilişkin olduğunun belirtilmesi ve dayanağı sözleşme hükümleri farklı olan kesinleşmiş mahkeme kararına atıf yapılmak suretiyle 20.5.1998-16.7.1998 tarihleri arasındaki dönem için davacı üçüncü kişiler yararına tazminata hükmedilmesi gereğine değinen bozma ilamı zuhule müstenit olmakla I. ve 2. bentleri tamamen ortadan kaldırılmak suretiyle yerel mahkeme kararının yukarıda yazılı gerekçe ile bozulmasına karar verilmiştir.
- Bir alanın planlama yetkisi bakımından başka idarenin yetki alanına girmesi durumu
Bazı durumlarda yapılan idari işlemler ile imar planı alanları başka idarelere devredilmektedir. Bir alanın planlama yetkisi bakımında bir başka kamu idaresinin yetki alanına geçmesi, o alanda daha önceden yapılan imar planlarının kendiliğinden hükümsüz hale gelmesine neden olmamakta, önceki planlar geçerliliğini korumaktadır. Emsal Karar Yetkili kamu idaresi tarafından yapılan planlara tabi alanların, sonradan başka kamu idaresinin yetki alanına dahil edilmesi durumunda, ilk kamu idaresi tarafından yapılan planlar kendiliğinden hükümsüz hale gelmez. 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu'nun 7. maddesinde "Bakanlık; kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ve turizm merkezleri içinde her ölçekteki planları yapmaya, yaptırmaya, resen onaylamaya ve tadil etmeye yetkilidir." kuralı yer almıştır. İdari işlemlerin tesis edildikleri tarih itibariyle hukuki denetimleri yapıla- cağı gibi geriye dönük olarak hukuki sonuç da doğurmayacakları idare hukukunun temel ilkelerindendir. Dosyanın incelenmesinden, dava konusu 1/25.000 ölçekli nazım imar planının Antalya Büyükşehir Belediye Meclisinin 17.6.2005 günlü kararıyla kabul edildiği, bu dönemde dava konusu taşınmazın bulunduğu alanın turizm merkezi alanı olarak ilan edilmediği, alanın, 19.4.2007 günlü ve 2007/12050 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile turizm merkezi olarak ilan edildiği ve alanda planlama yetkisinin bu tarihten itibaren Kültür ve Turizm Bakanlığı'na geçtiği anlaşılmaktadır. Bu durumda, işlemin tesis edildiği tarihte yetkili olan Antalya Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından yapılan imar planına ilişkin alanın, daha sonra 19.4.2007 tarihli Bakanlar Kurulu kararı ile turizm merkezi ilan edilmesiyle, planın uygulanma imkani kalmadığından bahsedilmeyeceğinden yetkili makam tarafından yapılan imar planının şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına uygun olup olmadığı hususları değerlendirilerek yeniden bir karar verilmesi gerekmektedir. Danıştay 6. Dairesi, 06.04.2010, E:2008/3984, K:2010/3389
- İnançlı temlikten kaynaklanan tapu iptali ve tescil davaları
İnançlı işlemlerde alacaklı alacağını rehin hakkı ile güvence altına almak yerine taşınmaz malını alacaklıya satış sözleşmesi ile alacaklı tarafa borcun teminatı olarak devretmektedir. İnançlı temlik sözleşmesi borç ödendiği takdirde borçluya mülkiyeti geri alma hakkı tanınmakta, borç ödenmez ise mülkiyet alacaklı tarafta kalmaktadır. Böyle bir sözleşme ifa yerini tutan edim ile borcun ödenmesi niteliği taşırmaktadır. Borcun ödenmesi veya alacaklının herhangi bir şekilde tatmin edilmesi sonucu, mülkiyetin yeniden borçlu olan mal sahibine iade edileceği şeklinde bir anlaşma yapılması ve teminat amacıyla taşınır veya taşınmaz bir malın alacaklıya devredilmesine inançlı temlik denmektedir. Örneğin, (Ahmet), (Mehmet) 'e olan borcunu teminat altına almak için, kendisine ait taşınmaz bir mal üzerinde rehin hakkı tesis etmek yerine, borç ödenince (Mehmet)'in iade edeceğine güvenerek taşınmazın mülkiyetini (Mehmet)'e satım sözleşmesi ile devretmesi inançlı bir devirdir. Bu sözleşme ile inanan(Ahmet), alacaklı Mehmet'i (inanılanı) kanunda düzenlenen rehin hakkı sahibinden daha güçlü bir konuma getirmek ve rehin hakkının tesisinde ve paraya çevrilmesindeki güçlüklerden kurtarmayı amaçlamaktadır. Ancak, borç ödenmez ise alacaklının iade borcu doğmamaktadır. Alacaklı böyle bir durumda, ya teminat amacıyla inançlı olarak devredilen taşınmaz veya taşınır malı satarak elde edilen değerden alacağını tahsil eder veya onun mülkiyetini “ifa yerine” muhafaza eder. İkinci durumda alacaklının böyle bir hakka sahip bulunması için inanç anlaşmasında bunun açıkça kararlaştırılmış olması gerekir. Böyle bir işlemin, üçüncü şahısları aldatmak amacı olmadığı gibi, yapılan devrin de taraflarca gerçekten istenilmiş olup borç ödendiğinde devralanın iade borcu doğacağından bunun, geçerli olduğu öğreti ve uygulamada kabul edilmektedir. Tarafların anlaşmazlığa düştüğü bazı durumlarda İnanç sözleşmesi gereğince teminat amacıyla devredilen taşınmaz borç ödenmesine rağmen alacaklı tarafından borçluya iade edilmemektedir. Sözleşmeye aykırı bu davranış sebebiyle borçlu tarafından tapu iptal ve tescil davası açılmaktadır. İnanç sözleşmesi nasıl kanıtlanır? İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan) tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. İnanç sözleşmesinden kaynaklanan davalar için zaman aşımı süresi nedir? İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. EMSAL YARGITAY KARARLARI 1. Hukuk Dairesi 2017/3767 E. , 2017/5018 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL Taraflar arasında görülen davada; Davacı, maliki olduğu 1015 ada 1 parseldeki villasını aralarında inanç sözleşmesi yaparak davalıya devrettiğini, tarafların gerçek iradesi satış olmadığı ve taşınmazın tapusunun devrinden ötürü herhangi bir ücret almadığı halde davalının inanç sözleşmesi ile kendisine duyulan güveni suistimal ederek taşınmazın tapusunu geri vermediğini, davalının dava konusu taşınmazın hiçbir zaman gerçek maliki olmadığını ileri sürerek dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı, söz konusu inanç sözleşmesinin kesinlikle tarafından ve taraflarca imzalanmadığını, mahkemeye sunulan inanç sözleşmesinin gerçek bir inanç sözleşmesi olmadığını, evrakta sahtecilik suçu işlenerek düzenlenmiş olduğunu, geçerli bir inanç sözleşmesi şartlarını da taşımadığını, üzerinde tarih bulunmadığını, belgenin asıl şekli ile elinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir. Karar, davacı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla Tetkik Hâkimi ...’ın raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü. -KARAR- Dosya içeriğine, toplanan delillere, hükmün dayandığı yasal ve hukuksal gerekçeye ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre; davacının temyiz itirazı yerinde değildir. Reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı 3.70.-TL bakiye onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, 05.10.