Arama Sonuçları
Boş arama ile 116 sonuç bulundu
- Staj ücret alacağı hesabında AGİ ücreti hesaba dahil edilmez.
3308 Sayılı Mesleki eğitim kanunu staj ücret alacağı hesabının stajyerin yaşına uygun asgari ücretin yüzde 30’undan aşağı olamayacağını açıkça belirtmiştir. 3308 Sayılı kanuna göre yapılan alacak hesabı işçi alacaklarından bağımsız ayrı ve özel bir kanun ile belirlendiğinden Asgari geçim indirimi (AGİ) ücreti bu hesaba dahil edilemez.Yargıtay' ın 2018/4099 Esas.2019/2948 Sayılı kararı bu hususu açıkça vurgulamıştır. AGİ ücreti hesaplanarak hüküm altına alınan kararlar ücretin hatalı hesaplanması sebebiyle Bölge Adliye Mahkemeleri tarafından kaldırılmaktadır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2018/4099 E. , 2019/2948 K. "İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ...'a velayeten ... ve ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 01/03/2016 gününde verilen dilekçe ile staj eğitimi nedeniyle alacak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 18/07/2016 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir. 2-Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince: Dava, staj ücreti alacağı istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, ... Sağlık Meslek Lisesinde öğrenci iken, ... Devlet Hastanesinde staj yaptığını, ancak staj ücretinin ödenmediğini belirterek staj ücreti alacağının tahsilini istemiştir. Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmiştir. a)3308 sayılı Kanun'un 26. maddesi uyarınca mesleki eğitim gören davacının staj gördüğü sürede izinli veya çalışamadığı sürelerin de araştırılarak, yapılacak hesapta bu hususun da dikkate alınması gerekirken, fasılasız çalıştığının kabulü doğru olmamıştır. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir. b)Dosya kapsamından, mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, asgari geçim indirimi de dahil edilerek hesaplama yapılmış olduğu anlaşılmaktadır. 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu m. 25’de “Aday çırak ve çıraklar ile işletmelerde mesleki eğitim gören, staj veya tamamlayıcı eğitime devam eden öğrencilere işletmeler tarafından ödenecek ücret ve bu ücretlerdeki artışlar, düzenlenecek sözleşme ile tespit edilir. Ancak, işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler ile mesleki ve teknik ortaöğretim okul ve kurumlarında staj veya tamamlayıcı eğitim gören öğrencilere asgari ücretin net tutarının; yirmi ve üzerinde personel çalıştıran işyerlerinde yüzde otuzundan, yirmiden az personel çalıştıran işyerlerinde yüzde onbeşinden, aday çırak ve çırağa yaşına uygun asgari ücretin yüzde otuzundan aşağı ücret ödenemez. Bu amaçla kamu kurum ve kuruluşları gerekli tedbirleri alır. Staj yapacak işletme bulunamaması nedeniyle stajını okulda yapan ortaöğretim öğrencileri ile yükseköğretim kurumları ve birimlerinde yapan yükseköğretim öğrencilerin yaptıkları stajlar bu fıkra hükmü kapsamı dışındadır.” hükmü yer almaktadır. Kanunda açıkça asgari ücretin net tutarı üzerinden hesaplama yapılması gerektiğinin belirtilmiş olması karşısında; mahkemece, asgari geçim indirimi de dahil edilerek yapılan hesaplamaya göre karar verilmiş doğru değildir. c)Dosyanın incelenmesinde, ... ... Şubesinin 22/06/2016 tarihli müzekkere cevabında davacıya ait üç aylık hesap hareketlerinin ekte gönderildiği ancak staj ücreti alacağı hesabında değerlendirilmediği anlaşılmaktadır. Şu durumda mahkemece, davacıya ait hesap hareketlerinin değerlendirilip sonucuna göre hüküm tesis edilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmiş olması doğru değildir. d)3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun “Ücret ve Sosyal Güvenlik” başlıklı 25. maddesinde “Aday çırak, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere ödenecek ücret ve bu ücretlerdeki artışlar; aday çırak veya çırağın velisi veya vasisi veya kişi reşit ise kendisi; öğrenciler için okul müdürlüğü ile iş yeri sahibi arasında Bakanlıkça belirlenen esaslara göre düzenlenecek sözleşme ile tespit edilir. (Değişik son cümle: 13/2/2011-6111/64 md.) Ancak, işletmelerde meslek eğitimi gören örgün eğitim öğrencilerine, asgari ücretin net tutarının, yirmi ve üzerinde personel çalıştıran iş yerlerinde yüzde 30’undan, yirmiden az personel çalıştıran iş yerlerinde yüzde 15’inden, aday çırak ve çırağa yaşına uygun asgari ücretin yüzde 30’undan aşağı ücret ödenemez.” denilmektedir. Dosyada yer alan sözleşmeye göre; davacının 2014–2015 döneminde ... Devlet Hastanesinde staj yaptığı ancak mahkemece, ... Devlet Hastanesine personel sayısı sorulmadan yapılan hesaplama doğrultusunda karar verildiği anlaşılmaktadır. Şu durumda mahkemece, ... Devlet Hastanesinden davacının staj yaptığı dönemdeki personel sayısı sorulduktan sonra, alınacak cevaba göre hesaplama yapılıp karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle de bozulması gerekmiştir. e) Davacı, saklı tuttuğu fazlaya ilişkin haklarının da ödetilmesi istemiyle ıslah dilekçesi vermiş ancak ıslah dilekçesi ile artırdığı tutarın gerektirdiği harcı ödememiştir. 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 32. maddesi gereğince yargı işlemlerinden alınacak harçlar ödenmedikçe müteakip işlemler yapılmaz. Mahkemece bu husus değerlendirilmeden karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda (2/a-b-c-d-e) no’lu bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazlarının (1) no’lu bentte gösterilen nedenlerle reddine 20/05/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi.
- Stajyerin herhangi bir ücret talep etmeyeceğine dair vermiş olduğu taahhütname geçersizdir.
Mesleki ve Teknik Eğitim gören öğrenciler eğitimleri kapsamında yapmış oldukları stajlar sebebiyle ücret alma hakkına sahiptir. Kanunlarımız gereği birçok işletme stajyerleri staja kabul etmek zorundadırlar. Stajyer kabul eden bu işletmeler kanunen düzenlenmesine rağmen stajyerlere ücret ödemesi yapmamakta, yükümlülüklerini yerine getirmekten kaçınmaktadır. Bazı işletmeler ise öğrenciler ile yapmış oldukları staj sözleşmelerinde, ücret talep etmeyecekleri konusunda öğrencilerde taahhüt almaktadır. Stajyer öğrencilerin ücret hakkı 3308 Sayılı Mesleki Eğitim kanununda açıkça düzenlendiğinden alınan bu taahhütlerin geçerli kabul edilmesi mümkün değildir.Öğrenci taahhüt imzalasa bile kanun gereği ücret alma hakkına sahiptir ve bu hakkına kavuşmak için hukuki yollara başvurabilir. Yargıtay güncel kararlarında staj yapan öğrencilere ücret ödenmesinin eğitimin zorunlu bir unsur olduğunu, ücret verilmesinin kanunun emredici hükmü olduğunu ve emredici hükümlere aykırı sözleşme yapılamayacağını, böyle bir sözleşme yapılsa bile geçersiz olacağını ve stajyerlerin ücret almadan çalışmasının ANGARYA olacağını, böyle bir sözleşmenin Anayasamızın 18. maddesinde düzenlenen "angarya yasağına" da aykırı olacağını açıkça vurgulamıştır. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2016/13958 E. , 2018/5624 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 09/10/2015 gününde adli yardım talepli olarak verilen dilekçe ile staj eğitimi nedeniyle alacak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 15/03/2016 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 24/09/2018 gününde oyçokluğuyla karar verildi. KARŞI OY YAZISI Davacı, ... Mesleki ve Teknik ... Lisesinde öğrenciyken 2014-2014 eğitim döneminde ...Vakfında staj yaptığını, staj ücretinin kendisine ödenmediğini belirterek söz konusu ücretin tahsilini talep etmiştir. Davacı vakıf kurumun gönüllülük esasına dayalı olarak hizmet sunan bir kuruluş olduğunu, stajyer çalıştırma gibi bir uygulamalarının olmadığını ayrıca davacının taahütname imzalayarak herhangi bir ücret talep etmeyeceğini kabul ettiğini belirterek davanın reddini savunmuştur. Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının imzaladığı taahütname ile ücret talep etmeyeceğini bildirdiği, sonradan ücret talep etmesinin dürüstlük kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Söz konusu karar davacı tarafça temyiz edilmiştir. 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 11. maddesine göre staj yapan öğrenciler işçi sayılmasa da aynı Kanunun 25. ci maddesinde staj yada tamamlayıcı eğitime devam eden öğrencilere işletmeler tarafından ödenecek ücretin ... düzenlenecek sözleşme ile tespit edileceği bu ücretin ise yirmi ve üzerinde personel çalıştıran işyerlerinde asgari ücretin net tutarının %30'u, yirmiden daha az personel çalıştıran işyerinde ise asgari ücretin %15'den az olamayacağı belirtilmiştir. Söz konusu yasal düzenlemeye göre işletmelerde staj yapan öğrencilere ücret ödenmesi eğitimin ve stajın zorunlu bir unsuru olarak kabul edilmiştir. Buna göre aday çırak, çıraklar, işletmede mesleki eğitim gören öğrenciler ile mesleki ve teknik ortaöğretim okul ve kurumlarda okumakta iken staja yada tamamlayıcı eğitime tabi tutulan öğrencilerin ücretsiz ve sigortasız çalıştırılması yasaklanmıştır. Şu durumda, Kanunun emredici hükmüne aykırı sözleşme yapmak geçersiz olduğu gibi Anayasamızın 18. maddesinde düzenlenen "angarya yasağına" da aykırıdır. Somut olayda davacının ücret almadan staj yapmayı kabul etmesi, doğmamış bir haktan başlangıçta vazgeçme olduğu gibi 3308 sayılı mesleki eğitim kanun 25 maddesindeki emredici düzenlemeye de aykırı olduğundan geçersiz olup davacı açısından hüküm doğurmaz. Bu nedenle davacının staj yaptığı dönem için ücrete hak kazandığı düşüncesiyle değerli çoğunluğun onama kararına katılmıyorum.24/09/2018
- Staj ücret alacağı davalarında Adli yargı görevlidir. Görevli mahkeme ise Asliye Hukuk Mahkemesidir.
