Arama Sonuçları
Search this site
Boş arama ile 116 sonuç bulundu
- Minibüs hattı ve plaka haczi nasıl yapılır?
Yargıtay 8.Hukuk Dairesi 05. 07. 2013, 5593/10535 Ticari plakalı bir minibüs hattının haczi plakaya konacak haciz ile gerçekleşir. Diğer bir ifadeyle minibüs hatları, plakaya bağlı olup onun mütemmim cüzüdür. Hat, plaka için verildiğinden, hattın haczi de, plakanın haczi ile gerçekleşmiş olur. Aynı doğrultuda plaka satıldığında hattın da satışı gerçekleşir. Bunların birlikte satılmasını zorunlu kılan ekonomik bütünlük olduğundan hat ve plakanın ayrı ayrı kıymet taktirleri yapılarak birbirlerinden bağımsız olarak satılmaları düşünülemez. Borçlu, adına kayıtlı 34 ... 587.. (ticari) plakalı minibüsün trafik kaydına haciz konması ve yakalanarak otoparka çekilmesi üzerine, minibüs hattının ekonomik değerinin bulunmadığı ve de mesleğini icra etmesi için bu araca ihtiyacı olduğundan bahisle haczin ve yakalamanın kaldırılmasını istemiştir. Mahkemece; İstanbul Büyükşehir Belediyesi (M) ve (TM) Seri Plakalı ve Hatlı Ticari Minibüs Yönergesi uyarınca minibüs hatlarının devrinin ve satışının özel düzenlemelere tabi kılındığı, bu nedenle minibüs hattının cebri icraya konu yapılamayacağından bahisle 34 ... 586.. plaka sayılı minibüs hattına konan haczin kaldırılmasına, araç üzerine konan haciz ve yakalamanın kaldırılması isteminin ise reddine karar verilmiştir. İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku ilkelerine göre asıl olan alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, kural olarak borçluların tüm mallarının haczi mümkündür. Bir malın haczedilememesi için yasal düzenlemenin bulunması zorunludur. Haczedilmezlik istisnai bir durum olduğundan, bu yöndeki düzenlemelerin de dar yorumlanması gerekir. Somut olayda borçluya ait 34 ... 587.. plaka sayılı aracın kayden ve fiilen haczi yapılmıştır. Ticari hayatta sürekli olarak alım ve satıma konu olan minibüs hatlarının ekonomik bir değerinin bulunmadığı ileri sürülemez. Ticari plakalı bir minibüs hattının haczi plakaya konacak haciz ile gerçekleşir. Diğer bir ifadeyle minibüs hatları, plakaya bağlı olup onun mütemmim cüzüdür. Hat, plaka için verildiğinden, hattın haczi de, plakanın haczi ile gerçekleşmiş olur. Aynı doğrultuda plaka satıldığında hattın da satışı gerçekleşir. Bunların birlikte satılmasını zorunlu kılan ekonomik bütünlük olduğundan hat ve plakanın ayrı ayrı kıymet taktirleri yapılarak birbirlerinden bağımsız olarak satılmaları düşünülemez. Bu nedenlerle Mahkemece, ticari plaka (minibüs hattı) üzerine konan hacze ilişkin şikayetinde reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir. Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 29.01.2013, 2012/30121 - 2013/2542 Hat, plakadan ayrı olarak bağımsız bir hacze konu olamaz. Ticari plakalı bir minibüs hattının haczi plakaya konacak haciz ile gerçekleşir. Diğer bir ifadeyle minibüs hatları, plakaya bağlı olup onun mütemmim cüzüdür. Hat, plaka için verildiğinden, hattın haczi de, plakanın haczi ile gerçekleşmiş olur. Aynı doğrultuda plaka satıldığında hattın da satışı gerçekleşmiş olur. Bunların birlikte satılmasını zorunlu kılan ekonomik bütünlük olduğundan hat ve plakanın ayrı ayrı kıymet taktirleri yapılarak birbirlerinden bağımsız olarak satılmaları düşünülemez. İstanbul 12. İcra Müdürlüğü'nün 2011/881.. Esas sayılı dosyasında, alacaklı T. Bankası T.A.O tarafından borçlular.... hakkında icra takibi başlatıldığı, söz konusu dosyadan 09.08.2010 tarihinde yazılan talimatta, rehne konu olan 34 .... 586.. plaka sayılı aracın, araç ve plaka, hat değeri ile birlikte ayrı ayrı fiili haczinin ve kıymet taktirinin yapılmasının talep edildiği, bahsi geçen minibüs niteliğindeki aracın Pendik 2. İcra Müdürlüğü'nün 2010/47.. Talimat sayılı dosyasından 23.08.2010 tarihinde fiilen haczedilerek, hat değerinin 500.000 TL, araç değerinin ise 10.000 TL olarak belirlendiği, 03.11.2010 tarihinde ise asıl icra dosyasından talimat yazılarak söz konusu aracın kesinleşen araç plaka ve hat değeri ile birlikte muhammen bedel üzerinden satılmasının talep edildiği, talimat icra müdürlüğünce ihale işlemlerinin gerçekleştirildiği görülmüştür. Borçlu tarafından ihalenin feshi istemi üzerine, İcra Mahkemesince 34 ... 5865 Plakalı minibüse ilişkin ihalenin feshini gerektirir usul ve yasaya aykırı bir durum olmadığı, araca ait hatta ilişkin olarak da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (M) ve (TM) Seri Plakalı ve Hatlı Ticari Minibüs Yönergesi uyarınca minibüs hatlarının devrinin ve satışının özel düzenlemelere tabi kılındığı, bu nedenle minibüs hattının cebri icraya konu yapılamayacağından bahisle 34 .. 58.. plaka sayılı minibüs hattına ilişkin talebinin kabulü ile, 09.02.2011 tarihinde yapılan ihalenin feshine, 34 M 58... plaka sayılı araca ilişkin ihalenin feshi talebinin ise reddine karar verilmiştir. İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku ilkelerine göre asıl olan alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, kural olarak borçluların tüm mallarının haczi mümkündür. Bir malın haczedilememesi için yasal düzenlemenin bulunması zorunludur. Haczedilmezlik istisnai bir durum olduğundan, bu yöndeki düzenlemelerin de dar yorumlanması gerekir. Somut olayda borçluya ait 34 M 58.. plaka sayılı aracın fiilen haczinin yapılarak makine değeri ile araca ait hattın değeri tespit edilmiştir. Ticari hayatta sürekli olarak alım ve satıma konu olan minibüs hatlarının ekonomik bir değerinin bulunmadığı ileri sürülemez. Hattın, satışa esas muhammen bedelinin 500.000 TL olarak tespit edilmiş olması da bunun ayrı bir göstergesidir. Ancak hat, plakadan ayrı olarak bağımsız bir hacze konu olamaz. Ticari plakalı bir minibüs hattının haczi plakaya konacak haciz ile gerçekleşir. Diğer bir ifadeyle minibüs hatları, plakaya bağlı olup onun mütemmim cüzüdür. Hat, plaka için verildiğinden, hattın haczi de, plakanın haczi ile gerçekleşmiş olur. Aynı doğrultuda plaka satıldığında hattın da satışı gerçekleşmiş olur. Bunların birlikte satılmasını zorunlu kılan ekonomik bütünlük olduğundan hat ve plakanın ayrı ayrı kıymet taktirleri yapılarak birbirlerinden bağımsız olarak satılmaları düşünülemez. Yapılan bu genel açıklamalardan sonra somut olayın incelenmesinde, talimat icra müdürlüğünce 23.08.2010 tarihinde