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 14. Hukuk Dairesi 2015/3040 E. , 2015/2660 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı vekili tarafından, davalılar aleyhine 11.05.2011 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, sonradan açılan ikinci davada ise 27.06.2011 günlü dilekçe ile inanç sözleşmesi ve muvazaa iddiasına dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; asıl ve birleştirilen davaların reddine dair verilen 27.03.2014 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı ... vekili tarafından istenilmekle, tayin olunan 23.12.2014 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı asil ... ile karşı taraf davalı asil ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen tarafların sözlü beyanları dinlendi. Duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare Dairemizin 23.12.2014 günlü mahalline iade kararı sonrası dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: KA R A R Asıl dava, davalılar ... ve ... aleyhine inanç sözleşmesi ve muvazaa iddiasına dayalı dava konusu ... Köyü 767 ve 787 parsellerin tapu kayıtlarının iptali ve tescili ikinci kademede tazminat istemlerine, birleştirilen dava ise davalı ... aleyhine inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescili istemlerine ilişkindir. Mahkemece, asıl davada davacının davalı ... aleyhine açtığı tapu iptali tescil isteminin dava şartı yokluğundan usulden reddine, davalı ... aleyhine açtığı tapu iptali ve tescil ile tazminat istemlerinin de reddine, birleştirilen davada davacının davalı ... aleyhine açtığı tapu iptali ve tescil isteminin atiye bırakılması nedeni ile konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir. İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmekte ancak borçlandırıcı bir sözleşme ile de onu bazı yükümlülükler altına sokmaktadır. İnançlı işlemin taraflarını, inanan ve inanılan oluşturur. Bir hakkı ya da nesneyi, güvendiği bir kişiye inançlı olarak devreden kimseye “inanan” adı verilir. Devredilen hak veya nesneyi, kendisine ait bir hak olarak kendi yararına, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak kullanan kişiye de “inanılan” denir. İnananın, inanılana inançlı olarak kazandırdığı hak ya da nesne ise “inanç konusu şey” olarak nitelenir. İnançlı bir işlemde, kazandırıcı işlemin tarafları ile borç doğuran anlaşmanın tarafları aynıdır. İnançlı işlemde inanılan, hakkını kullanırken kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi yüklenmektedir. İnançlı işlem, kazandırmayı yapan kişiye yani inanana belirli şartlar gerçekleşince, kazandırmanın iadesini isteme hakkı sağlayan bir sözleşmedir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m.225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; Davacı ile davalılardan ... arasındaki “Anlaşma” başlıklı 31.01.2007 tarihli belgeden dava konusu 767 ve 787 sayılı parsellerin davacı ... tarafından bedeli ödenerek satın alındığı ancak bu yerlere imar izni alınabilmesi için tapularının köyün yerlisi ve sakini olan ... üzerine çıkarılacağı, talep halinde tapu kayıtlarının ...’e devredileceği belirtilmiştir. Adı geçen tarafların imzaları bulunan belge mahkemenin de isabetli olarak tespit ettiği gibi bir inanç sözleşmesidir. Dava konusu 767 ve 787 sayılı parsellerin davalı ... tarafından tapudan satın alınmak suretiyle 31.01.2007 tarihinde edinildiği, asıl davadan önce 11.05.2011 tarihinde açılan birleştirilen davada da davacı tarafça ... aleyhine inanç sözleşmesine dayanılarak tapu iptali ve tescil isteminde bulunulduğu görülmektedir. Ne var ki birleştirilen dava açılmadan önce 14.04.2011 tarihinde davalı ... tarafından diğer davalı ...’a dava konusu taşınmazların satış suretiyle temlik edildiğinin öğrenilmesi üzerine bu sefer davacı her iki davalı aleyhine inanç sözleşmesi ve muvazaa iddiasına dayalı olarak dava konusu ... Köyündeki 767 ve 787 sayılı parsellerin tapu kayıtlarının iptali ve adına tescili, ikinci kademede ise tazminat istemlerinde bulunmuştur. Mahkemece asıl ve birleştirilen davaların nitelemesinin bu şekilde yapılması gerekir. İnanç ilişkisi de davalı ...’un imzasını taşıyan ve içeriğine de itiraz edilmeyen yazılı sözleşme ile kanıtlanmıştır. Ne var ki her iki dava açılmadan önce 14.04.2011 tarihinde çekişme konusu taşınmazların davalı ... tarafından diğer davalı ...’a satıldığı anlaşılmaktadır. Davalı ... iyiniyetli kayıt maliki olduğunu savunduğundan durumu TMK'nın 1023 ve 1024. maddeleri kapsamında değerlendirilmelidir. Bütün bu açıklamalara göre mahkemece, inanç ilişkisi yazılı delille kanıtlandığından davalılardan ...’ın iyiniyetli malik olup olmadığı konusunda tanık dahil tarafların tüm delilleri, özellikle ... Asliye Ceza Mahkemesinin 2011/592 Esas, 2012/279 Karar sayılı yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulan dava dosyası da değerlendirilerek, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken belirtilen hususlar gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 11.03.2015 tarihinde oybirliği ile karar verildi. 14. Hukuk Dairesi 2008/2555 E., 2008/7947 K. İNANÇ SÖZLEŞMESİ İSPAT TAPU İPTALİ VE TESCİL YAZILI DELİL BAŞLANGICI 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 236 ] 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 292 ] 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 344 ] "İçtihat Metni" Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 30.10.2003 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın kabulüne dair verilen ! 27.12.2006 günlü hükmün Yargıtay'ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: Davacı, davalının boşandığı eşi olduğunu, babası olan dava dışı H.Rasim'in yine dava dışı yüklenici ile arsa payı devri karşılığı inşaat yapım sözleşmesi düzenlediklerini, 2775 ada 578 parsel üzerine yapılan binada sözleşme uyarınca arsa sahibi babasına bırakılması kararlaştırılan zemin B giriş 1 nolu dükkanın babası tarafından kendisine verildiğini, ancak taşınmazın tapusunu üzerine alamadığını, talimatı ile dükkanın tapusunun davalı eşi adına ı tescilinin yapıldığını, davalı ile boşandıklarını belirterek davalı üzerindeki kaydın iptali ve adına tesciline karar verilmesini istemiştir. Davalı, taşınmazın kendisi tarafından satın alındığını, açılan davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, dava dışı H.Rasim ile yüklenici arasındaki sözleşmede dava konusu bağımsız bölümün arsa sahibine bırakılan yerlerden olması sebebiyle sağlığında mirasçılarına bağışlama iradesiyle tapuda satış gösterildiği, yapılan bu işlemin 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararından söz edilerek tapu sicil memuru önünde irade, satış doğrultusunda açıklandığından, bu işlem muvazaalı olduğundan, davalıya yapılan gizli bağış sözleşmesi de şekil koşuluna uygun düşmediğinden dava kabul edilmiştir. Hükmü, davalı temyiz etmiştir. Mahkemenin kabul ettiğinin aksine 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının konusu, bir kimsenin mirasçılarını miras hakkından mahrum bırakmak amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapuda adına kayıtlı taşınmaz malı hakkında Tapu Sicil Memuru önündeki iradesini satış doğrultusunda açıklaması halinde satış işlemi muvazaalı olduğundan, gizli bağış sözleşmesi de şekil şartından yoksun bulunduğundan açılan davalara ilişkindir. Bu tür davalara uygulamada "muris muvazaasından kaynaklanan davalar denilmektedir. Olayımızda davacının babası olan ve muvazaalı işlemin tarafı durumundaki H.Rasim tarafından açılmış bir dava bulunmamaktadır. O yüzden, eldeki davanın 01.04.1974 tarih ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanması suretiyle çözümüne olanak yoktur. 