3308 Sayılı kanun kapsamında açılan staj ücret alacaklarına ilişkin davalar özel hukuk hükümleri çerçevesinde düzenlenen bir sözleşmeden kaynaklanmaktadır. Bu davaların konusu bir hizmet karşılığı hak kazanılan ücret alacağıdır. Hak edilen ücretin yasada belirtilen esaslara göre hesaplanması, stajın kamu kurum ve kuruluşlarına bağlı işletmelerde yapılması ve hatta eğitimin kamuya ait okullarda görülmesi staj ücretine ilişkin davaya idari nitelik kazandırmaz. Staj ücretine ilişkin davalar adli yargı kapsamındadır. Staj ücret alacaklarına ilişkin davalar oldukça artmasına rağmen halen mahkemeler bu davalarda idari yargının görevli olduğunu düşünerek yanılgıya girmektedir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2/b maddesinde “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davasının” idari yargı yerinde bakılacağı düzenlenmiştir. Kanunda açıkça belirtildiği üzere bir davanın idari yargı alanına girmesi uyuşmazlığın idari işlem ve eylemden kaynaklanmasına bağlıdır. Ayrıca İdari davalarda davalı her zaman İdaredir. Staj ücretine ilişkin davaların konusu bir idari işlem ve eyleme dayanmadığı gibi bir şahsa bağlı olarak veya özel işletmelerde de staj yapılması mümkün olduğundan davalının her şartta idare olması da söz konusu değildir. YARGI YOLUNA İLİŞKİN YARGITAY KARARI. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2018/3886 E. , 2019/1545 K. "İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı ... aleyhine 06/10/2015 gününde verilen dilekçe ile staj eğitimi nedeniyle alacak istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; dava idari işlemden kaynaklandığından mahkemenin görevsizliğine dair verilen 21/12/2015 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, staj ücreti alacağı istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Davacı, ... Kız Meslek Lisesinde öğrenciyken staj yaptığını, staj ücretinin ödenmediğini belirterek staj ücreti alacağının tahsilini istemiştir. Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, salt idari sözleşmeden kaynaklı işlem olduğu gerekçesiyle, davanın yargı yolu nedeniyle reddine karar verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2/b maddesinde “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davasının” idari yargı yerinde bakılacağı düzenlenmiştir. Somut olayda; davacı, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 25. maddesine dayanarak özel hukuk hükümleri çerçevesinde hizmet karşılığı ve yasada belirtilen esaslara göre hesaplanacak staj ücreti alacağını talep etmektedir. Bu durumda, uyuşmazlığın çözümünde adli yargı yerinin görevli olması nedeniyle, işin esasına girilip esas hakkında bir karar verilmesi gerekirken, yargı yolu nedeniyle davanın reddine karar verilmiş olması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir. SONUÇ: Temyiz edilen kararın yukarıda gösterilen nedenlerle BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 18/03/2019 gününde oy birliğiyle karar verildi. GÖREVE İLİŞKİN YARGITAY KARARI Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2017/1777 E. , 2018/8598 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı mahkemenin görevsizliği nedeniyle davanın usulden reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü. K A R A R Davacı, ...’nden mezun olduğunu, öğrencilik döneminin 2010 Eylül ayından2013 yılının Haziran ayına kadar kesintisiz olarak davalı kuruma bağlı okulda staj yaptığını, müfredat gereği kesintisiz staj yapmasına rağmen 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu kapsamında ödenmesi gereken staj ücretinin kendisine ödenmediğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 1.400,00 TL ödenmeyen staj ücreti alacağının hakkın doğum tarihinden itibaren işleyecek bankalara uygulanan en yüksek mevduat faiziyle birlikte davalıdan tahsilini istemiştir. Davalı, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, Tüketici Mahkemeleri’ne görevsizlik kararı verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir. Dava, öğrenim sırasındaki staj eğitimi nedeniyle ödenmesi gereken ücretin tahsili istemine ilişkindir. 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 3. maddesine göre tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, tüketici işlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekalet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi ifade eder. 6502 sayılı yasanın 73. maddesi bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür. Bir hukuki işlemin sadece 6502 Sayılı yasada düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığı tüketici mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Bir hukuki işlemin 6502 sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir. Somut olayda, davacı, meslek lisesinde öğrenim görürken mevzuat gereği davalı kuruma bağlı birimde staj yaptığını ancak davalı kurumun 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun 25. maddesi uyarınca ödenmesi gereken staj ücretini ödemediğini ileri sürerek alacak isteminde bulunmuş olup, davacı meslek öğrenme/edinme faaliyeti kapsamında hareket ettiğinden tüketici sıfatına haiz değildir. Bu durumda, taraflar ilişkinin 6502 sayılı yasa kapsamı dışında kaldığı anlaşılmaktadır. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamı dışında kaldığına göre davaya bakma hususunda genel mahkemeler görevlidir. O halde, mahkemece, işin esasına girilerek hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu Tüketici Mahkemesi’ne görevsizlik kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/III-3 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 27/09/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.
- Staj ücreti nasıl hesaplanır?