yapılan fiili haciz ve kıymet taktirinde 34 M 58.. plakalı aracın hat değerinin 500.000 TL olarak tespit edildiği ve tespit edilen bu değer üzerinden ihalesinin gerçekleştirildiği, yapılan bu işlemde bir usulsüzlük bulunmadığı, ihalenin feshini gerektiren bir durum olmadığı görülmektedir. İcra Mahkemesi'nin 34 M 58.. plakalı araca ait hatta ilişkin olarak, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (M) ve (TM) Seri Plakalı ve Hat1ı Ticari Minibüs Yönergesi uyarınca minibüs hatlarının devrinin ve satışının özel düzenlemelere tabi kılındığı, bu nedenle minibüs hattının cebri icraya konu yapılamayacağına yönelik gerekçesi yerinde değildir. Satış işlemlerinde uyulacak esaslar, İİK'nun menkul malların satışını düzenleyen 112 ve devamı maddelerinde gösterilmiştir. Kaldı ki, söz konusu yönergede cebri satışı engelleyen bir düzenleme de bulunmamaktadır. O halde mahkemece, şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 01.04.2013, 4989/12335 Hat, plakadan ayrı olarak bağımsız bir hacze konu olamaz. Ticari plakalı bir minibüs hattının haczi plakaya konacak haciz ile gerçekleşir. Alacaklı, …………. plakalı minibüsün, plakasının ticari değeri bulunduğundan araçtan ayrı olarak satılmasına ilişkin başvurusunun İcra Müdürlüğünce reddedilmesine dair kararın iptalini talep etmiş, Mahkeme, araç fiilen ele geçirilip muhafaza altına alınmadığından satışın yapılmasının hukuken mümkün olmadığından talebin reddine hükmetmiştir. Alacaklının temyizi üzerine, mahkeme kararının, Dairemizce onandığı, alacaklının bu defa karar düzeltme talebinde bulunduğu anlaşılmıştır. İcra ve İflas Kanunu ve takip hukuku ilkelerine göre aslolan alacaklının alacağına kavuşmasını sağlamak olduğundan, kural olarak borçluların tüm mallarının haczi mümkündür. Bir malın haczedilememesi için yasal düzenlemenin bulunması zorunludur. Haczedilmezlik istisnai bir durum olduğundan, bu yöndeki düzenlemelerin de dar yorumlanması gerekir. Ticari hayatta sürekli olarak alım ve satıma konu olan minibüs hatlarının ekonomik bir değerinin bulunmadığı ileri sürülemez. Ancak hat, plakadan ayrı olarak bağımsız bir hacze konu olamaz. Ticari plakalı bir minibüs hattının haczi plakaya konacak haciz ile gerçekleşir. Diğer bir ifadeyle minibüs hatları, plakaya bağlı olup onun mütemmim cüzüdür. Hat, plaka için verildiğinden, hattın haczi de, plakanın haczi ile gerçekleşmiş olur. Aynı doğrultuda plaka satıldığında hattın da satışı gerçekleşmiş olur. Bunların birlikte satılmasını zorunlu kılan ekonomik bütünlük olduğundan hat ve plakanın ayrı ayrı kıymet taktirleri yapılarak birbirlerinden bağımsız olarak satılmaları düşünülemez. Somut olayda, alacaklının 16.11.2011 tarihli talebi üzerine, borçluya ait 55 D 61. plaka sayılı aracın trafik siciline şerh verilerek kayden haczi yapılmıştır. Bilirkişi raporuna göre, 55 D 61. plakalı aracın hat değerinin 50.000 TL – 60.000 TL olarak tespit edildiği, Çarşamba Belediyesi tarafından “1 ve 2 nolu hatlarda ticari plakaların araç dışında, devir işlemleri noterden satış sözleşmesi almak suretiyle yapılmaktadır” şeklinde düzenlemeye tabi kılındığı anlaşılmakla aracın fiilen haciz edilemediğinden bahisle minibüs plakasının hat ile birlikte cebri icraya konu yapılamayacağına yönelik gerekçe yerinde değildir. O halde mahkemece, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir. Mahkeme kararının belirtilen nedenlerle bozulması gerekirken Dairemizce onandığı anlaşılmakla karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.
- İcra müdürünün taşınırın 3. kişiye ait olduğu gerekçesiyle haciz talebini reddetme yetkisi yoktur
Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 17.04.2014 8756/11347 İcra müdürüne takdir yetkisi, İİK'nun 82. maddesi kapsamında malın haczi kabil olup olmadığı ile sınırlı olup, icra müdürünün bunun dışında, haczi istenen taşınırın 3. kişiye ait olduğu gerekçesiyle haciz talebini reddetme yetkisi yoktur. Böyle bir durumda yapılması gereken iş, 3. kişinin istihkak iddiasının tutanağa geçirilip İİK'nun 97 ve 99. maddeleri uyarınca istihkak prosedürünü işletmektir. Alacaklı tarafından borçlu hakkında çeke dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla icra takibine girişildiği, alacaklının gösterdiği adreste haciz işlemi yapılmak istendiğinde icra müdürlüğünce adreste 3. kişinin olduğu ve iş yerinin kendisine ait olduğu yönündeki 3. kişinin beyanları haciz tutanağına geçirilmek suretiyle haciz işleminin gerçekleştirilmediği ve alacaklı vekilinin icra müdürlüğü işleminin iptali istemiyle icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmıştır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 79/1. maddesi gereğince, icra dairesinin, haciz talebinden itibaren en geç 3 gün içinde haczi yapması gerekir. Yine Aynı Kanun'un 85/1. maddesi gereğince, icra müdürlüğünce, borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta bulunan menkul malları ile gayrimenkullerinden ve alacak ve haklarından alacaklının ana para, faiz ve masraflar da dahil olmak üzere bütün alacaklarına yetecek miktarı, haczedilecektir (HGK'nun 10/06/2009 tarih, 12-213/244 sayılı kararı). Buna göre kural olarak icra müdürünün haciz talebini yerine getirme konusunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmadığının kabulü gerekir. Ancak kural bu olmakla birlikte, İİK'nun 82. maddesine 02/07/2012 tarih ve 6352 Sayılı Kanun’un 16. maddesi ile eklenen son fıkra da yer alan “İcra memuru, haczi talep edilen mal veya hakların haczinin caiz olup olmadığını değerlendirir ve talebin kabulüne veya reddine karar verir” düzenlemesi karşısında, icra memurunun haczi talep edilen malın bu madde uyarınca haczinin kabil olup olmadığını değerlendirerek, bu doğrultuda haciz talebini yerine getirip getirmeme konusunda takdir yetkisi vardır. Görüldüğü gibi burada tanınan takdir yetkisi, İİK'nun 82. maddesi kapsamında malın haczi kabil olup olmadığı ile sınırlı olup, icra müdürünün bunun dışında, haczi istenen taşınırın 3. kişiye ait olduğu gerekçesiyle haciz talebini reddetme yetkisi yoktur. Böyle bir durumda yapılması gereken iş, 3. kişinin istihkak iddiasının tutanağa geçirilip İİK'nun 97 ve 99. maddeleri uyarınca istihkak prosedürünü işletmektir. O halde mahkemece alacaklının şikayetinin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.