04.06.1958 tarih ve 15/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinde açıklandığı gibi hakim, bir davada sadece tarafların ileri sürdükleri maddi vakıalar ve neticei talepleri ile bağlıdır. Dayandıkları Kanun hükümleri ile ve onların tavsifleri ile bağlı olmayan hakim, önüne getirilen uyuşmazlığı Kanunları re'sen uygulayarak çözmek zorundadır. Davadaki iddiaya, savunmaya ve dosyada toplanan delillere göre dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlemdir. 05.02.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği i gibi; inanç sözleşmesi, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla; inanan, inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmazın mülkiyetini ona (inanana) geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde, bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi, anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, ancak yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı taraf elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile i yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, makine ile yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış, parmak izli veya mühürlü senetler gibi) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa, HUMK'nın 292. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi "tanık" dahil her türlü delil ile ispat edilebilir. Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK m. 236), yemin (HUMK m. 344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Eldeki uyuşmazlıkta, yazılı delile, yazılı delil başlangıcı niteliğindeki bir delile veya yemin deliline dayanılarak iddia kanıtlanmadığından davanın reddi yerine istemin hüküm altına alınması doğru olmamıştır. Karar açıklanan nedenle bozulmalıdır. Sonuç: Yukarıda açıklanan nedenle temyiz olunan hükmün (BOZULMASINA), peşin yatırılan harcın istek halinde yatırana iadesine, 17.06.2008 tarihinde oybirliği ile karar verildi. 14. Hukuk Dairesi 2006/14101 E., 2007/914 K. İNANÇ SÖZLEŞMESİ TAPU İPTALİ TESCİL YAZILI DELİLLE İSPAT ŞARTI 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 236 ] 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 290 ] 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 292 ] 1086 S. HUKUK USULÜ MUHAKEMELERİ KANUNU(MÜLGA) [ Madde 344 ] "İçtihat Metni" Davacı tarafından, davalı aleyhine 28.3.2005 gününde verilen dilekçe ile inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali tescil veya tazminat istenmesi üzerine yapılan muhakeme sonunda; davanın reddine dair verilen 12.6.2006 günlü hükmün Yargıtayca, duruşmalı olarak incelenmesi davacı tarafından istenilmekle, tayin olunan 6.2.2007 günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden davacı A… ….. ve vekili Av.A.. geldi. Karşı taraftan davalı ve vekili gelmedi. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelenlerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi. İş karara bırakıldı. Bilahare dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü: Davacı, 3.3.2004 tarihli inanç sözleşmesi başlıklı belgeye dayanarak, dava konusu taşınmazların ilerde mülkiyetinin kendisine devredilmek üzere oğlu davalı üzerine tapulandığını, ayrıca kendi hesabındaki paraları da emaneten oğlu hesabına yatırdığını ileri sürerek tapu iptali tescil ve alacak isteminde bulunmuştur. Davalı, davacının dayandığı belge altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, ancak bu belgenin de 1988 yılında, oturdukları evin su elektrik abonelik işlemleri için verilen imzalı belge üzerinde doldurulduğunu savunmuş ve davanın reddini talep etmiştir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hükmü davacı temyiz etmiştir. Dava, inanç sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali tescil ve alacak istemine ilişkindir. İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı işlemin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın inanılan tarafından kullanılma, yönetilme ve inanana iade şartlarını içeren borçlandırıcı bir işlemdir. 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi; inanç sözleşmesi, inanılana bir hakkın kullanılmasında davranışlarını, inananın tespit ettiği amaca uydurmak borcunu yükler. Diğer bir anlatımla; inanan inanılan namına yapılacak bir işlemden sonra, taşınmazın mülkiyetini ona (inanana) geçirme yükümlülüğü altına girmiştir. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi halinde bunun dava yoluyla hükmen yerine getirilmesi istenebilir. İnanç sözleşmesi anılan İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delil ile kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı taraf elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, makine ile yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış, parmak izli veya mühürlü senetler gibi.) yazılı delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa HUMK.nun 292.maddesi uyarınca inanç sözleşmesi "tanık" dahil her türlü delil ile ispat edilebilir. Yazılı delille veya yazılı delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HUMK.m.236) yemin (HUMK.m.344) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. Eldeki davada da davacı, 3.3.2004 tarihli davalının imzasını taşıyan "inanç sözleşmesi" başlıklı belgeye dayanmıştır. Davalı belge içeriğinin davacı tarafından amaca aykırı olarak doldurulduğunu ileri sürmüş, mahkeme bu savunmayı yerinde görmüştür. Gerçekten, "beyaza imza" ya da "açığa imza" olarak isimlendirilen, karşı tarafa güvene dayalı olarak verilen imzalı boş belgelerin içeriğinin imza sahibinin rızası hilafına doldurulması tatbikatta sık karşılanan olgulardandır. İmzalı boş kağıdı karşısındakine veren kimse onun üzerine kendisini zararlandırıcı nitelikte eklemeler yapılabileceğini öngörmesi gerekir. Bu nedenle doğacak tehlike ve rizikoları ilk başta kabul etmiş sayılır. Açığa imza atılmak suretiyle düzenlenen senetlerin, anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu kanıtlanmadıkça geçerlidir. Senedin hüküm ve gücünü ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler HUMK.nun 290. maddesi hükmünce şahitle kanıtlanamaz. Yazılı delille ispatı gereken hususlarda diğer tarafın açık muvafakatı ile tanık dinlenebilir. Tüm bu açıklamalardan sonra somut olaya yeniden döndüğümüzde, davacının dayandığı belgenin içeriğinin davalının aleyhine sonradan doldurulduğu savunması, az yukarıda açıklandığı gibi yazılı bir belge ile kanıtlanamamıştır. O halde, 5.2.1947 tarih 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında sözü edilen nitelikte bir inanç sözleşmesi bulunmaktadır ve davanın bu sözleşme çerçevesinde incelenerek sonuçlandırılması gerekir. Mahkemece, tüm bu olgular gözetilerek, tapu iptali ve tescil isteğinin ve yine yazılı belge ile kanıtlanan alacak isteminin hüküm altına alınması gerekirken aksine düşüncelerle davanın reddi doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda yazılı nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, 500,00 YTL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatırana geri verilmesine 6.2.2007 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. 