Mesleki ve teknik eğitim gören lise ve üniversite öğrencileri mesleki bilgi, beceri, tutum ve davranışlarını geliştirmeleri, sektörü tanımaları, iş hayatına uyumları, gerçek üretim ve hizmet ortamında yetişmeleri amacıyla işletmelerde staj yaparlar. 3308 Sayılı Kanun işletmelerde mesleki eğitim gören öğrenciler ile mesleki ve teknik ortaöğretim okul ve kurumlarında staj veya tamamlayıcı eğitim gören öğrencilere asgari ücretin net tutarının; yirmi ve üzerinde personel çalıştıran işyerlerinde yüzde otuzundan, yirmiden az personel çalıştıran işyerlerinde yüzde onbeşinden, aday çırak ve çırağa yaşına uygun asgari ücretin yüzde otuzundan aşağı ücret ödenemeyeceğini düzenlemiştir. Kanun gereği stajyerlere yapmış olduğu stajlar için ücret ödenmesi zorunludur. Öğrenci stajını yirmi ve üzerinde personel çalıştıran bir işyerinde yapmış ise öğrenciye en az asgari ücretin %30 ' u kadar ücret ödenmelidir. Staj yirmiden az personel çalıştıran işyerlerinde yapılmış ise öğrenciye en az asgari ücretin %15 kadar ücret ödenmelidir. Ancak yapılacak hesaplamada asgari geçim indirimi hesaba dahil edilmez.Asgari Geçim İndirimi medeni duruma göre ve çocuk sayısına göre değişiklik gösteren 16 yaşından büyük çalışanların asgari geçimini sağlayacak kısmının toplam gelirinden çıkarılmasıyla vergi dışı bırakılmasıdır. AGİ ücreti çalışanlara vergisel açıdan tanınan ek bir avantajdır olduğundan esasen staj ücreti ile hiç bir ilgisi bulunmamaktadır. Asgari ücretin belirlenmesinde AGİ ücreti de hesaba dahil edildiğinden staj ücreti hesaplamalarında AGİ ücretinin asgari ücretten çıkartılması ve kalan ücretin yüzdesi alınmak suretiyle hesaplama yapılması gerekmektedir. 2020 Yılında stajyer öğrenciler ne kadar ücret alacak? 2020 yılı net asgari ücreti = 2324,70 TL Agi ücreti = - 220.68 TL ---------------- 2104,02 TL Esas alınacak asgari ücret tutarı. Staj yirmi ve üzerinde personel çalıştıran bir işyerinde yapılmış ise; 2104,01 TL' nin %30' u = 631,20 TL Öğrenci staj yaptığı her ay için en az 631,20 TL ücret alacaktır. Staj yirmiden az personel çalıştıran işyerlerinde yapılmış ise; 2104,01 TL' nin %15' u = 315,60 TL Öğrenci staj yaptığı her ay için en az 315,60 TL ücret alacaktır. Staj görme süresi eğitim veren bölüme göre değişmektedir. Ancak sağlık sektörü gibi bir çok alanda öğrenciler en az 12 ay staj yapmaktadır. Öğrenim dönemi boyunca stajyerler yaklaşık 2020 Yılı için 7574,00 TL ücret almaktadır. Bir çok özel okul veya özel işletme stajyerlerin hizmetinden yararlanmasına onlara kanunen verilen ücret hakkını vermemektedir. Staj ücreti alma hakkının kanuni bir hak olduğunu unutmayınız. Staj ücretinizi almadıysanız. Hukuki yollara başvurmaktan çekinmeyiniz.
- Satış vaadi borçlusuna karşı Elatmanın önlenmesi davası açılabilir mi?
Satış vaadi sözleşmesi yapılmasına rağmen özleşmeye konu taşınmazın mülkiyeti satış vaadi borçlusu üzerinde kalır. Taşınmaz mülkiyeti ancak tescille kazanılacağından vaat borçlusu taşınmazın maliki olmaya devam eder (TMK m.705). Dolayısıyla, vaat borçlusu o taşınmazı dilediği gibi kullanmaya devam edebilir (TMK m.683). Satış vaadi sözleşmesinin alacaklı olan tarafa sağladığı hak, kişisel hak niteliğinde olduğundan mülkiyet hakkı ile kişisel hakkın çatışması halinde üstün hak sahibi mülkiyet hakkı sahibidir. Bu nedenle, mülkiyeti devralmadan vaat alacaklısının sözleşmeye dayanarak kayıt maliki olan vaat borçlusuna karşı açacağı elatmanın önlenmesi davası dinlenemez. Bu nedenle vaat alacaklısının öncelikle tapu iptal ve tescil davası açması, vaat borçlusu üzerindeki tapu kaydını iptal ettirdikten sonra elatmanın önlenmesi talebinde bulunması gerekir. Satış vaadi alacaklısının hapis hakkı Satış vaadi sözleşmesine konu taşınmaz vaat alacaklısına teslim edilmiş ise hapis hakkı bulunduğundan ödemiş olduğu satış bedeli vaat alacaklısına geri verilinceye kadar taşınmazı kullanmaya devam eder. Satış vaadi alacaklısı üçüncü kişilere karşı Elatmanın önlenmesi davası açılabilir mi? Vaat alacaklısı bu taşınmaza üstün bir hakka dayanmadan haksız olarak müdahalede bulunan üçüncü kişilerin elatmalarının önlenmesini isteyebilir. Bu tür bir istemin dayanağı satış vaadi sözleşmesiyle kazanılan kişisel haktır.
- Satış işlemi yapılmamış ise davacının tespit davası açmakta hukuki yararı vardır.
Tespit davası açılması için hukuki yarar bulunmalıdır. Taraflar arasında görülmekte olan bir ortaklığın giderilmesi davasının varlığı ya da taşınmazın veya üzerinde bulunan muhdesatın kamulaştırma işlemine tabi tutulması halinde taşınmaz üzerinde bulunan muhdesatlar hakkında aidiyetin tespiti davası açılmasında hukuki yarar bulunduğu benimsenmektedir. Ortaklığın giderilmesi davasında satış kararı verilmesi ve bu karar kesinleşmiş olması mülkiyetin tespiti davasına engel olmayıp, taşınmazın satış işlemlerine henüz başlanmamış ise hukuki yararın olduğu kabul edilmelidir. Emsal Yargıtay Kararı Yargıtay 4.Hukuk dairesi 05.06.2000 Tarih 3323/5387 Karar ...Dava konusu binanın bulunduğu taşınmazın sahipleri, buraya kat karşılığı apartman inşa ettikten sonra bazı dairelerini üçüncü kişilere satmışlardır. Apartmanda kat mülkiyeti ve irtifakı kurulmadığından binadan daire satın alanlar, tapudaki işlemlerde arsadan hisse satın almışlardır. Davacı da binada daire sahibi ve tapuda 2/18 oranında hissedardır. Diğer ortakların paydaşlığın giderilmesi davası açmaları sonucu Sulh Hukuk Mahkemesi ortaklığın satış yolu ile giderilmesine karar vermiş ve karar 04.03.1996 tarihinde onanarak kesinleşmiştir. Taşınmazın henüz satışı gerçekleşmiş değildir. Şu durum karşısında; ortaklığın satış yolu ile giderilmesine karar verildikten sonra henüz satış işlemi yapılmadığına göre davacının tespit davası açmakta hukuki yararı vardır. Bu nedenle mahkemenin hukuksal yarar yokluğundan davayı reddetmiş olması doğru görülmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
- Taraflarca kaza tutanağı düzenlenmesi şartları nelerdir? Kaza tutanağı nasıl indirilir?
Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi tarafından hazırlanan boş kaza tutanağı aşağıda sunulmuştur. Ancak bu tutanak sadece maddi hasarlı trafik kazalarında ve taraflar arasında uyuşmazlık yok ise taraflarca doldurulabilir. Hangi hallerde kaza tutanağı taraflarca tutulamaz? Aşağıdaki durumlarda taraflarca kaza tutanağı düzenlenmesi çok büyük zararlara yol açacaktır. Bu sebeple aşağıda belirtilen sebeplerden biri mevcut ise bu kaza tutanağı DOLDURULMAYACAKTIR. Aşağıda sayılan durumlarda 155 veya kaza mahalli Jandarma Bölgesi ise 156 numaralı telefondan trafik zabıtasına haber vermeniz gerekmektedir. 1- Taraflardan biri sürücü belgesiz motorlu araç kullanılıyorsa veya yetersiz sürücü belgesi ile motorlu araç kullanılıyorsa. Örneğin kaza yaptınız ancak karşı tarafın sürücü belgesi yok veya yanında değil ise veya motor ehliyeti olmasına rağmen, kamyon kullanıyor ise kaza tutanağının taraflarca tutulmaması gerekir. 2-Sürücülerden birinin yaşı küçük ise alkol veya akıl sağlığı şüphesi varsa, Örneğin yaşı küçük olan bir şahıs araç sürerek kazaya karışmış ise bu şahıs kusursuz olsa bile tutanak taraflarca tutulmayacaktır. 3-Kazaya karışan araçlardan biri veya daha fazlası kamu kurumlarına ait ise, Örneğin Kamu Kurumu olan Belediye aracı ile kazaya karışmış iseniz taraflarca tutanak tutulamaz. 4-Kamu kurumlarına ait eşyada zarar meydana gelirse, Kazaya karışan araçlar kaldırım, ağaç, trafik lambası gibi kamuya ait bir mala zarar vermiş ise tutanak taraflarca tutulamaz. 5-Trafik Kazasında sadece 3 üncü kişilere ait eşyalara zarar gelirse, 6-Kazaya karışan araçlardan birinin veya birkaçının trafik sigortası yok ise, (Yurtdışından gelen araçlar için düzenlenmiş Yeşilkart-Green Card belgesi de trafik sigortası yerine geçmektedir) 7-Trafik kazası ölüm ve/veya yaralanma ile sonuçlanmışsa. Eğer trafik kazası sonucu ağır olmasa bile bir yaralanma oluşmuş ise taksirle yaralama eylemi oluşmuştur. Suç oluşturan bir eylem bulunduğundan tutanağın taraflarca tutulması çok büyük hak kayıplarına sebep olmaktadır. Kaza anında en ufak yaralanma şüphesi var ise tutanağın mutlaka polis tarafından tutulmasında fayda vardır. Ayrıca gecikmeksizin adli merciden yaralanmaya ilişkin rapor alınmalıdır. Mümkün olan durumlarda araçlar kaza yerinden kaldırılmadan önce farklı açılardan fotoğrafları çekilmelidir. Tutanakların bir sureti fotoğraflarla beraber karşı tarafın veya kendi aracınızın trafik sigortası poliçesini tanzim eden sigorta şirketine veya kasko poliçesinden tazminat talep edilecekse aracınızın kasko sigortası poliçesini tanzim eden sigorta şirketine ulaştırılmalıdır. İkiden fazla aracın karıştığı trafik kazalarında birden fazla form kullanılabilir. Bu durumda, her bir form tüm sürücüler tarafından imzalanmalıdır. İmzalar için formun alt tarafındaki boş alan kullanılabilir.