- İşletme Ruhsatnamesi haczedilebilir mi?
İşyeri ruhsatname haczi Hastane ruhsatnamesinin haczi Bir mal veya hakkın haczedilebilmesi için, ekonomik bir değer ifade etmesi zorunludur İçtihat Metni Yargıtay 12.Hukuk Dairesi 03.06.2014, 13828/15994 Alacaklının talebi üzerine, icra müdürlüğünce borçlu şirkete ait hastane ruhsatnamesinin haczine karar verildiği, borçlunun ise haczin kaldırılması istemiyle icra mahkemesine başvurduğu anlaşılmıştır. İİK'nun 85. maddesi uyarınca, borçlunun kendi yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmazlarından ve alacak ve haklarından borcu karşılayacak kadarı haczolunur. Kural olarak borçlunun her türlü mal ve hakkı haczedilebilir. Hangi malların kısmen veya tamamen haczedilemeyeceği, İcra ve İflas Kanunu'nda tahdidi olarak sayılmış olup, bu sayılanların dışında olup da herhangi bir özel kanunla haczedilemeyeceğine ilişkin bir düzenleme bulunmayan borçluya ait bütün mal ve hakların haczi kabildir. Ancak İcra ve İflas Kanunu'nda düzenlenmemekle birlikte maddi hukuk kurallarına göre bir kısım mal ve hakların da haczi mümkün değildir. Buna göre, maddi hukuka göre başkasına devri yasak olan mal ve haklar da haczedilemez. Yine bir mal veya hakkın haczedilebilmesi için, tek başına ekonomik bir değer ifade etmesi ve bu değerin hukuksal dayanağının bulunması zorunludur (Hukuk Genel Kurulu'nun, 06.12.2006 tarih, 2006/12-765 esas, 2006/765 karar sayılı kararı). 27.03.2002 tarih ve 24708 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Sağlık Bakanlığı Özel Hastaneler Yönetmeliği'nin ruhsatlandırma başlıklı 15. maddesinde, özel hastanelerin ruhsatlandırma işlemleri düzenlenmiş olup, özel hastaneye ruhsat verilmesinden sonra konsültan hizmet verilecek dallarda çalışacak tabipler dışındaki diğer personelini tamamladığı tespit edilen özel hastanelere, Bakanlıkça, Faaliyet İzin Belgesi verilmesi ile özel hastanenin hasta kabul ve tedavisine başlayacağı düzenlenmiştir. Özel hastanenin devri ise aynı yönetmeliğin 69.maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre özel hastanelerin ancak bu yönetmelik kapsamındaki kişilere devri mümkün olup, devir işlemi, taraflar arasında yapılan hastane işletmesinin devrine ilişkin sözleşme ile mümkündür. Devir tarihinden itibaren en geç bir ay içerisinde başvurulması zorunludur. Devralan kişi adına ruhsatname ve faaliyet izin belgesi tanzim edilinceye kadar hastanenin faaliyeti devredenin sorumluluğunda devam eder. Şayet devredenin sorumluluğunda faaliyet gösterilmesi istenmiyor ise, devralan kişi adına ruhsatname ve faaliyet izin belgesi tanzim edilinceye kadar hastanenin faaliyetine ara verilir. Mahkemece şikayetin mahiyeti dikkate alınarak öncelikle duruşma açılıp, taraf teşkili sağlandıktan sonra tarafların iddia ve delilleri toplanmalı, özellikle de Sağlık Bakanlığı'na yazı yazılarak, hastane işletme ruhsatının hukuki niteliği, hastane binasından ayrı olarak tek başına ekonomik değere sahip olup olmadığı, yine tek olarak ve hastaneden ayrı devrinin mümkün bulunup bulunmadığı sorulmalı ve ayrıca özel hastane mevzuatı tartışılmalıdır. Bu araştırma ve yukarıda yapılan açıklamalar ve yönetmelik hükümleri doğrultusunda yapılacak değerlendirme sonucunda, hastane işletme ruhsatının, bir ticari işletme olan özel hastaneden ayrı ve müstakil bir ekonomik değere sahip olduğu ve tek başına devrinin mümkün bulunduğu sonucuna varılırsa haczedilebileceği, aksi halde haczinin mümkün olmadığı kabul edilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.