17. Hukuk Dairesi 2014/17056 E. , 2016/8799 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalılar ve asli müdahil vekilince istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 11.10.2016 Salı günü davacılar ve davalılar ile asli müdahil tarafından gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü. -K A R A R- Davacı alacaklılar vekili, borçlu davalı ... Peyzaj Pazarlama Tic.Ltd.Şti. aleyhine açılan işçilik alacakları ile ilgili olarak dava da aldıkları ilamlarla ilgili olarak borçlu şirket hakkında takip başlatıldığını, borçlunun alacağı karşılayacak mal varlığı bulunmadığı, alacaklılardan mal kaçırma amacı ile dava konusu taşınmazlarını diğer davalı ...’e devrettiğini belirterek, tasarrufun iptaline karar verilmesin talep etmiştir. Davalı borçlu şirket vekili, müvekkili şirketin alacaklarını tahsil edemediğinden davacılara olan borcunu ödeyemediğini, dava konusu taşınmazların gerçek malikinin ... olduğunu, ancak mevzuat gereği taşınmazları alamadığından inanç sözleşmesi ile şirket adına tescil edildiğini, taşınmaz bedellirinin anılan şahıs tarafından ödendiğini, sonradan tapuları üzerine almak istediğinde, şirket müdürü olarak tapuları üzerine alamayacağı, 3.kişi adına olması gerektiği bildirilince yakın arkadaşı ve güvendiği davalı ...’e 30.03.2009 tarihli inanç sözleşmesi ile devredildiğini, mal kaçırmanın söz konus olmadığını haksız açılan davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Davalı ... vekili, müvekkilinin tapuda taşınmazların maliki olarak görünse de gerçek sahibinin ... olduğunu, inanç sözleşmesi ile müvekkili adına tescil edildiğini mal kaçırma amacının söz konusu olmadığını, mevzuatın getirdiği engeller nedeni ile bu işlemin yapıldığını belirtimiştir. Asli müdahil ... vekili, dava konusu taşınmazların gerçekte müvekkiline ait olduğunu, inanç sözleşmleri ile önce şirket adına sonra da diğer davalı adına tescil edildiğini, murazaanın men-i ile müvekkili adına tescilini talep etmiştir. Mahkemece, toplanan delillere göre, davacı alacaklılar tarafından işçilik alacaklarına ilişkin olarak takip yapıldığını, borçlu şirketin aciz halinde olduğunu borcun doğumundan sonra dava konusu taşınmazların üçüncü kişi ... adına satış yapıldığı, borçlu şirket yetkilisi ile anılan şahsın birbirlerini tanıdıkları, borçlunun mali durumunu bildiği, ivazlar arasında aşırı fark olduğundan bahisle davacıların davanın kabulüne asli müdahilin inanç sözleşmesi ile ilgili iddiasını ispatlayamadığı gerekçesi ile reddine karar vermiş; hüküm, davalılar vekilleri ve asli müdahil vekili tarafından temyiz edilmiştir. İcra ve İflas Kanununun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması,borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması,iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278.maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280.maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır. Bu tür davalar İİK’nun 281.maddesine göre basit yargılama usulüne göre bakılır. Asli Müdahil ... vekili, dava konusu taşınmazların gerçekte müvekkiline ait olduğunu, inanç sözleşmeleri ile önce borçlu şirket adına daha sonra da Ethem adına geçtiğini, taşınmazların mülkiyetinin müvekkiline ait olduğunun tesbiti ile yine müvekkili adına tapuya tescilini istemiştir. Bu hali ile asli mühahille ilgili uyuşmazlık inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescildir. Asıl dava olan tasarrufun iptali davası ile asli müdahil tarafından açılan davaların yargılama usulleri ve inceleme merciileri farklı olduğundan her iki uyuşmazlığın birlikte görülmesi mümkün değildir. Bu nedenlerle öncelikle,asli müdahil tarafından açılan inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasının tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmeli, daha sonra tasarrufun iptali davasında bekletici mesele yapılarak, asli müdahilin davasının sonucuna göre tasarrufun iptali davası hakkında bir karar verilmelidir. Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular dikkate alınmadan yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. 2.Kabule göre ise, Tasarrufun iptali davalarında, tasarruf konusu olan şeyin değeri ile takip konusu alacak miktarından hangisi düşük ise o değer üzerinden harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken fazla olan taşınmaz değeri üzerinden hükmedilmesi de hatalı olmuştur. SONUÇ:Yukarıda açıklanan nedenlerle davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, duruşmada vekille temsil olunmayan davalılar ve Asli Müdahil ... yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalılar ve Asli Müdahil ...'e geri verilmesine 11.10.2016 günü oybirliğiyle karar verilmiştir.
- Dosyanın Komisyon tarafından Kadastro mahkemesine devrinin ilk şartı askı ilanlarının yapılmasıdır.
Yargıtay (Kapatılan)16. Hukuk Dairesi 2010/3128 E. 2011/528 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :KADASTRO MAHKEMESİ DAVA TÜRÜ : KADASTRO Taraflar arasında kadastro tespitinden doğan dava sonucunda verilen hükmün Yargıtay'ca incelenmesi istenilmekle; temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldı, inceleme raporu ve dosyadaki belgeler okundu, GEREĞİ GÖRÜŞÜLDÜ: Kadastro sırasında 122 ada 1 parsel sayılı 830.64 metrekare yüzölçümündeki taşınmazın, tespiti sırasında uyuşmazlık çıktığından, konu Kadastro Komisyonuna intikal etmiş, Kadastro Komisyonunca yetkisizlik kararı verilerek tutanak ve ekleri Kadastro Mahkemesine aktarılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonunda çekişmeli parselin payları oranında ... oğlu ... mirasçıları ... ... ve müşterekleri adına tesçiline karar verilmiş; hüküm, Hazine temsilcisi tarafından temyiz edilmiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 10.maddesi gereğince Kadastro Komisyonlarınca Kadastro Mahkemelerine devredilen dosyaların Kadastro Mahkemelerinde görülebilmesinin ilk şartı 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 27.maddesi uyarınca askı ilanlarının yapılmış olmasıdır. Dosya içinde askı ilanlarının yapıldığına ilişkin herhangi bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bu nedenlerle, öncelikle 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 27.maddesi uyarınca askı ilanlarının yapılması ve bundan sonra duruşmalara başlanması için hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer hususların bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 03.02.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.
- Kadastro mahkemesinin görevi kesinleşmeyen kadastro tutanaklarına ilişkindir.
Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/16079 E. 2014/12742 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi Taşınmaz hukukuna ilişkin davada ... Asliye Hukuk Mahkemesi ve ... Kadastro Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Dava, taşınmazın beyanlar hanesine davacının zilyet olduğunun tescili istemine ilişkindir. Asliye Hukuk Mahkemesi; dava konusu taşınmaz hakkında kadastro mahkemesinde derdest dava bulunduğu ve kadastro tutanağı kesinleşmediğinden görevli mahkemenin kadastro mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurmuştur. Kadastro Mahkemesi ise; dava konusu taşınmaza ilişkin kadastro tutanaklarının kesinleşmiş olduğu ve genel görevli asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı vermiştir. Dosya kapsamından, dava konusu edilen taşınmaza ilişkin askı ilanının 19/3/2010-19/4/2010 günleri arasında yapılmış olduğu anlaşılmış ise de, aynı taşınmaza ilişkin askı süresi içinde Kadastro Mahkemesinde dava açılmış olduğu ve bu suretle kadastro tutanağının kesinleşmediği anlaşılmıştır. Bu durumda Kadastro Kanunu uyarınca kadastro tespit tutanakları henüz kesinleşmemiş olduğundan ve bu davalarda Kadastro Mahkemesi görevli olduğundan, uyuşmazlığın Kadastro Mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; HMK.’nun 21. ve 22. maddeleri gereğince ... Kadastro Mahkemesi'nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 26.09.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2014/18135 E. 2014/17423 K. İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Kadastro tespitine itiraz istemine ilişkin davada ... 1. Kadastro Mahkemesi ve ... 15. Asliye Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Dava, kadastro tespitinde malik hanesi boş bırakılan taşınmazın davacılar adına tescili istemine ilişkindir. Kadastro Mahkemesince, davaya konu yerde kadastro çalışması yapılmadığından bahisle görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur. Asliye Hukuk Mahkemesi ise, davanın kesinleşmeyen kadastro tutanaklarına ilişkin olarak açıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Kadastro mahkemesinin görevi kesinleşmeyen kadastro tutanaklarına ilişkin olup, ilan süresi içinde dava açılmayan ya da dava açılıp da kadastro mahkemesince sonuçlandırılıp kesinleşen tutanaklar tapu siciline tescil edilmemiş olsa dahi, bu gibi haller kadastro mahkemesi görevi dışındadır. Somut olayda davacılar, ..., ... Mahallesi, 148 parsel sayılı taşınmaza uzun zamandır zilyet olduklarını, ancak kadastro çalışmaları sırasında bu yerin malik hanesinin boş bırakıldığını sonradan öğrendiklerini ileri sürerek taşınmazın kendi adlarına tescilini talep etmişlerdir. Dosyanın incelenmesinde, davacıların hak iddia ettiği ..., ... Mahallesi, 148 parsel sayılı taşınmazın kadastro çalışmaları sırasında malik hanesinin boş bırakılması nedeniyle kadastro tutanaklarının tamamlandığından ve dolayısıyla kesinleştiğinden söz edilemeyeceği, kesinleşmeyen tutanaklara ilişkin olarak açılacak davalara bakma görevinin Kadastro mahkemelerine ait olduğu anlaşılmakla, uyuşmazlığın Kadastro Mahkemesinde görülerek sonuçlandırılması gerekmektedir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK.'nun 21. ve 22. maddeleri gereğince ...1. Kadastro Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 01.12.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.
- Kadastro davalarında görevli mahkeme hangi mahkemedir?
Her davada olduğu gibi davaların görevli mahkemede açılması gerekmektedir. Görev kamu düzenine ilişkin olup hakim tarafından resen araştırılmalıdır. Davaların görevsiz mahkemede açılması durumunda esasa girilmeksizin görevsizlik kararı verilmektedir. Mahkemelerin vermiş oldukları görevsizlik kararları ile yargılamayı gereksiz olarak uzamaktadır. Yargılamanın uzaması vatandaşların haklarına kavuşmalarını engelleyerek mağduriyetlerine sebep olmaktadır. Kadastro davalarında görevli mahkeme Kadastro Mahkemesidir. Kadastro mahkemesinin davaya bakabilmesi için dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgede kadastro çalışmaları yapılıp kadastro tutanağı düzenlenmelidir. Kadastro çalışması yapılmayan taşınmazlarda genel görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir. Kadastro çalışması yapılmayan bir taşınmaz için Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldıktan sonra kadastro çalışmaları yapılıp kadastro tutanağı düzenlenmiş ise Kadastro Mahkemesi görevli hale geleceğinden Asliye Hukuk Mahkemesi görevsizlik kararı vererek dosyayı Kadastro Mahkemesine göndermelidir. Yargıtay 20. Hukuk Dairesi 2015/3928 Esas, 2015/7996 Karar "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki taşınmaz hukukuna ilişkin davada ... Kadastro ve ... Asliye Hukuk Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: K A R A R Dava, tescil istemine ilişkindir. Kadastro mahkemesi tarafından, dava konusu taşınmaz ile ilgili henüz kadastro çalışmaları yapılıp kadastro tutanağı düzenlenmediği gerekçesiyle görevsizlik yönünde hüküm kurulmuştur. Asliye hukuk mahkemesince ise; kadastro mahkemesinin görevsizlik kararı verdiği tarihte ... Mahallesinde kadastro çalışmalarının tamamlandığı söz konusu tarih itibariyle kadastro mahkemesinin görevli olduğu, kaldı ki; yine görevsizlik tarihinde dava konusu yere ait kadastro tutanağının ... Kadastro Mahkemesinin 2012/1 E. - 2013/23 K. sayılı dosyasında davalı olduğu Kadastro Kanununun 26 ve 27. maddeleri gereğince kadastro tutanağı kesinleşmeyen taşınmazlara ilişkin mülkiyet uyuşmazlıklarına bakmak görevinin kadastro mahkemesine ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. Dosya kapsamından, dava konusu edilen ... ili, ... ilçesi, ... mahallesi 199 ada 152 parsel sayılı taşınmazla ilgili olarak 10/06/2011 tarihinde kadastro tutanağı düzenlenmiş olduğu ve ... Kadastro Mahkemesinin 2012/1 E. sayılı dosyasında davalı olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda; her ne kadar kadastro mahkemesinde dava açıldığı tarihte dava konusu taşınmaz ile ilgili düzenlenmiş bir kadastro tutanağı bulunmamasına rağmen, dava devam ederken yörede kadastro çalışmaları başladığı ve dava konusu yer ile ilgili, mahkemenin görevsizlik kararı verdiği tarihten önce kadastro tutanağı tanzim edildiğine göre artık kadastro mahkemesi görevli hale gelmiştir. Bu nedenle, uyuşmazlığın kadastro mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerekmektedir. SONUÇ: Yukarıda belirtilen nedenlerle; HMK’nın 21 ve 22. maddeleri gereğince ... Kadastro Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE 30/09/2015 gününde oy birliğiyle karar verildi. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi 2022/1947 E. 2022/2697 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki davada ... (Kapatılan) Kadastro Mahkemesi ile ... (Kapatılan) Sulh Hukuk Mahkemeleri'nce ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belli edilmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi gereği düşünüldü: - K A R A R - Davacı vekili 27.09.2006 havale tarihli dava dilekçesinde, ... Kadastro Müdürlüğü’nün kadastro çalışmalarını yaptığı ... ilçesi, Oymalıtepe Beldesi Düz Mahallesinde ... ada da yapmış oldukları kadastro çalışmalarında orman olduğu halde davalılar adına işlem gören parsellerin orman vasfı ile hazine adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. ... (Kapatılan) Kadastro Mahkemesi’nce, dava konusu taşınmaz olan ... İlçesi, Oymalıtepe Beldesi, Düz Mahallesi ... ada olduğunu, parselin belli olmadığını, kadastro çalışmalarına başlanılmadığını ve davalılara ait taşınmazların hangi parsele olduğunun belli olmadığından dava konusu taşınmazlara ait kadastro tutanağının düzenlenmediğinin anlaşıldığını, bu bağlamda 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 26. maddesine göre kadastro mahkemesinin görevinin bir taşınmaz mal hakkında kadastro tutanağının düzenlendiğinde başlayacağından hakkında kadastro tutanağı düzenlenmemiş taşınmazlara ilişkin davalara bakma görevinin genel mahkemelere ait olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. ... (Kapatılan) Sulh Hukuk Mahkemesi'nce ise, her ne kadar dava konusu edilen 385 ada ile ilgili olarak dava tarihinde kadastro tutanağı düzenlenmemiş ise de dava edilen kısımların orman dışı bırakılarak bunların orman olmadığı yönünde kadastro çalışmalarında olumsuz tutanak düzenlenmiş olduğunun kabul edilmesi gerektiği, ayrıca davanın askı ilan süresi içerisinde açıldığı gerekçesiyle görevsizlik kararı verilmiştir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 26. maddesine göre Kadastro Mahkemesi'nin görevi taşınmazla ilgili tutanağın tanzimi ile başlar. Hakkında tutanak tanzim edilmeyen taşınmazlarla ilgili uyuşmazlıkların Kadastro Mahkemesi'nde çözümlenmesi mümkün değildir. Hakkında tutanak tanzim edilmeyen taşınmazlarla ilgili uyuşmazlıkların genel hukuk mahkemelerinde çözümlenmesi gerekir. Dosya kapsamından, 3402 Sayılı Kanun’a göre genel arazi kadastrosu yapıldığı, tutanakların 29.08.2006 - 27.09.2006 tarihleri arasında ilan edildiği, orman kadastro ve genel arazi kadastrosunun birlikte yapıldığı ve ilan süresi içinde eldeki davanın orman yönetimince açıldığı, davanın aynı zamanda orman kadastrosuna itiraz niteliğinde olduğu anlaşılmakla, görevli mahkeme kadastro mahkemesidir. Yukarıda açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 21 ve 22. maddeleri ile 5235 sayılı Kanun’un 36/3. maddesi gereğince ... (Kapatılan) Kadastro Mahkemesi’nin birleştirildiği ... Kadastro Mahkemesi’nin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 21/02/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.