- Tüm arsa sahipleri ile sözleşme imzalamayan yüklenici TMK' nın 724.maddesinden yararlanabilir mi?
Yüklenici, kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile taşınmazın özgülendiği amaç da değişeceğinden sözleşmenin arsa sahiplerinin tamamı ile yapılması zorunludur. Eğer yüklenici arsa maliklerinden biri veya bir kısmı ile sözleşme yapmış ve diğer malikler bu sözleşmeye açık veya örtülü rıza göstermemiş iseler yüklenici Medeni kanunun 724.Maddesine göre iyi niyetli kabul edilemez. Yargıtay 23.Hukuk Dairesi 07.04.2016 Tarih 2015/2892 Esas Sayılı Kararı Davaya konu olan C/l bağımsız bölüm numaralı yerde karşılıklı olarak feshinden sonraki dönemde yapıldığı, taşınmazın arsa bedelinin 1.126.452,66 TL, toplam yapı bedelinin 977.754,00 TL olduğu, hisseye düşen yapı bedelinin 607.433,00 TL olarak hesaplandığı, TMK'nın 692. maddesine göre paylı mülkiyete tabi arazide haksız inşaat yapılması durumunun söz konusu olduğu, TMK'nın 724. maddesine göre yapının değeri açık olarak arsanın değerinden fazla ise iyiniyetli tarafın uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini isteyebileceği, her ne kadar yapılan hesaplamalara göre yapının değerinin açıkça arsanın değerinden fazla olduğu görülse de, davaya konu yerin sınırlarının belli olması ve tapu kayıtlarında yapılacak bir inceleme ile bu ver üzerinde N. A.’in paydaş olarak mülkiyet hakkına sahip olduğunun tespit edilebilmesi karsısında davacının iyiniyetli olmadığı, bu sebeple bedelsiz veya bedel karşılığı tapu iptali ve tescil taleplerinin yerinde olmadığı, davacı taraf terditli olarak bina değerinin verilmesini de talep etmişse de, davaya konu taşınmazın halen davacı tarafın zilyetliğinde bulunması sebebiyle taşınmazdaki kullanımlarının devam ettiği, bu aşamada şahsi hak niteliğindeki bedel taleplerinin de mümkün bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş, kararı davacı vekili temyiz etmiştir. Dairemizin 6.11.2014 gün ve 2014/1259 esas 2014/7010 karar sayılı ilamı ile, mahkemece, taşınmazın çaplı olması sebebiyle davacı tarafın iyi niyetinden bahsedilemeyeceği gerekçesine davalı olarak davacı tarafın diğer istemleri gibi bina değerinin verilmesi isteminin de reddine karar verilmesiyle yetinilmesi gerekirken, davaya konu taşınmazın davacının zilyedliğinde bulunduğu ve kullanımının devam ettiği, bu aşamada şahsi hak niteliğindeki bedel taleplerinin kabulünün mümkün olmadığı gerekçesine de dayanılması doğru olmamış ise de, sonucu itibariyle doğru olan kararın, HUMK'un 438/ son maddesi uyarınca gerekçesi kısmen değiştirilerek onanmasına karar verilmiştir.. ”
- Kat karşılığı inşaat sözleşmeleri
Kat karşılığı inşaat sözleşmeleri açıkça kanunda düzenlenmemiştir. Bu sözleşme eser sözleşmesini ve taşınmaz satış vaadi sözleşmesini içerdiğinden uyuşmazlıkların çözümünde eser ve taşınmaz satış vaadi sözleşmesi hükümlerinin yanında genel hükümler uygulanır. İnşat sözleşmelerinin çeşitlenmesi bir çok farklı uyuşmazlıkların ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu sebeple inşaat hukuku halen gelişmekte olan bir hukuk dalıdır. Gelişmekte olan hukuk dallarındaki uyuşmazlıkların çözümünde Güncel mevzuatları ve içtihatlar takip edilmeli ve olaya uygulanmalıdır. Sitemizde kat karşılığı inşaat sözleşmeleri ve kentsel dönüşüm sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar başta olmak üzere bir çok karar paylaşımı yapılmıştır.
- Nafaka alacaklarında emekli maaşı hangi oranda haczedilir? Haciz usulü nedir?
Nafaka takiplerinde genellikle birikmiş nafaka ile işleyen nafaka olmak üzere iki ayrı nafaka alacağı bulunur. Takip sadece birikmiş nafaka ve işleyen nafaka alacakları için yapılmış ise borçlunun maaşından öncelikle işleyen nafaka kesilir. İşleyen nafaka kesildikten sonra kalan tutar üzerinden birikmiş nafaka için dörtte bir oranında kesinti yapılır. Burada önemli olan husus dörtte bir oranındaki kesintinin toplam maaş üzerinden değil, işleyen nafaka düşüldükten sonra kalan tutar üzerinden yapılmasıdır. Kanunda maaştan işleyen nafaka kesildikten geri kalan kısmından ne kadarının borçlu ve ailesinin geçimleri için gerekli olduğu tesbit edilmek suretiyle bir belirleme yapılması gerektiği belirtilmiş ise uygulamada böyle bir belirleme yapılmamaktadır. Kanunun hükmü gereği doğrudan dörtte birlik kısmı için haciz işlenmektedir. Örneğin ; 10.000TL birikmiş nafaka ile 500 TL işleyen nafaka için 5.000 TL ' lik maaşa haciz konulacak ise Öncelikle her ay işleyen nafaka alacağı doğrudan kesilir. 5.000,00 -500,00 = 4.500,00 Kalan tutar. Kalan tutarın 1/4' ü üzerine birikmiş nafaka alacağı için haciz işlenir. 4500/4= 1125 TL Toplam konulan haciz 500+1125= 1.625 TL YARGITAY 12. Hukuk Dairesi ESAS: 2012/29765 KARAR: 2013/6396 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü: 17.04.2008 tarih ve 5754 Sayılı Yasanın 56.maddesi ile değişik 5510 Sayılı Yasanın 93.maddesine göre; “Bu kanun gereğince sigortalılar ve hak sahiplerinin gelir, aylık ve ödenekleri, sağlık hizmeti sunucularının Genel Sağlık Sigortası hükümlerinin uygulanması sonucu kurum nezdinde doğan alacakları, devir ve temlik edilemez. Gelir, aylık ve ödenekler 88.maddeye göre takip ve tahsili gereken alacaklar ile nafaka borçları dışında haczedilemez.” Anılan yasa hükmü 2008 yılı Ekim ayı başında yürürlüğe girmiş olup, işçi emekli maaşlarını da kapsar. Diğer taraftan İİK.nun 83. maddesinde "…. tekaüt maaşları……borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra müdürünce lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczolunabilir. Ancak haczolunacak miktar bunların dörtte birinden az olamaz. Birden fazla haciz var ise sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez" düzenlemesine yer verilmiştir. Somut olayda, ilama bağlanan (aylık 550,00 TL. tedbir nafakası olarak hükmedilen, kararın kesinleşmesi ile yoksulluk nafakası olarak devamına karar verilen) nafaka alacağının tahsilini teminen ...İcra Müdürlüğü'nün 2011/14475 sayılı takip dosyası ile yapılan ilamlı takip sonucu aylık nafaka için borçlunun almakta olduğu emekli maaşının 550,00TL.sinin, birikmiş nafaka için de 1/4'ünün haczine karar verilmiştir. Borçlu icra mahkemesine başvurarak, birikmiş nafaka ve tazminat alacağı için ayrıca maaşının 1/4'üne haciz konulmasının yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek haczin kaldırılmasını istemiştir. Nafaka borcunun özelliği göz önünde tutularak ve nafaka ilamının da borçlu aleyhinde icrasının istenmiş olduğu değerlendirilerek, cari aylık nafakanın, borçlunun almakta olduğu emekli maaşından her ay tamamen kesildikten sonra, geri kalan kısmından ne kadarının borçlu ve ailesi efradının geçimleri için gerekli olduğu tesbit edilmek suretiyle ve kalan maaş ve ücretin dörtte birinden aşağı olmamak kaydıyla birikmiş nafaka alacağı için kesinti yapılması gerekir. Bu itibarla mahkemece, borçlunun şikayetinin, tazminat alacağı ayrık tutularak ve yukarıda açıklanan kıstaslar dikkate alınarak değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile hüküm tesisi isabetsizdir. SONUÇ :Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.'nun 366. ve HUMK.'nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 28/02/2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.