- Finansal kiralamada haczedilmezlik şikayeti
6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring Ve Finansman Şirketleri Kanunda haczedilmezliğe ilişkin düzenlemeler yer almaktadır. Kiracının iflası hâlinde, iflas memuru, İİK. nun 221/1. maddesine göre büro teşkilinden önce, finansal kiralama konusu malların tefrikine karar verir. İflas memurunun bu kararına karşı yedi gün içinde itiraz edilebilir. Kiracı aleyhine icra yoluyla takip yapılması hâlinde, icra memuru, finansal kiralama konusu malların takibin dışında tutulmasına karar verir. İcra memurunun kararına karşı yedi gün içinde itiraz edilebilir. (6361 s.k. m.28) Bu maddeye dayalı olarak alacaklı, borçlu ve kiralayanın haczedilmezlik şikayetinde bulunma hakları olduğu gibi(m. 16), üçüncü kişi kiralayanın istihkak davası açması da mümkündür.(m. 96 vd.) Kiralayanın iflası halinde sözleşme sürenin sonuna kadar iflas masasına karşı geçerliliğini sürdürür. Kiralayan aleyhine icra yoluyla takip yapılması hâlinde finansal kiralama konusu mallar sözleşme süresi içinde haczedilemez. (6361 s.k. m.29) Haciz işlemine karşı alacaklı, borçlu ve kiralayanın şikayet hakkı vardır. (m.16) Finansal kirama sözleşmesi, yazılı şekilde yapılmalı ve taşınmaz mala ilişkin ise taşınmazın bulunduğu tapu kütüğünün şerhler hanesine, kendilerine mahsus özel sicili bulunan taşınır mallara dair sözleşmeler bu malların kayıtlı oldukları sicile tescil ve şerh olunmalı ve kiralayan tarafından ayrıca Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Birliğine bildirilmelidir. Taşınır özel bir sicile kayıtlı değil ise sözleşme Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Birliği tarafından tutulacak özel sicile tescil edilir. (6361 s.k. m.22) Haczedilmezliğe ilişkin hükümlerin uygulanabilmesi için öncelikle geçerli bir finansal kiralama sözleşmesi bulunmalıdır. İcra mahkemesince öncelikle sözleşmenin geçerli olup olmadığı, geçerli bir sözleşme var ise haczedilen malların finansal kiralama sözleşmesine konu mallar olup olmadığı belirlenerek sonuca gidilmelidir. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2017/13607 Esas, 2020/84 Karar "İçtihat Metni"MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi DAVA TÜRÜ : Şikayet Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup hükmün davalı ... vekili ve Davacı ... vekili taraflarından temyiz edilmesi üzerine, Dairece dosya incelendi, gereği düşünüldü. K A R A R Asıl dosyada davacı ... vekili, hacze konu menkullerin Finansal Kiralama Sözleşmesi ile kiralandığını, sözleşmeye konu malların haczedilemeyeceğini, ödemelerinin 2016 yılı Haziran ayına kadar devam edeceğini belirterek, şikayetin kabulü ile işlemlerin iptalini istemiştir. Birleşen Isparta İcra Hukuk Mahkemesinin 2014/ 180 Esas sayılı dosyası;davacı üçüncü kişi ...’nın, davalı alacaklı ... Sigorta AŞ’ ye yönelttiği istihkak davasına ilişkindir. Birleşen Isparta İcra Hukuk Mahkemesinin 2014/ 188 Esas sayılı dosyası, alacaklı ... Sigorta AŞ. tarafından davalı üçüncü kişi ...’ya yöneltilen istihkak iddiasının reddi talebine ilişkindir. Birleşen Isparta İcra Hukuk Mahkemesinin 2014/ 184 Esas sayılı dosyası, alacaklı ... Sigorta A.Ş tarafından açılan İİK'nın 97- 99 .maddelerinin uygulanmasına yönelik şikayet talebidir. Mahkemece; asıl dosyada şikayetin reddine; birleşen 2014/ 180 Esas sayılı dosyada davanın reddine, birleşen 2014/ 188 Esas sayılı dosyada, davanın kabulü ile üçüncü kişinin istihkak iddiasının reddine; birleşen 2014/184 Esas sayılı dosyada şikayetin kabulü ile haczin İİK'nın 96 maddesi uyarınca yapıldığının tespitine karar verilmiş, karar davacı ... ve vekalet ücreti yönünden davalı alacaklı ... Sigorta A.Ş tarafından temyiz edilmiştir. 1-Davacı ...’ın asıl dosyaya yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Mahkemece; biçimsel anlamda bir Finansal Kiralama Sözleşmesi olsa da, borçlu adına bu sözleşmenin yapıldığı, borçlunun sözleşmede kefil olarak imzasının bulunduğu, fiili kullanımının borçlunun devirden önce kendisine sonra da Nurşen adlı üçüncü kişiye ait olduğu dikkate alındığında, haczedilmezlik şikayetinde bulunma hakkının borçlu ve ...'ya ait olduğu, kaldı ki;dava tarihi itibariyle borcun tamamının alacağın temlik edilmesi ile kapatıldığı, herhangi bir borcun bulunmadığı ve finansal kiralama sözleşmesinin hükmünü kaybettiği gerekçesi ile şikayetin reddine karar verilmiş ise de, Finansal Kiralama Sözleşmesine ilişkin alacağın tahsili amacıyla İstanbul 10. İcra Müdürlüğünün 2013/ 2467 ve 2012/ 4865 sayılı icra dosyalarında icra takibi yapıldığı, anılan takip dosyalarına konu alacağın İstanbul 29. Noterliğinin 11.9.2013 tarih ve 17228 yevmiye nolu temlikname ile dava dışı ...’e temlik edildiği dosya kapsamında yer alan ... Finansal Kiralama AŞ.nin 16.2.2015 havale tarihli cevabı yazısından anlaşılmaktadır. Ne var ki, alacağın temlik edilmesinin Finansal Kiralama Sözleşmesini geçersiz kılmayacağının gözardı edilmesi doğru olmamıştır. Öte yandan,davacı üçüncü kişi Antalya 6. Noterliğinin 30.5.2011 tarihli 7731 yevmiye numaralı Finansal Kiralama Sözleşmesine dayanarak şikayet talebinde bulunmuş olup, anılan Finansal Kiralama Sözleşmesinde üçüncü kişi ..., kiracı olarak yer almıştır. Davacı ...’ın dayandığı Finansal Kiralama Sözleşmesinin tarihi dikkate alındığında 3226 Sayılı Finansal Kiralama Kanun’nun uygulanması gerekir. Anılan Kanun’un 19. maddesine göre, kiracının iflası veya icra takibine uğraması halinde, finansal kiralama konusu malların takibin dışında tutulmasına veya iflasta tefrikine ilgili memurca karar verileceği, bu karara karşı yedi gün içinde icra mahkemesi nezdinde şikayette bulunulabileceği öngörülmüştür. Yasa’da öngörülen bu düzenleme ile; haczedilmezlik ve istihkak prosedüründen ayrı olarak, finansal kiralama konusu malların, haciz veya iflas dışında (takip dışında) bırakılacağı kuralı getirilmiştir. Borçlu kiracı ve finansal kiralama yapan kiralayan, Yasa’nın bu hükmünden yararlanarak icra ve iflas müdürüne başvurabilirler. Ayrıca, ilgili memurun, 3226 sayılı Yasanın 19.maddesi uyarınca vereceği karara karşı da, hukuki yararı bulunan alacaklı, borçlu ve finansal malları kiralayan, memur işleminin yanlışlığını ileri sürerek 7 gün içerisinde icra mahkemesine şikayette bulunma hakkına sahiptir. Bu durumda, Anılan Kanun'un 19. maddesi uyarınca kiralayan ile icra takibine maruz kalan borçlu kiracının haczedilmezlik şikayetinde bulunabilme olanağı vardır. Ne var ki, icra takibinin tarafı olmayan üçüncü kişinin şikayet yoluna başvurmasını olanaklı kılan bir yasal düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle,üçüncü kişinin şikayet başvurusunun taraf sıfatı taşımadığından reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle reddi hatalı ise de, karar sonucu itibari ile doğru olduğundan üçüncü kişinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. 