- Kadastro mahkemesinin yetkisi nasıl tespit edilir?
Ülkemizde yapılan idari işlemler ile ilçe idari sınırları değiştirilmekte bazı alanlar komşu il veya ilçelere dahil edilmektedir. Bu alanlarda bulunan taşınmazlar bakımında görev ve yetki konusunda uyuşmazlıklar çıkmaktadır. 3402 Sayılı Yasanın 26/son maddesinde "kadastro mahkemesinin yetkisi her taşınmaz mal hakkında kadastro tutanağının düzenlendiği günde başlar. Bu yetkiyi, bölgenin idari sınırları belli eder. Yeni İlçe Kurulup teşkilatlanarak faaliyete geçmesi hali hariç, idari kuruluşta yapılan değişiklik sebebiyle daha sonra başka bir bölgeye bağlanan taşınmaz mallara ilişkin uyuşmazlıklarda, kadastroya başlama gününde yetkili olan kadastro mahkemesi tarafından karara bağlar" hükmü yer almaktadır. Kadastro Mahkemelerinde yetki kadastro çalışmalarının başladığı tarihe göre belirlenir. Kadastro tutanağı incelenerek kadastronun yapıldığı tarihteki görevli mahkeme bulunacak ve dava o mahkemede açılacaktır. Örneğin bir bölge Gaziantep ilinin bir ilçesinden komşu il Antakya' nın bir ilçesine dahil edilmiş ve kadastro çalışmaları taşınmaz Gaziantep iline bağlı iken yapılmış ise yetkili mahkeme Antakya Kadastro Mahkemesi değil Gaziantep Kadastro Mahkemeleridir. (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi 2010/566 Esas, 2010/2217 Karar, "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Kadastro Mahkemesi Taraflar arasındaki taşınmaz hukukuna ilişkin davada ... ve ... Kadastro Mahkemelerince ayrı ayrı görevsizlik kararı verilmesi nedeni ile yargı yerinin belirlenmesi için gönderilen dosya içindeki tüm belgeler incelendi, gereği düşünüldü: -K A R A R- Dava, kadastro tespitine itiraz niteliğindedir. Dosya kapsamından, dava konusu 418 ada 3 parselin ... İlçesi, ... Köyü olarak 2007 yılında kadastro tutanağı düzenlendiği, ilan süresi içinde 02.04.2007 tarihinde ... Kadastro Mahkemesine dava açıldığı, bu mahkemece görevsizlik kararı verilip Kemalpaşa Kadastro Mahkemesine gönderildiği, ... Kadastro Mahkemesince de yetkisizlik kararı verilerek Bayındır Kadastro Mahkemesinin yetkili olduğuna ve yargı yeri belirlenmesi için dosyanın Yargıtay'a gönderilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. 3402 Sayılı Yasanın 26/son maddesinde "kadastro mahkemesinin yetkisi her taşınmaz mal hakkında kadastro tutanağının düzenlendiği günde başlar. Bu yetkiyi, bölgenin idari sınırları belli eder. Yeni İlçe Kurulup teşkilatlanarak faaliyete geçmesi hali hariç, idari kuruluşta yapılan değişiklik sebebiyle daha sonra başka bir bölgeye bağlanan taşınmaz mallara ilişkin uyuşmazlıklarda, kadastroya başlama gününde yetkili olan kadastro mahkemesi tarafından karara bağlar" hükmü yer almaktadır. Somut olayda; yeni ilçe kurulması söz konusu olmayıp, kadastro tespit tutanağı Bayındır ilçesi Hisarlık köyünde düzenlendiği gibi, Kemalpaşa Kadastro Müdürlüğünün 16.10.2008 günlü yazılarında dava konusu taşınmazın bulunduğu sahanın kadastro belge, bilgi ve paftalarının Bayındır Kadastro şefliğinde, Tapu Kayıt Sicillerinin ise Bayındır Tapu sicil Müdürlüğünde muhafaza edildiği bildirildiğine göre yetkili mahkeme, davanın ilk açıldığı Bayındır Kadastro Mahkemesidir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; H.M.U.K.’nun 25. ve 26. maddeleri gereğince Bayındır Kadastro Mahkemesinin YARGI YERİ OLARAK BELİRLENMESİNE, 12.03.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.