- Tebliğ mazbatasına araştırma yapılan ve haber bırakılan komşu isimlerinin yazılması zorunludur
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2019/13813 Esas, 2020/186 Karar "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Şikayetçi borçlular ... ve...., icra mahkemesine başvurusunda diğer fesih nedenleri ile birlikte satış ilanı tebliğinin usulsüz olduğunu ileri sürerek ihalenin feshini talep ettikleri, ilk derece mahkemesince davanın reddine, ihale bedelinin %10’u oranında para cezasının davacılardan alınarak hazineye irat kaydına karar verildiği, borçlular tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir. Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de; Borçlu ... yönünden yapılan incelemede; takip dosyasında bulunan satış ilanı tebligatının borçlunun takip talebinde belirtilen adresinde TK'nun 21/1. maddesine göre yapıldığı görülmektedir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun “Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina” başlıklı 21/1. maddesinde; “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru, tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır” hükmü yer almaktadır. Madde metni, iki hali birlikte düzenlemiştir. Bunlardan ilki “adreste bulunmama”, diğeri ise “tebellüğden imtina”dır. Muhatabın adreste bulunmaması halinde tebliğ memurunun ne şekilde davranması gerektiğini düzenleyen Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 30. maddesinin birinci fıkrasında; “Adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine meşruhat verilerek çıkarılan tebligatlar hariç olmak üzere, muhatap veya muhatap adına tebliğ yapılabilecek olanlardan hiçbiri gösterilen adreste sürekli olarak bulunmazsa, tebliğ memurunun, adreste bulunmama sebebini bilmesi muhtemel komşu, yönetici, kapıcı, muhtar, ihtiyar heyeti veya meclisi üyeleri, kolluk amir ve memurlarından araştırarak beyanlarını tebliğ mazbatasına yazıp imzalatması, imzadan çekinmeleri halinde bu durumu yazarak imzalaması gerekir” hükmüne yer verildiği, Tebligat Kanunu'nun ''Tebliğ Mazbatası'' başlıklı 23. maddesinin 7. bendinde; ''21. maddedeki durumun tahaddüsü halinde bu hususlara mütaallik muamelenin yapıldığının, adreste bulunmama ve imtina için gösterilen sebebin tebliğ mazbatasına yazılmasının" emredildiği, "Tebliğ mazbatasında bulunması gereken bilgiler ve tanzimi'' başlıklı Tebligat Yönetmeliğinin 35. maddesinin (f) bendinde ise; ''30. ve 31. maddelerdeki durumların gerçekleşmesi halinde bu hususlarla ilgili hangi işlemlerin yapıldığının, adreste bulunmama ve kaçınma için gösterilen sebebin tebligat mazbatasına yazılacağının düzenlendiği görülmüştür. Burada Yönetmeliğin 30. maddesi, tebliğ memuruna ilgilinin neden adreste bulunmadığını “tahkik etme” görevini yüklemiştir. Buna göre tebliğ memuru, tahkik etmekle kalmayıp, tevsike yönelik olarak yaptığı tahkikatın sonucunu Tebligat Kanunu'nun 23/7. ve Tebligat Yönetmeliğinin 35/f maddeleri gereğince tebliğ evrakına yazacak ve maddede açıkça belirtildiği üzere ilgilisine imzalatacaktır. Ancak bu şekilde, yapılan işlemin usulüne uygun olup olmadığı hakim tarafından denetlenebilir. Muhatabın, tebliğ adresinde ikamet etmekle birlikte, kısa ya da uzun süreli ve geçici olarak adreste bulunmadığının, tevziat saatlerinden sonra geleceğinin beyan ve bunun tevsik edilmesi halinde ancak, maddede sayılanlardan, örneğin muhtara imza karşılığı tebliğ edilip, 2 numaralı fişin kapıya yapıştırılması ve komşunun durumdan haberdar edilmesi işlemlerine geçilebilecektir. Tahkikatta muhatabın adresten kesin olarak ayrıldığının ya da öldüğünün veya tebligatın, tebliğ evrakında belirtilen tarihten önce yapılamayacağının anlaşılması halinde Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinin 2., 3., 4. ve 5. fıkraları gereğince işlem yapılacaktır. Bu itibarla; Tebligat Yönetmeliğinin 30. maddesinde öngörülen şekilde ve maddede belirtilen kişilere sorularak imzaları da alınmak suretiyle, imzadan çekinmeleri halinde, bu husus da belirtilerek, Tebligat Yönetmeliğinin 35. maddesi gereğince muhatabın adreste geçici olarak bulunmama sebebi ve tevziat saatlerinden sonra geleceği “tevsik edilmeden”, Tebligat Kanunu’nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligat işlemi geçersizdir. Zira bu belgeleme işlemi, devamı işlemleri belirlemesi yanında muamelenin doğru olup olmadığına karar verilmesi yönünden yardımcı olacak ve tebliği isteyen makam ve hakimin denetimini sağlayacaktır. Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine göre yapılan tebligatlarda tebliğ tarihi, maddenin son cümlesinde açıkça belirtildiği üzere, iki numaralı fişin, yani ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarihtir. Tebliğ tarihinin bu şekilde belirlenmesi ve geçerli sayılabilmesi, tebliğ memurunun yukarıda açıklanan araştırmayı mutlaka yapmasına ve belgelemesine bağlıdır. Tebligat Kanunu'nun 21/1. ve Tebligat Yönetmeliği'nin 30/1. maddeleri uyarınca; yapılacak tebliğ işleminde muhatap adreste bulunmaz ise, adreste bulunmama nedeninin yönetmelikte belirtilen kişilerden beyanının alınması, beyanda bulunan kişinin mutlaka adı ve soyadının ve sıfatının tebligat parçasına yazılması gerekir. Aksi halde yapılan tebliğ işlemi geçersiz olur. Somut olayda, borçlu ...’a çıkarılan satış ilanı tebliğ mazbatası üzerine; "Adresin kapalı olması sebebiyle komşusundan soruldu geçici olarak işe gittiğini beyan etmiş olup imza atmaktan kaçınmıştır..... muhtarına teslim edilerek 2 nolu haber kağıdı kapısına yapıştırılmış olup durumdan komşusu ... Güneş haberdar edilmiştir" şerhi düşülmek suretiyle, tebliğ işleminin yapıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere Tebligat Kanunu'nun 21/1. ve yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere Tebligat Yönetmeliği'nin 30/1. maddesi hükmü uyarınca yapılacak tebliğ işleminde muhatap adreste bulunmaz ise, adreste bulunmama nedeninin araştırılarak komşu (kapıcı, yönetici) beyanının alınması, beyanda bulunan komşunun mutlaka adı ve soyadının ve komşu olduğunun tebligat parçasına yazılması gerekir (HGK'nun 05/06/1991 tarih ve 91/12-258 E. - 91/344 K. sayılı kararı). Somut olayda mazbatada beyanda bulunan komşunun adı ve soyadının yazılmadığı görülmüş olmakla, her ne kadar haber bırakılan komşunun adı ve soyadı belirtilmiş ise de yasa ve yönetmelik gereğince araştırma yapılan komşu ile haber bırakılan komşunun farklı kişiler olabileceği, aynı kişi olmasının gerekmediği; mazbatada haber bırakılan komşu ile beyanı alınan komşunun isimlerinin yazılması yada aynı kişiyse bu hususun belirtilmesinin gerektiği, ancak bu zorunluluğa riayet edilmediği anlaşıldığından, borçlu ...’a yapılan satış ilanı tebliğ işlemi usulsüzdür. İİK'nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya tebliğ edilmelidir. Borçluya satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi, başlı başına ihalenin feshi sebebidir. O halde borçlulardan... İnş. San ve Tic. Ltd. Şti.’ne çıkarılan satış ilanı tebligatının usulüne uygun tebliğ edildiği anlaşılmakla, ilk derece mahkemesinin borçlu şirket yönünden kararı isabetli olmakla birlikte, borçlu ... yönünden şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile borçlu ... yönünden davanın reddi şeklindeki hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın borçlu ... yönünden bozulması gerekmiştir. SONUÇ : Borçlu ...’ın temyiz isteminin kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi...Hukuk Dairesi'nin 22.10.2019 tarih ve 2019/955 E.-2019/1007 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA ve ... 2. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 28.05.2019 tarih ve 2019/99 E. - 2019/33 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de, Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14/01/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.