2- Davacı ...’ın birleşen dosyalara yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde; Davacı ...’ın birleşen dosyalarda taraf olmadığı anlaşıldığından birleşen dosyalara yönelik temyiz talebinin reddine karar vermek gerekmiştir. 3- Alacaklı ...... Şirketinin vekalet ücretine yönelik temyiz incelenmesinde; Davanın esasına yönelik karar verildiğine göre; karar tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca hacizli malların değeri ile alacak miktarından hangisi az ise onun üzerinden hesaplanacak nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi gerekir. Somut olayda, takibe konu alacak miktarı 224.840 TL olup mahcuzların toplam değeri ise 159.700 TL olarak belirlenmiş, kıymet takdirine itiraz sonucunda 153.900 TL olarak tespit edilmiştir. Hal böyle iken;birleşen 2014/ 180 Esas sayılı dosyada, dava değeri 65.700 TL, birleşen 2014/ 188 Esas sayılı dosyada ise 1000,00 TL olarak gösterilmiş, dava harcı bu değerler üzerinden alınmış Mahkemece de yargılamalar boyunca harç ikmali yapılmamıştır. Öte yandan, birleşen davalara konu 16.4.2014 tarihli hacizde üçüncü kişi ... istihkak iddiasında bulunmuş olup, alacaklı vekili tarafından istihkak iddiasına karşı çıkılmış, İcra Müdürlüğü 21.4.2014 tarihli kararı ile dava açmak üzere alacaklıya 7 günlük süre verilmesine karar vermiştir. Bu karara istinaden alacaklı vekili 22.4.2014 de birleşen 2014/ 188 Esas sayılı dosyada istihkak iddiasının reddi davası açmış olup üçüncü kişi ise 2014/ 180 Esas sayılı dosya da 18.4.2014 de doğrudan istihkak davası açmıştır. Anılan dosyalarda dosya üzerinden asıl dosya ile birleştirme kararları verilerek yargılamaya asıl dosya üzerinden devam edilerek sonuçlandırılmıştır. Bu durumda, alacaklının açtığı istihkak iddiasının reddi davasınn kabulü nedeni ile nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekir ise de dava değeri daha az gösterildiğinden ve harç ikmali yapılmadığından karar tarihi itibari ile yürürlükte olan AAÜT 13. maddesine göre maktu değerin aşağısında vekalet ücretine de hükmedilmeyeceğinden buna ilişkin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. Ayrıca, birleşen 2014/ 180 Esas sayılı dosyada, dava açmak üzere alacaklıya süre verilmesi, doğrudan üçüncü kişi tarafından dava açılması, yargılamanın asıl dosya üzerinden devam etmesi nedeni ile alacaklı vekiline ikinci kez vekalet ücreti hükmedilmesi doğru görülmemiş ise de, aleyhe bozma yasağı gereği bu husus bozma nedeni yapılmamış olup buna ilişkin alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir. SONUÇ: Davacı ... ve davalı alacaklı ...... Şirketi vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 27,70 TL peşin harcın onama harcına mahsubu ile kalan 26,70 TL'nin temyiz edenlerden ayrı ayrı alınmasına, 14.01.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2015/12815 Esas, 2015/24910 Karar "İçtihat Metni"MAHKEMESİ : Sarayköy İcra Hukuk Mahkemesi TARİHİ : 12/01/2015 NUMARASI : 2014/47-2015/4 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : 6361 sayılı Kanun'un 28/2. maddesinde kiracı aleyhine icra yoluyla takip yapılması hâlinde, icra memurunca finansal kiralama konusu malın takibin dışında tutulmasına karar verileceği ve icra memurunun bu kararına karşı yedi gün içinde icra mahkemesi nezdinde şikayette bulunabileceği hükme bağlanmıştır. Öte yandan, İİK.'nun 16/1. maddesinde ise; ''Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere İcra ve İflas Dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği tarihten yedi gün içinde yapılır.'' düzenlemesine yer verilmiştir. Bu durumda, üçüncü şahsın 6361 sayılı Kanun'un 28/2. maddesine dayalı olarak yapacağı haczedilmezlik şikayetini İİK.'nun 16/1. maddesi uyarınca haczi öğrenme tarihinden itibaren yasal yedi günlük sürede icra mahkemesine bildirmesi zorunludur. Somut olayda, finansal kiralama konusu olduğu iddia edilen pamuk hasat makinesine Sarayköy İcra Müdürlüğü'nün 2012/399 Talimat sayılı dosyasından 10.12.2012 tarihinde haciz uygulandığı, akabinde, Denizli 5.İcra Müdürlüğünce, şikayetçi şirkete hitaben haciz tutanağı sureti de eklenmek suretiyle şikayete konu pamuk toplama makinesinin haczedildiği hususunu bildiren 28.12.2012 tarihli müzekkerenin düzenlenip gönderildiği, anılan müzekkerenin 10.01.2013 tarihinde şikayetçi 3. kişiye tebliğ edildiği, bunun üzerine, şikayetçi şirket tarafından 14.01.2013 havale tarihli dilekçeyle icra müdürlüğüne müracaat edilerek pamuk toplama makinesi üzerine konulan haczin kaldırılması ile takip dışında tutulması isteminde bulunulduğu, sözkonusu talebin 16.01.2013 tarihinde icra müdürlüğünce reddedildiği, bu kararın 04.03.2013 tarihinde şirkete tebliğ edildiği ve şikayetçi şirket tarafından 6361 sayılı Kanun'un 28/2. maddesi uyarınca pamuk toplama makinesinin haczedilemeyeceği ileri sürülerek makine üzerindeki haczin kaldırılması isteğiyle 08.03.2013 tarihinde icra mahkemesine başvurulduğu görülmektedir. Bu durumda, 3. kişi finansal kiralama şirketinin haciz işlemini en geç 10.01.2013 tarihinde öğrenmiş bulunduğu dosya kapsamıyla sabit olup; belirtilen öğrenme tarihine göre 08.03.2013 tarihinde icra mahkemesine yaptığı başvuru İİK.'nun 16/1.maddesinde öngörülen yasal yedi günlük süreden sonradır. Öte yandan, 3. kişinin icra müdürlüğüne haczin kaldırılması yönünde talepte bulunması ve icra müdürlüğünce bu konuda işlem tesis edilmesi haczedilmezlik şikayeti bakımından yeni bir hak bahşetmez. O halde, mahkemece, şikayetin süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken; işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/10/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.
- Haczedilemeyen devlet malları nelerdir?