- Olağanüstü toplantı kat maliklerinden üçte birinin istemi üzerine yapılabilir
634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 29. maddesinin 1. fıkrasında, kat malikleri kurulunun yılda bir defadan az olmamak üzere yönetim planında gösterilen zamanlarda eğer böyle bir zaman gösterilmemişse her takvim yılının ilk ayı içinde toplanacağı; 2. fıkrasında ise önemli bir sebebin çıkması halinde yöneticinin veya denetçinin veya kat maliklerinden üçte birinin istemi üzerine ve toplantı için istenilen tarihten en az 15 gün önce bütün kat maliklerine imzalattırılacak bir çağrı veya taahhütlü mektupla, toplantı sebebi de bildirilmek şartıyla kat malikleri kurulunun her zaman toplanabileceği hükme bağlanmıştır. Olağanüstü toplantı için; - önemli bir sebebin çıkması - yöneticinin veya denetçinin veya kat maliklerinden üçte birinin olağanüstü toplantı istemi - toplantı için istenilen tarihten en az 15 gün önce bütün kat maliklerine imzalattırılacak bir çağrı veya taahhütlü mektupla, toplantı sebebi de bildirilmek şartıyla çağrı yapılması şartlarının birlikte gerçekleştirilmesi gerekir. EMSAL KARAR ÖZET: İptali istenen 18/01/2015 tarihli toplantının olağanüstü toplantı olup, davacılara usulüne uygun toplantı çağrı belgesi tebliğ edilmediğinden, yapılan toplantının iptaline karar verilmesi gerekir. Davacı dava dilekçesi ile dava konusu site sakinlerinin ... ili ... ilçesi bulunan ... sitesinin malikleri olduğunu, kat maliklerinin 18/01/2015 tarihinde yapılan toplantıda bir kısım kararlar aldığını, bu kararların 26/01/2015 tarihinde tebliğ edildiğini, alman kararlardan yönetim kurulu üyelerine ayda 250 TL ödenmesine ilişkin genel kurul kararının 5. maddesinin, yine siteye sesli güvenlik sistemi kurulması ile ilgili 6. maddenin a bendinin iptaline karar verilmesini ve yapılan sistemin söktürülmesini ya da amacı gibi güvenliği sağlamaya uygun hale getirilmesini, ayrıca 6. maddenin c bendi 2. cümle ile mantolama dış cephe işleri ile saçakların yapım işlerinin bekletilmesine karar verildiğinden 6. maddenin c bendi cümlenin iptaline ve bu durumun binanın çürümesine neden olduğundan, öncelikle B blok güney cephedeki eksik kalan dış cephe mantolama ve saçak işlerinin yaptırılmasına karar verilmesini, yine 6. maddenin d bendi ile siteye ortak internet sistemi kurulmasına ilişkin kararın, 6. maddenin e bendi ile toplantı odasının düzenlenmesi kararının, 6. maddenin f bendi ile kapıcı dairesinin kira bedelinin aynen devam etmesine karar verilmesi kararının iptaline ya da yıllık %10 enflasyon oranında artırılmasına karar verilmesini, 6. maddenin g bendi ile sitenin yapılması için alınan işlerin sitenin mevcut parasının kullanılmasına dair verilen kararının ve 7. madde ile aidatların 3’er aylık peşin olarak toplanmasına dair kararın iptalini talep ve dava etmiştir. Mahkemece davanın kısmen kabulü ile ... sitesi kat maliklerinin 18/01/2015 tarihli toplantıda aldıkları kat malikleri kurulu kararlarından; 6. Maddenin (a) bendinde siteye güvenlik kamerası kurulması kararının iptali ile ilgili talebin reddine, 2- Kat malikleri kurulunca alman kararlardan 6. maddenin (d) bendi ile siteye ortak internet kurulmasına dair kararın iptaline, 3- Kat malikleri kurulunca alınan kararlardan 6. maddenin (e) bendi ile toplantı odasının düzenlenmesine ilişkin kararın iptali ile ilgili talebin reddine, 4-Kapıcı dairesinin kira bedelinin çevre rayiçlerine göre tespit edildiği, 2016 yılında alınan genel kurul kararında kapıcı dairesinin kira bedelinin yeniden belirlenmesine karar verildiğinden bu husus ile ilgili karar verilmesine yer olmadığına, kapıcı dairesinin tadilatı ile ilgili olarak genel kurul kararı alınmadığından bu konuda genel kurul tarafından karar verilmesi gerektiğine, 5- Genel giderlerde kullanılacak olan aidatlann 3'er aylık peşin olarak toplan¬ması ile ilgili olarak kat malikleri kurulunca alman kararın 7. maddesinin iptaline, 6- Kat malikleri kurulunca alman 6. maddenin g bendinde mevcut paranın sitenin işlerinde kullanılmasına dair kararın iptaline, 31/08/2012 tarihli 5 no.lu olağanüstü genel kurul kararında "Mantolama işi için 30 Eylül 2012 tarihine kadar 3000 TL Toplanmasına" karar verildiği, sitedeki B bloğun güney cephesinde mantolamanın eksik bırakıldığı, A blok ve B bloğun mantolamasının büyük ölçüde tamamlandığı A blokta ... hizasında dış sıvasında boyasında eksiklikler bulunduğu, diğer blok ve diğer cephelerin mantolamalannın yapılmış olması sebebiyle B bloğun güney cephesinde mantolamanın tamamlattırılmasının sitenin bakım ve korunmasına uygun olacağı bilirkişiler tarafından düzenlenen 26/04/2016 tarihli raporda belirtildiğinden, yeni yönetimin oluştuğu 27/01/2013 tarihinden önce ve daha sonra hesapta bulunan ve 13/02/2014 tarihinde vadeli hesaba aktarılan paranın mantolama imalatının tamamlanması için harcanmasına, 7- Yönetim kurulu üyeleri için belirlenen 250 TL huzur hakkı ile ilgili genel kurulun 5. maddesinin iptali ile ilgili talebin reddine karar verilmiş, hüküm davacılar vekilince temyiz edilmiştir. Dosya içindeki tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinden; anataşınmaza ait yönetim planın 21. maddesinde kat malikleri kurulu toplantısının her yıl Ocak ve Ekim aylarının ilk on günü içinde yapılacağı belirtildiğinden 18/01/2015 tarihinde yapılan toplantının olağanüstü kat malikleri kurulu toplantısı olduğu anlaşılmaktadır. 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 29. maddesinin 1. fıkrasında, kat malikleri kurulunun yılda bir defadan az olmamak üzere yönetim planında gösterilen zamanlarda eğer böyle bir zaman gösterilmemişse her takvim yılının ilk ayı içinde toplanacağı; 2. fıkrasında ise önemli bir sebebin çıkması halinde yöneticinin veya denetçinin veya kat maliklerinden üçte birinin istemi üzerine ve toplantı için istenilen tarihten en az 15 gün önce bütün kat maliklerine imzalattırılacak bir çağrı veya taahhütlü mektupla, toplantı sebebi de bildirilmek şartıyla kat malikleri kurulunun her zaman toplanabileceği hükme bağlandığı, anataşınmaza ait yönetim planında toplantı zamanının her yıl Ocak ve Ekim aylarının ilk on günü olarak belirlendiğinden iptali istenen 18/01/2015 tarihli toplantının olağanüstü toplantı olduğu konusunda bir şüphe olmayıp davacılara usulüne uygun toplantı çağrı belgesi tebliğ edilmediğinden, mahkemece 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanununun 29. maddesi hükümlerine uygun bir çağrı bulunmadan yapılan toplantının iptaline karar verilmesi gerekirken anılan gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, oy birliği ile karar verildi. (Y.20.HD’nin 24.1.2019 gün ve 2017/5367 esas 2019/427 karar sayılı ilamı)