- Geçersiz sözleşmede yüklenicinin mimari ve statik proje bedelleri talebi
Arsa maliki ile müteahhit arasındaki sözleşme geçersiz ise yüklenici geçersiz sözleşmeye dayanarak iyi niyetle yapmış olduğu faydalı giderleri arsa maliklerinden talep etmesi mümkündür. Mimari ve Statik proje bedellerinin talep edilmesi için bu projelerin usulüne uygun düzenlenip yerinde uygulanabilir olması ve yetkili makamlarca onaylanması gerekmektedir. Kanuna aykırı bir projenin uygulanması mümkün olmayacağından bu projelerin arsa malikine menfaat sağlaması mümkün değildir. Menfaat sağlamayan bir projenin bedelinin talep edilmesi hakkaniyete ve kanuna uygun değildir. Y.15.HD. 17.01.2008 E.2007/413 K:157 LHD 2008/9 s.3161-31621 15. Hukuk Dairesi 2016/940 E. , 2017/1115 K. "İçtihat Metni" Mahkemesi:Asliye Hukuk Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün temyizen tetkiki davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü: - K A R A R - Dava, yapıldığı ileri sürülen eser sözleşmesinin davalı tarafça engellenmesi sonucu inşaatın yarım bırakılması nedeniyle yapılan masraf ve tüm harcamalar, uğranılan ticari zarar ile kâr kaybı alacaklarının tahsili istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle noterde ve resmi şekilde yapılmamış olması sebebiyle taraflar arasında geçerli olarak kat karşılığı inşaat sözleşmesi ilişkisinin kurulmadığının anlaşılmasına ve bu halde müspet zarar kavramında olan ticari zarar ile kâr kaybı alacaklarının talep edilmesinin mümkün bulunmamasına göre davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir. 2-Davacı tarafça, dava dilekçesinin 2. sayfa 3 ve 4. bentlerinde arsaların birleştirme işlemlerinin gerçekleşmesi için birleştirme harcı, aplikasyon, kroki bedelleri, tapu harçları, davalı yanın geçmiş dönem emlak vergileri, imar durumu bedelleri ve diğer tüm harcamaların davacı tarafça gerçekleştirildiği, inşaat yapım aşamasına geçmek için mimari, statik ve mekanik projeyi hazırlattıkları, belediyeden gerekli izin ve belgeleri aldıkları ve inşaata başlamak için ödenmesi gereken tüm harçları yatırdıklarını ileri sürerek bunların bedellerinin ödetilmesini de talep etmişlerdir. Tevhid sonucu oluşan tapu kaydına göre davacı ... ile davalı ... inşaatın yapılacağı ileri sürülen taşınmazda 1/2'şer pay sahibidir. Taraflar arasında geçerli şekilde kat karşılığı inşaat sözleşmesi kurulmamış olmakla birlikte yüklenicinin, davalı arsa sahibi yararına inşaat yapılacak arsayla ilgili bir kısım masraflar ve imalâtlar yapmış olması halinde masrafları ile imalâtların bedelini sebepsiz ./.. s.2 15.H.D. 2016/940 2017/1115 zenginleşme hükümleri uyarınca ve yapıldığı yıl mahalli piyasa rayiçleri uyarınca talep edebilir. Mahkemece teknik bilirkişiden alınacak ek raporla davacının dava dilekçesinin 2. sayfa 3 ve 4. maddelerinde belirtilen işlerle ilgili birleştirme kararı, aplikasyon, kroki bedelleri, tapu harçları, davalı yanın geçmiş emlak vergileri, imar durumu bedellerini ödeyip ödemediği, inşaatın yapılacağı iddia olunan arsa üzerinde yapılacak inşaatla ilgili mimari statik ve mekanik projeyi hazırlayıp hazırlamadığı, belediyeden gerekli izin ve belgeleri alıp almadığı, ödenmesi gereken harçları yatırıp yatırmadığı ve bu bentlerdeki harcama ve yapılan işlerin davalı arsa sahibi yararına ve projelerin uygulanabilir olup olmadığı, yararına ise projelerin yapıldığı yıl mahalli piyasa rayiçleri ile bedelleri hesaplattırılıp, yatırmış 17/04/2021 14:03 Yargıtay Bilgi İşlem Merkezi Müdürlüğü Tarafından Oluşturulmuştur. Sayfa 1 YARGITAY BAŞKANLIĞI ise davalının geçmiş dönem emlak vergi borçları dışındaki yapılan harcamalar ve çizdirilen projeler bedellerinden davacı ...'nun arsada 1/2 pay sahibi olduğu da gözönünde tutularak davalının arsa payı oranında hesaplattırılıp davalının, davacı tarafından ödemesi yapılan geçmiş dönem emlak vergi borçları bulunacak miktara eklenerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yanlış değerlendirme ile davanın tümden reddi doğru olmamış, kararın bozulması uygun bulunmuştur. SONUÇ: Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacının diğer temyiz itirazlarının reddine, 2. bent uyarınca kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 14.03.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.