Devlet Malları Haczedilemez Devlet malının ne olduğu konusunda açık bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Hangi malların devlet malı olduğu, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi Ve Kontrol Kanununa göre belirlenmektedir. 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi Ve Kontrol Kanununda, kamu idareleri; genel bütçeli kamu idareleri, özel bütçeli kamu idareleri, düzenleyici ve denetleyici kurumlar, sosyal güvenlik kurumları ve mahallî idareler şeklinde düzenlenmiştir. Genel bütçeli idareler Kanuna ekli (I) sayılı cetvelde gösterilmiş olup, bu idarelerin mallarının Devlet Malı olduğu tartışmasızdır. Bu idareler aşağıda belirtilmiştir. 1) Türkiye Büyük Millet Meclisi 2) Cumhurbaşkanlığı 3) Anayasa Mahkemesi 5) Yargıtay 6) Danıştay 7) Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 8) Sayıştay 9) Bakanlıklar 10) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 11) Millî İstihbarat Teşkilatı Başkanlığı 12) Jandarma Genel Komutanlığı 13) Sahil Güvenlik Komutanlığı 14) Emniyet Genel Müdürlüğü 15) Diyanet İşleri Başkanlığı 16) Devlet Personel Başkanlığı 17) Türkiye İstatistik Kurumu 18) Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı 19) Gelir İdaresi Başkanlığı 20) Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü 21) Meteoroloji Genel Müdürlüğü 22) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 23) Avrupa Birliği Başkanlığı 24) Devlet Arşivleri Başkanlığı 25) İletişim Başkanlığı 26) Milli Saraylar İdaresi Başkanlığı 27) Strateji ve Bütçe Başkanlığı Uygulamada, (II) sayılı cetvelde sıralanan özel bütçeli idarelerin malları da Devlet Malı olarak kabul edilmekte, bunların dışındaki idarelerin malları bu kapsamda değerlendirilmemektedir. Buna göre 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi Ve Kontrol Kanununa ekli (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçeli idareler ile (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin mallarının haczi mümkün değildir. Kanun ve cetveller için bakınız.. Düzenleyici ve Denetleyici Kurumların malları haczedilebilir mi? 5018 sayılı Kanun’un (III) numaralı cetvelinde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlar, (IV) numaralı cetvelde yazılı sosyal güvenlik kurumlarının malları ise Devlet Malı kapsamında olmayıp, haczedilmezliğe ilişkin özel kanunlarına bakılması gerekir. Öte yandan mahalli idarelerin malları da Devlet Malı niteliğinde olmayıp, haczedilmezlikle ilgili özel kanunlarında hüküm bulunmayan durumlarda mallarının haczi mümkündür. Ancak haczedilmezliğe ilişkin düzenlemelerin dar yorumlanması gerekip, Devlet Malı kavramı da dar yorumlanmalıdır. Her ne kadar devletin borcunu ödemeyeceği düşünülemez ise de böyle bir durumda alacaklının alacağına kavuşmasının önünün kapatılması da mülkiyet hakkının açık ihlalini oluşturacaktır. a. Radyo ve Televizyon Üst Kuruluna ait mallar 6112 Sayılı Radyo Ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanunu’nun 34/3.maddesi uyarınca Üst Kurulun malları Devlet malı hükmündedir, haczedilemez. b. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna ait mallar 2813 Sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca, Kurum'un para, evrak, dosya ve her çeşit malları Devlet malı hükmündedir haczedilemez. c. Sermaye Piyasası Kuruluna ait mallar 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 117/5 maddesi uyarınca, Kurulun para, evrak ve her türlü malları devlet malı hükmündedir, haczedilemez ve rehnedilemez. d. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumuna ait mallar 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun 82. maddesi uyarınca, kurum malları Devlet Malı hükmünde olup, haczedilemez. e. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumuna ait mallar 4628 sayılı Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 10/D-(d) son cümle uyarınca, kurumun mal ve varlıkları Devlet Malı sayılır, haczedilemez, rehnedilemez. f. Kamu İhale Kurumuna ait mallar 4734 Sayılı Kamu İhale Kanununun 53/j-6 maddesi uyarınca, Kurumun mal ve varlıkları Devlet malı sayılır, haczedilemez, rehnedilemez. g. Rekabet Kurumuna ait mallar 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 60. maddesinde “Kurumun para, evrak ve her çeşit malları Devlet Malı hükmündedir.” düzenlemesi yer almaktadır. h. Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumuna ait mallar 4733 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca, Kurumun mal ve varlıkları Devlet malı sayılır, haczedilemez, rehnedilemez. ı. Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumuna ait mallar 26.9.2011 ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile kurulmuştur. Mallarının Devlet Malı olduğuna ya da haczedilemeyeceğine dair herhangi bir düzenleme yoktur. Sosyal Güvenlik Kurumlarına ait mal ve haklar haczedilebilir mi? 5018 sayılı Kanun’un (IV) numaralı cetvelinde yer almaktadırlar. a. Sosyal Güvenlik Kurumuna ait mallar 5502 Sayılı Sosyal Güvenlik Kurumu Kanunu’nun 35/2. maddesi uyarınca; “Kurumun taşınır ve taşınmazları, bankalardaki mevduatları dahil her türlü hak ve alacakları haczedilemez, hakkında 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun haciz ve iflas hükümleri uygulanmaz.” b.Türkiye İş Kurumuna ait mallar 4904 sayılı Türkiye İş Kurumu Kanununun 1/son maddesi uyarınca, Kurumun malları, alacakları, banka hesapları 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu Devlet malı hükmünde olup haczedilemez. Mahalli idarelerin malları haczedilebilir mi? a. İl Özel İdareleri İl özel idareleri, il halkının mahallî müşterek nitelikteki ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulan ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan, idarî ve malî özerkliğe sahip kamu tüzel kişileridir. (5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu m.3) Kural olarak il özel idarelerinin mallarının haczi kabil olup, haczedilmezliğe ilişkin 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunu’nun 7/son maddesinde; düzenleme yapılmıştır. Buna göre il özel idaresinin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde edilen gelirleri, vergi, resim ve harçları, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları haczedilemez. b. Köy 442 Sayılı Köy Kanunu'nun 8. maddesi ile kanunun karşısında devlet malı gibi korunacağı hükme bağlanmış olan köy orta malı, köy tüzel kişiliğinin taşınır ve taşınmaz tüm mallarını kapsayan bir kavramdır. Buna göre köye ait taşınır ve taşınmaz malların haczi mümkün değildir. 