- Zilyetliğe dayanan tapuya tescil davaları
TM' nın 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14 maddesine göre tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmaza malik sıfatıyla davasız ve aralıksız 20 yıl süreyle zilyet olan kişi o taşınmazın tamamı, ayrılması mümkün bir parçası ya da belli payı üzerinde mülkiyet hakkını kazanır. DAVANIN ŞARTLARI 1-ZİLYETLİK Bu hükümden yararlanmak için davacının taşınmaza 20 yıl süreyle zilyet olması gerekmektedir. Zilyetlik kullanmak, tasarruf etmek, taşınmazın niteliğine göre yararlanmak veya sahiplenmek tir. Kişinin bizzat kendisi zilyet olabileceği gibi, başkası aracılığıyla da zilyetliğini sürdürebilir. Örneği taşınmazı kiraya veren kişinin zilyetliği devam eder. TMK’nın 713 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14.maddesinde zilyetlik yoluyla mülkiyetin kazanılması için iyiniyet ilkesi aranmamaktadır. İstisna olarak TMK' nınn 712 ve 1023 ' üncü maddelerinde tapu malikinden satın almalarda iyiniyet aranır. 2-DAVASIZLIK 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi' nin zilyetlikle kazanmayı düzenleyen 639.maddesinde davasızlık kavramı “nizasız” olarak geçmektedir. 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14.maddesinde de “çekişmesiz” olarak, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nda bu kavram yerleşik Yargıtay uygulamaları doğrultusunda “davasız” olarak düzenlenmiştir. Niza ve çekişmeden anlaşılması gereken davadır. Açılmamış sayılmasına karar verilen davalar, zilyetliğin kazanılmasına engel teşkil etmez. Dava nedeniyle kesilen zilyetlik, söz konusu dava hakkında verilen hükmün kesinleşmesiyle yeniden başlar. 3-ZİLYETLİĞİN ARALIKSIZ DEVAM ETMESİ Davacı taşınmaza 20 yıl aralıksız olarak zilyet olmalıdır. Uygulamada, savaş, terör olayları gibi zorunlu hallerdeki zilyetlik terki, mülkiyetin kazanılmasına engel olmamaktadır. 4-ZİLYETLİĞİN EKONOMİK AMACA UYGUN OLMASI TMK’nın 713 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14.maddelerinde belirtilmemekle birlikte uygulamada, taşınmaz mülkiyetinin zilyetlikle kazanılabilmesi için diğer kazanma koşullarının yanında, zilyetliğin ekonomik amaca uygun olarak gerçekleştirilmesi şartı da aranmaktadır. Mülkiyetin kazanılması için gereken zilyetliğin ekonomik amacına uygun olması ve ekonomik getirisinin bulunması gerekir. Aksi takdirde mülkiyet kazanılamaz. 5-TAŞINMAZ ÖZEL MÜLKİYETE ELVERİŞLİ OLMALIDIR Taşınmazın kazandırıcı zamanaşımı yolu ile edinilmesi için, yukarıda belirtilen diğer kazanma koşullarının yanında, özel mülkiyete elverişli olması da gerekir. Bu ilke, taşınmazın ekonomik amaca uygun zilyetlik ilkesiyle de yakından ilgilidir. Kural olarak, tarım arazisi olduğu iddiasıyla açılan tescil davalarında, söz konusu taşınmazın tarıma elverişli olmaması durumunda ekonomik amaca uygun zilyetlikte mümkün olmayacağından mülkiyet kazanılmayacaktır. Yukarıda sayılan şartların hepsinin birlikte olması durumunda dava olumlu sonuçlanacaktır. Kanun maddeleri aşağıda belirtilmiştir. 4721 SAYILI TÜRK MEDENİ KANUNU Madde 712 : Geçerli bir hukuki sebep olmaksızın tapu kütüğüne malik olarak yazılan kişi, taşınmaz üzerindeki zilyetliğini davasız ve aralıksız olarak on yıl süreyle ve iyiniyetle sürdürürse, onun bu yolla kazanmış olduğu mülkiyet hakkına itiraz edilemez. Madde 713 - Tapu kütüğünde kayıtlı olmayan bir taşınmazı davasız ve aralıksız olarak yirmi yıl süreyle ve malik sıfatıyla zilyetliğinde bulunduran kişi, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. Aynı koşullar altında, maliki tapu kütüğünden anlaşılamayan veya yirmi yıl önce (*) (**) hakkında gaiplik kararı verilmiş bir kimse adına kayıtlı bulunan taşınmazın tamamının veya bölünmesinde sakınca olmayan bir parçasının zilyedi de, o taşınmazın tamamı, bir parçası veya bir payı üzerindeki mülkiyet hakkının tapu kütüğüne tesciline karar verilmesini isteyebilir. Tescil davası, Hazineye ve ilgili kamu tüzel kişilerine veya varsa tapuda malik gözüken kişinin mirasçılarına karşı açılır. Davanın konusu, mahkemece gazeteyle bir defa ve ayrıca taşınmazın bulunduğu yerde uygun araç ve aralıklarla en az üç defa ilan olunur. Son ilandan başlayarak üç ay içinde yukarıdaki koşulların gerçekleşmediğini ileri sürerek itiraz eden bulunmaz ya da itiraz yerinde görülmez ve davacının iddiası ispatlanmış olursa, hakim tescile karar verir. Mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur. Davalılar ve itiraz edenler, aynı davada kendi adlarına tescile karar verilmesini isteyebilirler. Kararda, tescili istenilen taşınmazın niteliği, yeri, sınırları ve yüzölçümü belirtilir ve karara, uzmanlarca düzenlenen teknik bilgileri içeren krokisi de eklenir. Özel kanun hükümleri saklıdır. Madde 714 - Kazandırıcı zamanaşımı sürelerinin hesaplanmasında, kesilmesinde ve durmasında, Borçlar Kanununun zamanaşımına ilişkin hükümleri kıyas yoluyla uygulanır. Madde 1023 - Tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımı korunur. 3402 SAYILI KADASTRO KANUNU Madde 14 - Tapuda kayıtlı olmayan ve aynı çalışma alanı içinde bulunan ve toplam yüzölçümü sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönüme kadar olan (40 ve 100 dönüm dahil) bir veya birden fazla taşınmaz mal, çekişmesiz ve aralıksız en az yirmi yıldan beri malik sıfatıyla zilyetliğini belgelerle veya bilirkişi veyahut tanık beyanlarıyla ispat eden zilyedi adına tespit edilir. (Değişik fıkra: 03/07/2005-5403 S.K./26.mad) Sulu veya kuru arazi ayrımı, Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu hükümlerine göre yapılır. 4342 sayılı Mera Kanununun 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası gereği 3402 sayılı Kanun hükümlerine göre yapılacak işlemlerde Kadastro Komisyonlarına konu uzmanı Ziraat Mühendisi dâhil edilir. Taşınmaz malın, yukarıdaki fıkranın kapsamı dışında kalan kısmının zilyedi adına tespit edilebilmesi için, birinci fıkra gereğince delillendirilen zilyetliğin ayrıca aşağıdaki belgelerden birine dayandırılması lazımdır. A) 31/12/1981 tarihine veya daha önceki tarihlere ait vergi kayıtları, B) Tasdikli irade suretleri ile fermanlar, C) Muteber mütevelli, sipahi, mültezim temessük veya senetleri, D) Kayıtları bulunmayan tapu veya mülga hazinei hassa senetleri veya muvakkat tasarruf ilmuhaberleri, E) Tasdiksiz tapu yoklama kayıtları, F) Mülkname, muhasebatı atika kalemi kayıtları, G) Mubayaa, istihkam ve ihbar hüccetleri, H) Evkaf idarelerinden tapuya devredilmemiş tasarruf kayıtları.