- Sözlü kira sözleşmesinde ispat
Kira sözleşmesi Türk Borçlar Kanunu' nun 299.Maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre kira sözleşmesi,kiraya verenin, bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir. Kira sözleşmeleri kural olarak şekle bağlı değildir. Sözlü yapılabileceği gibi yazılı da yapılabilir. İspatı açısından yazılı yapılmasında yarar vardır. Kira sözleşmesi noterde resmi şekilde de yapılabilir. Tarafları en çok koruyan ve garanti altına alan kira sözleşmeleri noterde resmi şekilde yapılan kira sözleşmeleridir. Kira sözleşmesinin yazılı olması zorunluluğu olmadığından kira ilişkisinin varlığının ispatı sözlü kira akitlerinde önem kazanmaktadır. Noterce Düzenlenmiş yada onaylanmış kira sözleşmesinde imza inkarı mümkün olmadığından kira ilişkisini inkar etmekte mümkün değildir. Kira sözleşmesine dayanılarak açılan bir davada kira sözleşmesi sözlü olarak yapılmış ise sözleşmenin varlığı, davacı tarafından kanıtlanmalıdır. Kira ilişkisinin varlığı HMK 200.Maddesine göre çözümlenir. Sözlü yapılan kira sözleşmelerinde tanık dinlenir mi? Sözlü kira sözleşmesinin ispatı genel ispat şartlarına bağlıdır. Senetle ispat kuralı gereği mahkemeler yıllık kira miktarına göre tanık dinlenip dinlenmeyeceğine karar verir. Yıllık kira miktarı, tanık dinleme sınırının altında ise tanık dinletilebilir. sınırın üzerinde ise tanık mahkemece dinlenmez. Yemin deliline dayanılmış ise davacının davalıya yemin teklif etme hakkı bulunduğundan sorun yemine göre çözümlenir. Ayrıca davalının cevap dilekçelerinde ve duruşmadaki beyanları dikkate alınır. Kira Başlangıcı ve Süresi açısından Kira başlangıcı ve tutarı açısından yazılı belge varsa bunun aksi ancak yazılı belge ile ispatlanabilir. Sözlü akitte ise başlangıç ve süresi yönünden tarafların her zaman tanık dinletme imkanları vardır.(İspat için elektrik, doğalgaz ve su abonman tarihlerden yararlanılabilir). Davacının kira başlangıç tarih ve süresi olarak bildirdiği tarihe davalının karşı çıkması halinde ispat külfeti davacıda olduğundan davacı bu iddiasını kanıtlamak zorundadır. Davacı kanıtlayamadığı takdirde davalının bildirdiği tarih ve süreye itibar etmek gerekir. YARGITAY 3. Hukuk Dairesi 2020/1694 E. , 2020/2970 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ:SULH HUKUK MAHKEMESİ Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü: Davacı, dava dilekçesinde özetle; davalının kiracı olduğu taşınmazı 08/10/2010 tarihinde satın aldığını, davalıya 08/10/2010 tarihinde taşınmazı tahliye etmesi için ihtarname gönderdiğini, ... 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2011/705 Esas sayılı dosyası üzerinden yürütülen tahliye davasının 30/12/2011 tarihli duruşmasında davalının dükkanı teslim edeceğini belirttiğini ve teslim ettiğini, bu iki tarih arasındaki 14 ay 22 günlük kira bedelinin ödenmediğini belirterek aylık 2000 TL'den 14 ay 22 günlük kira alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı, cevap dilekçesinde özetle; taşınmazın öncesinde amcasına ait olduğunu, bu yerin gayrı resmi ortağı olduğunu, amcasına taşınmazdaki payına göre kira bedeli ödediğini, amcasının taşınmazı habersizce sattığını davacıdan öğrendiğini, resmi kayıtlarda sabit olduğu üzere 31/12/2010 tarihinde ticaretine son verdiğini, taşınmazı tahliye ettiğini, belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Mahkemece, davacı tarafından gönderilen ihtarnamenin usulüne göre tebliğ edilmediği, davalının taşınmazı 2010 yılı Aralık ayında terkettiği, davacının da dükkanın terkedildiğini doğruladığı, anahtarın teslim edilmemesinin kira akdinin devam ettiği anlamına gelmediği yeni malikle kira ilişkisinin devam etmediği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen karar, davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 2014/9286 E 2015/6173 K sayılı ilamıyla “(...)Kiracı satış tarihinden sonraki kira bedellerini yeni malike ödemek zorundadır. Kiralanan davacı tarafından satın alındıktan sonra davalıya gönderilen ve usulüne uygun olarak tebliğ edilen ihtarname ile yeni malik olduğu bildirilmiş olup, davalı ihtar tebliği ile satış tarihi arasındaki kira borcunu eski malike ödediğini kanıtlamadıkça bu süreye ilişkin kira bedellerini ve ihtarın tebliğinden sonraki kira bedellerini yeni malik olarak davacıya ödemekle yükümlüdür. Her ne kadar davalı tarafından kiralananın terkedildiği belirtilmiş ise de anahtarların usulüne uygun olarak davacıya teslim edildiği iddia ve ispat edilemediğine göre kira bedellerinin yeni malike ödenmesi gerekir. Bu sebeple yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.” gerekçesiyle bozulmuştur. Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda; kiralananın kira bedelinin aylık 1200 TL ile 2000 TL arasında olabileceğine yönelik tanık beyanları doğrultusunda kira bedelini 1200 TL ve 2000 TL olarak kabul ederek alternatifli hesaplama yapan bilirkişi raporuna dayalı olarak kiranın aylık 1200 TL olduğu kabulüyle 14 ay 18 günlük kira bedeli (14*1200)+(1200/30*18)= 17.520,00- TL’nin ve işlemiş yasal faizin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine dair verilen karar, davalı tarafça temyiz edilmiştir. Kural olarak, kira ilişkisinin varlığını ve aylık kira bedelinin ne kadar olduğunu ispat külfeti davacıya, davalı tarafından kabul edilen kira bedelinin ödendiğinin ispat külfeti ise davalıya düşer. Davacının talep ettiği yıllık kira miktarı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 200. maddesi uyarınca belirlenecek senetle ispat sınırının üzerinde ise davacı kira bedelini yazılı belge ile kanıtlamak zorundadır. Yazılı delille kanıtlanmadığı takdirde ise davalının kabulünde olan miktar esas alınmalıdır. Yine davalı da aynı koşullar altında yıllık kira bedelinin senetle ispat sınırının üzerinde olması durumunda kira borcunun ödendiğini yazılı belge ile ispat etmelidir. Somut uyuşmazlıkda davacı aylık kira bedelinin 2000 TL olduğunu iddia etmekle, yıllık kira bedeli HMK’nın 200. maddesinde öngörülen senetle ispat sınırının üzerindedir. Davalı taraf önceki malik ile sözlü kira sözleşmesi olduğunu kabul etmekle davacı bedel iddiasını yazılı delille ispatlayamamıştır. Ancak davalı asil yargılama sırasında duruşmadaki beyanında , davalı vekili ise temyiz dilekçesine karşı sunduğu cevap dilekçesinde kira bedelinin yıllık 1200 TL olduğunu kabul etmiştir. Bu durumda mahkemece davacının kira bedelinin aylık 2000 TL olduğu yönündeki iddiasını senetle ispat edemediği gözetilerek davalı tarafın kabulünde olan yıllık 1200 TL bedel üzerinden ödenmemiş kira bedelini hesaplamak üzere bilirkişi raporu aldırarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması hatalı olup usul ve yasaya aykırıdır. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK'nın 428. inci maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK' nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK' nın 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 15/06/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
- Teminat amacıyla düzenlenen satış vaadi sözleşmeleri geçerli değildir
Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi gerçekte taşınmaz mülkiyeti ileride alıcıya devredilmek amacı ile değil alacağa teminat olmak üzere yapılmış ise geçerli değildir. Dolayısıyla davacının geçersiz olan bu sözleşmeye dayanılarak mülkiyet nakli talep edilmesi mümkün değildir. Türk Medeni Kanununun “Rehnin paraya çevrilmesi-Paraya çevrilme şekli” başlıklı 873. maddesi hükmü; “Borç ödenmezse alacaklı, alacağını rehinli taşınmazın satış bedelinden elde etme hakkına sahiptir. Borcun ödenmemesi halinde rehinli taşınmazın mülkiyetinin alacaklıya geçeceğine ilişkin sözleşme hükmü geçersizdir…” şeklindedir. Yasanın ikinci fıkrasındaki hükmün amacı, alacaklının borçlunun ödemezlik durumundan yararlanarak taşınmazı elde etmesini önlemek, kısaca borçluyu korumaktır. Örnek Yargıtay Kararı; “… Dava, 03.06.2011 günlü satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Davalı, davanın reddini savunmuştur. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş olup, hükmü davalı vekili temyiz etmiştir. Kaynağını Borçlar Kanununun 22. maddesinden (6098 sayılı TBK m. 29) alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Borçlar Kanununun 213. maddesi (6098 sayılı TBK m. 237) ile Türk Medeni Kanununun 706. ve Noterlik Kanununun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanununun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin gerçekte taşınmaz mülkiyetinin ileride devredilmesi amacıyla değil alacağın teminatı olmak üzere yapılması halinde geçersiz olan bu sözleşmeye dayanarak mülkiyetin nakli talep edilemez. Somut uyuşmazlıkta; dava konusu edilen 03.06.2011 tarihli satış vaadi sözleşmesinden önce 07.05.2011 tarihinde 10 madde altında yapılan protokol başlıklı belge, dosya arasındaki lehtarı H.O., borçlusu …….. Gayrimenkul Dan. Tur. Oto San ve Tic. Ltd. Şti. olan 7.275.000.00 TL tutarlı bir adet çek, 29.09.2011 günlü davacı tarafından davalı tarafa gönderilen ihtarname içeriği ve bilhassa davacı vekilinin 29.02.2012 günlü duruşmadaki beyanları nazara dikkate alındığında; satış vaadi sözleşmesinin davacı şirketin davalı şirketten olan alacaklarını teminat altına almak üzere yapıldığı, gerçek amacın satış vaadi sözleşmesi olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemece, teminat amacıyla düzenlenen sözleşmenin geçerli olmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.”(Y. 14.H.D. 13.02.2013 T. 2012/11643 E. 2013/2107 K.)