30.05.1940 tarih ve 21/36 Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da köy orta mallarının haczedilemeyeceği kabul edilmiştir. Ancak, köyün malvarlığından kaynaklanan akar niteliğindeki özel gelirleri anılan madde kapsamına girmeyeceğinden haczi kabildir. Yine 30.05.1940 tarih ve 21/36 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile de köyün kamu hukukundan doğan alacaklarının da haczedilemeyeceği benimsenmiştir. c. Belediyeler 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi Ve Kontrol Kanununun 3.maddesinde belediyeler mahalli idareler arasında sayılmıştır. Bu nedenle özel bir düzenleme bulunmadığı sürece belediyelerin mallarının haczi mümkündür. Bir diğer ifade ile Devlet malı kapsamına girmez. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15.maddesinin son fıkrası uyarınca, icra dairesince önce belediyeden borca yeter miktarda haczedilebilecek mal göstermesi istenir ve haciz işlemi sadece gösterilen bu mal üzerine uygulanır. Borçlu belediyenin on gün içinde yeterli mal beyan etmemesi durumunda ise diğer malları haczedilebilir. İcra müdürü, alacak miktarını aşacak veya kamu hizmetlerini aksatacak şekilde yapmamalıdır. İcra müdürünün bu maddenin uygulamasına ilişkin yapacağı işlemin, taraflarca İİK. nun 16.maddesine göre şikayet konusu yapılması mümkündür. Borçlu belediyenin hiç ya da yeterli mal bildirmemesi durumunda, icra müdürünce genel kurallara göre haciz işlemi yapılacaktır. 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 15/8 maddesinde haczedilmezliğe ilişkin düzenleme yer almakta olup, buna göre; “Belediyenin proje karşılığı borçlanma yoluyla elde ettiği gelirleri, şartlı bağışlar ve kamu hizmetlerinde fiilen kullanılan malları ile belediye tarafından tahsil edilen vergi, resim ve harç gelirleri haczedilemez.” Ayrıca, 5779 Sayılı İl Özel İdarelerine Ve Belediyelere Genel Bütçe Vergi Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkında Kanun’un 7.maddesinde; bu Kanunda, belediyelere, genel bütçe vergi gelirleri tahsilâtından ayrılacak paylar ile diğer kanunlarda verilmesi öngörülen payların vergi hükmünde olduğu düzenlenmiştir. Buna göre haczedilen şey para ise paranın fiilen kamu hizmetinde kullanım durumu söz konusu olmayacağından, niteliği belirlenmelidir. Haczedilen paranın niteliği ise kaynağı belirlenerek hesap ekstreleri vs. üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle tespit edilmelidir. Haciz konulan hesapta niteliği gereği haczi kabil olmayan paralar ile haczi mümkün olan paraların karıştırılması(havuz hesabı) halinde, haczedilmezlik şikayeti reddedilmelidir. Hesabın tamamının haczedilemeyen paralardan oluşması durumunda ise haczin kaldırılmasına karar verilmelidir. Haczedilen şey taşınır ya da taşınmaz ise fiili durumu mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle belirlenmelidir. Kamu hizmetinde fiilen kullanılıyor ise haciz kaldırılmalı aksi halde şikayet reddedilmelidir. Örneğin ambulans olduğu iddia edilen taşıtın gerçekten ambulans olup olmadığı ve ambulans olarak kullanılıp kullanılmadığı belirlenmelidir. Yine imar planında taşınmazın park olarak görünmesine rağmen fiili durumu tespit edilmelidir. Salt imar planı o taşınmazın fiilen kamu hizmetinde kullanıldığı sonucunu doğurmaz. Yargıtay son ve yerleşik içtihatlarında belediyeler lehine olan haczedilmezliğe ilişkin düzenlemeleri oldukça dar yorumlamakta olup, kamu hizmetinde fiilen kullanımın yanında kamu hizmetinin yürütülmesi için o malın gerekli olup olmadığının da kriter olarak aramaktadır. Bu doğrultuda örneğin belediye başkanına tahsis edilen makam aracının da haczedilebileceği kabul edilmektedir. Yukarıda da bahsettiğimiz üzere, kamu tüzel kişisi olan belediyenin öncelikle borcunu ödemesi gerekir. Bunu yapmaması ise belediyeye göre daha zayıf durunda olan alacaklının mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğurur. Belediyelerin, yukarıda açıklanan yasal düzenlemelere dayalı olarak yapacakları haczedilmezlik şikâyeti kamu düzeninden olup süresizdir.
- Haczedilemeyen mal ve haklar nelerdir?Haczedilmezlik şikayeti nasıl yapılır?
İcra takibi ile borçluların mal varlıkları üzerinde haciz uygulanır ve paraya çevrilmek suretiyle alacaklının alacağına kavuşması sağlanır. Kanunumuz borçlunun malvarlığını oluşturan mal, alacak ve hakları borçları için haczedilebileceğini düzenlemiş ancak borçlunun ve ailesinin yaşama ve ekonomik varlığını sürdürebilmesi için istisnai olarak bazı mal ve haklarının haczedilemeyeceği kabul edilmiştir. Bir mal veya hakkın haczedilememesi için kanuni bir düzenleme gerekir. Kanunumuz haczi açıkça yasaklamamış ve bu konuda bir yasa hükmü yok ise o malın haczi mümkündür. Haczedilmezlik istisnai olduğundan, haczedilmezliğe ilişkin düzenlemeler kanunlar gözetilerek dar yorumlanmalıdır. Haczedilmeyen mal ve hakları ikiye ayırarak incelemek gerekir. Maddi hukuk gereği haczedilemeyecek mal ve haklar. İİK 82.Maddeye göre haczedilemeyen mal ve haklar Maddi Hukuka Göre Haczedilemeyen Mal ve Haklar Maddi hukuka göre başkasına devri mümkün olmayan mal veya hakların haczi mümkün değildir. Devredilmezliğin yasadan kaynaklanması gerekir. Bir malın haczedilebilmesi için satışının mümkün olması ve parasal bir değerinin olması gerekir. Maddi hukuk gereği haczedilemeyecek mal ve haklar: 1- Münhasıran şahsa bağlı haklar haczedilemez. (TMK. m.23) 2- Manevi tazminat sadece zarara uğrayanlar tarafından talep edilebileceğinden talep hakkı başkasına devredilemez bu sebeple manevi tazminat talepleri kural olarak haczedilemez. Ancak, talep sahibi tarafından kabul edilmiş olması halinde haczi mümkündür.(TMK. m.25/4) 3- Aile yurdu ve eklentilerinin başkasına devredilemeyeceğinden haczedilemez. (MK. m.391/1) 4- Ana babanın çocuğun malları üzerindeki kullanma hakkının (TMK. m.354) başkasına devri mümkün olmadığından haciz de edilemez. 5- TMK. nun 823/2.maddesi uyarınca oturma hakkı, başkasına devredilemeyeceğinden haczedilemez. 6- Şahsa bağlı ve zata mahsus intifa hakları haczedilemez. (TMK. m.806) 7- Yasadan doğan önalım hakkı haczedilemez.(TMK. m.732) 8- Ölünceye kadar bakılma alacaklısının hakkı haczedilemez.(TBK. m. 619) 9- Diğer irtifak hakları: Malik, taşınmazı üzerinde herhangi bir kişi veya topluluk lehine atış eğitimi veya spor alanı ya da geçit olarak kullanılmak gibi belirli bir yararlanmaya hizmet etmek üzere başka irtifak hakları da kurabilir. Bu haklar, aksi kararlaştırılmış olmadıkça, başkasına devredilemez. (TMK. m.838) Bu nedenle haciz de edilemez. 