- Kişisel Veri nedir?
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununda kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi olarak tanımlanmaktadır. Her türlü bilgi deyimi ile aslında sadece bireyin kesin teşhisini sağlayan ad, soyad, doğum tarihi, doğum yeri gibi bilgiler değil; aynı zamanda bireyin belirlenebilir kılınmasını sağlayan fiziki, ailevi, ekonomik, sosyal ve buna benzer özelliklere ilişkin bilgiler de kastedilmektedir. Kanunda, kişisel veriler sınırlı sayma yoluyla belirlenmediğinden, her somut olayın özelliğine göre kişisel verinin kapsamının genişletilmesi de mümkündür. Bu kapsamda, gerçek bir kişinin motorlu taşıt plakası, mülakat sonuçları, kullandığı elektronik cihazların IP adresleri, ses ve görüntü kayıtları, konum bilgisi, adli sicil kaydı, kredi kartı ekstreleri, sosyal medya beğenileri, parmak izleri vb. bilgiler de kişisel veri olarak tanımlanabilmektedir. Kanuna göre bir bilginin kişisel veri sayılması için öncelikle bir gerçek kişiye ait olması gerekmekte olup tüzel kişilere ilişkin veriler kişisel verinin tanımı dışında tutulmaktadır. ÖRNEK: Bir video gözetim sistemi tarafından yakalanan bireylerin görüntüleri bireylerin tanınabilir olması halinde kişisel veri kapsamında sayılabilir. ÖRNEK: Telefon bankacılığı sisteminde, müşterinin bankaya talimat verdiği ses kaydı kişisel veri olarak kabul edilebilir. ÖRNEK: Bir velayet davasında ailesine ilişkin çocuğa yaptırılan çizim, çocuğun ailesine karşı duygularını göstereceği için kişisel veri kapsamındadır. Diğer yandan, bu çizim aracılığıyla anne ve babanın aile içindeki davranışları da anlaşılabiliyorsa, çizim aynı zamanda anne ve babanın da kişisel verisi sayılır. ÖRNEK: Bir şirketin ticaret unvanı ya da adresi gibi tüzel kişiliğe ilişkin bilgiler (gerçek bir kişiyle ilişkilendirileceği durumlar hariç) kişisel veri sayılmamaktadır. Kişisel veri olabilmesi için bilginin, kimliği belirli ya da belirlenebilir gerçek bir kişiye ilişkin olması gerekmektedir. Belirli olma ifadesi, verinin bir gerçek kişinin doğrudan kimliğini gösterebileceği durumlar; belirlenebilir olma ifadesi ise herhangi bir kayıtla ilişkilendirilmesi sonucunda kişinin belirlenmesini sağlıyor olması anlamına gelmektedir. ÖRNEK: Ad ve soyad tek başına kişisel veridir ve bir gerçek kişiyi belirleyebilir. Ancak ad ve soyad her zaman bir gerçek kişiyi belirlemek için yeterli olmayabilir, bazı durumlarda bir gerçek kişiyi tespit edebilmesi için ad ve soyadı ile birlikte başka bilgilere de gerek duyulabilir. ÖRNEK: Yaygın olarak kullanılan ad ve soyadı kombinasyonları bakımından ad ve soyad tek başına bir kişiyi belirli kılmayabilir ama bir gerçek kişiyi belirlenebilir kılma özelliğinden dolayı her zaman kişisel veridir. Ad soyad, bazen tek olması halinde doğrudan ilgili kişiyi belirler bazen de birden çok olması halinde dolaylı olarak ilgili kişiyi belirler. Bu durum, ad ve soyadı kişisel veri olmaktan çıkarmaz. Benzer şekilde, bazı durumlarda ise ad ve soyadı belirtilmeden dahi bir kişinin belirlenmesi mümkün olabilmektedir. ÖRNEK: “A Kurumunun B biriminde çalışan, X marka ve kırmızı renkte araca sahip olan, orta yaşta ve kısa boylu bir erkek” ifadesi, bu tanıma uyan tek ir kişi olması durumunda bu kişiyi belirlenebilir kılması nedeniyle kişisel veri sayılır. ÖRNEK: Takma isimler, lakaplar tek başına veya başka kaynaklarla birleştirildiğinde kişiyi tanımlamayı sağlayacak nitelikte ise bu tarz veriler kişisel veri olarak kabul edilir. Ancak, yine de bilginin ait olduğu gerçek kişinin belirlenebilirliğinin tespitinde, her somut olay özelinde, verinin kişiyi tanımlayabilme kabiliyeti dikkate alınarak değerlendirme yapılmalıdır. Daha fazla bilgi için bakınız.. Adana KVKK Danışman
- Adi ortağın şahsi alacaklıları haklarını ancak, o şerikin tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilir
Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 02.05.2013, 7334/16715 Adi ortaklığın bir ortağının şahsi alacaklıları haklarını ancak, o şerikin tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler, ne var ki şirket sözleşmesinde bu kuralın aksi de kararlaştırılabilir. Adi ortaklığın malları üzerine haciz konulması halinde bu husus, ortaklardan her biri tarafından şikayet konusu yapılabilir. Takip tarihi itibariyle yürürlükte olan 6098 Sayılı T.B.K.nun 622-623. maddeleri gereğince adi ortaklıkta her ortak, şirketin karına iştirak hakkına sahip olduğundan ortağın kişisel alacaklıları, borçlu ortağın şirketteki kar payını İİK.nun 89. maddesine göre haczettirebilirler. Ayrıca, aynı kanunun 638.maddesine göre, adi ortaklığın tasfiye edilmesi halinde borçluya isabet edecek tasfiye payının da haczi mümkün bulunmaktadır. Bir diğer anlatımla, bir ortağın şahsi alacaklıları haklarını ancak, o şerikin tasfiyedeki payı üzerinde kullanabilirler, ne var ki şirket sözleşmesinde bu kuralın aksi de kararlaştırılabilir. Açıklanan bu hükümlere aykırı olarak adi ortaklığın malları üzerine haciz konulması halinde bu husus, ortaklardan her biri tarafından şikayet konusu yapılabilir. Somut olayda, her ne kadar bonoya dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip, S. İnşaat Taah....Ltd.Şti- M. İnşaat. Turz...Ltd.Şti Adi Ortaklığını oluşturan her iki şirket tüzel kişiliği aleyhine ayrı ayrı başlatılmış ise de, takibin kesinleşmesi üzerine alacaklı vekilinin talebi ile TOKİ'ye gönderilen 89/1 haciz ihbarnamesi ile S. İnşaat Taah....Ltd.Şti- M. İnşaat. Turz...Ltd.Şti Adi Ortaklığı adı altında adi ortaklığı oluşturan şirketlerin de adı yazılarak 3.kişideki istihkak alacakları üzerine haciz konulduğu görülmektedir. Olması gereken, iş ortaklığını oluşturan şirketlere ayrı ayrı haciz ihbarnamesi göndermektir. O halde mahkemece haciz ihbarnamesinin tebliğ edildiği tarihte tüzel kişiliği bulunmayan iş ortaklığının da adı yazılarak her iki şirketi de kapsayacak şekilde ortak haciz ihbarnamesi gönderilmesi yukarıda yazılı açıklamalara ve yasal düzenlemelere aykırıdır. Öte yandan, her ne kadar mahkemece Ankara 3. İcra Hukuk Mahkemesinin 2012/944 E.-849 K. sayılı kararı kesin hüküm olarak değerlendirilmiş ise de, her iki şikayetin konusunun benzer olsa da aynı olmadığı ve şikayete konu işlemlerin ayrı olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle anılan karar somut olayda kesin hüküm teşkil etmeyecektir. O halde, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile istemin reddine karar verilmesi isabetsizdir.
