10- Bağışlayana dönme koşuluyla bağışlanan mallar bağışlayan hayatta olduğu sürece bağışlananın borcundan dolayı haczedilemez. (TBK. m.292) 11- Teminat mektupları: Teminat mektupları hangi iş için verilmiş ise ancak o iş için geçerli olur. Teminat mektuplarının kıymetli evrak niteliği bulunmamaktadır. Banka ile muhatap arasında garanti sözleşmesi niteliğinde olan teminat mektubunda lehtar akit durumunda değildir. Başka bir anlatımla teminat mektubu ile lehtar lehine doğmuş veya doğacak bir hak bulunmadığından lehtarın borcu için teminat mektubunun haczedilmesine yasal imkan yoktur. Ancak teminat mektupları hangi iş için verilmiş ise onun için haczedilip paraya çevrilebilir. İİK 82.Maddeye Göre Haczedilemeyen Mal ve Haklar İcra ve İflas Kanununda haczedilemeyen mal ve haklar sınırlı(Tahdidi) olarak sayılmıştır. 1- Devlet malları ile mahsus kanunlarında haczi caiz olmadığı gösterilen mallar, 2- (Değişik: 2/7/2012-6352/16 md.) Ekonomik faaliyeti, sermayesinden ziyade bedenî çalışmasına dayanan borçlunun mesleğini sürdürebilmesi için gerekli olan her türlü eşya, 3- (Değişik: 2/7/2012-6352/16 md.) Para, kıymetli evrak, altın, gümüş, değerli taş, antika veya süs eşyası gibi kıymetli şeyler hariç olmak üzere, borçlu ve aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri için lüzumlu eşya; aynı amaçla kullanılan eşyanın birden fazla olması durumunda bunlardan biri, 4- Borçlu çiftçi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan arazi ve çift hayvanları ve nakil vasıtaları ve diğer eklenti ve ziraat aletleri; değilse, sanat ve mesleki için lüzumlu olan alat ve edevat ve kitapları ve arabacı, kayıkçı, hamal gibi küçük nakliye erbabının geçimlerini temin eden nakil vasıtaları, 5- Borçlu ve ailesinin idareleri için lüzumlu ise borçlunun tercih edeceği bir süt veren mandası veya ineği veyahut üç keçi veya koyunu ve bunların üç aylık yem ve yataklıkları, 6- Borçlunun ve ailesinin iki aylık yiyecek ve yakacakları ve borçlu çiftçi ise gelecek mahsül için lazım olan tohumluğu, 7- Borçlu bağ, bahçe veya meyva veya sebze yetiştiricisi ise kendisinin ve ailesinin geçimi için zaruri olan bağ bahçe ve bu sanat için lüzumlu bulunan alat ve edevat, Geçimi hayvan yetiştirmeye münhasır olan borçlunun kendisi ve ailesinin maişetleri için zaruri olan miktarı ve bu hayvanların üç aylık yem ve yataklıkları, 8- Borçlar Kanununun 510 uncu maddesi mucibince haczolunmamak üzere tesis edilmiş olan kaydı hayatla iratlar, 9- Memleketin ordu ve zabıta hizmetlerinde malül olanlara bağlanan emeklilik maaşları ile bu hizmetlerden birinin ifası sebebiyle ailelerine bağlanan maaşlar ve ordunun hava ve denizaltı mensuplarına verilen uçuş ve dalış tazminat ve ikramiyeleri, Askeri malüllerle, şehit yetimlerine verilen terfi zammı ve 1485 numaralı kanun hükmüne göre verilen inhisar beyiye hisseleri, 10- Bir muavenet sandığı veya cemiyeti tarafından hastalık, zaruret ve ölüm gibi hallerde bağlanan maaşlar, 1262-1 11- Vücut veya sıhhat üzerine ika edilen zararlar için tazminat olarak mutazarrırın kendisine veya ailesine toptan veya irat şeklinde verilen veya verilmesi lazım gelen paralar, 12- Borçlunun haline münasip evi, 13- (Ek: 2/7/2012-6352/16 md.) Öğrenci bursları. Medeni Kanunun 807 nci maddesi hükmü saklıdır. 2, 3, 4, 5, 7 ve 12 numaralı bendlerdeki istisna, borcun bu eşya bedelinden doğması haline haczedilebilir. Birinci fıkranın (2), (4), (7) ve (12) numaralı bentlerinde sayılan malların kıymetinin fazla olması durumunda, bedelinden haline münasip bir kısmı, ihtiyacını karşılayabilmesi amacıyla borçluya bırakılmak üzere haczedilerek satılır. Kısmen haczi mümkün olan mal ve haklar İİK Madde 83 Maaşlar, tahsisat ve her nevi ücretler, intifa hakları ve hasılatı, ilama müstenit olmayan nafakalar, tekaüt maaşları, sigortalar veya tekaüt sandıkları tarafından tahsis edilen iratlar, borçlu ve ailesinin geçinmeleri için icra memurunca lüzumlu olarak takdir edilen miktar tenzil edildikten sonra haczolunabilir. Ancak haczolunacak miktar bunların dörtte birinden az olamaz. Birden fazla haciz var ise sıraya konur. Sırada önde olan haczin kesintisi bitmedikçe sonraki haciz için kesintiye geçilemez. Haczedilmezlik şikayeti Haciz talebi üzerine, icra müdürü haczi talep edilen mal ya da hakkın haczinin mümkün olup olmadığını değerlendirir ve sonucuna göre haciz talebini reddeder ya da yerine getirir. İcra müdürünün bu değerlendirmesi yargılama yapmayı gerektirmeyecek hususlarda mümkündür. İcra müdürü yargılamayı gerektiren durumlarda mahkeme gibi hareket ederek sonuca gitmesi doğru olmaz. Haczedilmezlik şikayeti hangi mahkemeye yapılır? Haczedilmezlik şikayeti dava yolu ile İcra Hukuk Mahkemesine bildirilir. Dilekçede davalı olarak alacaklı gösterilir. Yargılama şikayet yargılaması usullerine göre yapılır. Haczedilmezlik şikayeti hangi süre içerisinde yapılır? Süre ne zaman başlar? Haczedilmezlik iddiası İİK. nun 16.maddesi kapsamında şikayet olup, kural olarak yedi günlük süreye tabidir. Süre ise haczin öğrenildiği tarihten başlar. Ancak bazı durumlarda şikayet süresizdir. Devlet mallarına yönelik haczedilmezlik şikayeti süresizdir. Ayrıca özel kanunlarda yapılan düzenlemelere dayalı haczedilmezlik şikayetlerinden bazıları süresiz olup,en sık karşılaşılan örneği SGK emekli maaşına yönelik haczedilmezlik şikayetidir. İKK' nun birinci maddesinin birinci bendi dışında yer alan diğer haczedilmezlik şikayetleri ise yedi günlük süreye tabidir. Her haciz yeni bir şikayet hakkı doğuracağından, birbirinden ayrı düşünülmelidir. Şikayet süresi de ona göre belirlenmelidir. Haczedilmezlik iddiası ancak borçlu tarafından ileri sürülebilir. Üçüncü kişiler ise istihkak prosedürüne göre haczin kaldırılmasını isteyebilirler. Ancak taşınmazın kendisine ait olduğu iddiasıyla üçüncü kişiler icra mahkemesine şikayet yoluyla başvurarak haczin kaldırılmasını talep edebilirler. Haczedilmezlik şikayetinde bulunulabilmesi için geçerli bir haciz bulunmalıdır. Bu nedenle haciz safhası mevcut olmayan rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takipte haczedilmezlik şikayetinde bulunulması mümkün değildir. İcra takip dosyasında haciz konulmuş olmakla, bu haciz süresinde satış istenmemesi nedeniyle düşmüş olabilir.(m. 106-110) Böyle bir durumda da haczedilmezlik şikâyetinin konusu olmayacaktır. Hakim bu hususu re’sen nazara almalıdır.
- Ticari Şirketlerin hukuki danışmalık hizmeti alması zorunlu mu?
Ticari şirketler normal bir şahsa göre daha çok hukuki ilişkiye girer ve bir çok sözleşmenin tarafı olurlar, hukuki ilişki ve sözleşmelerin fazla olması, davaların ve icra takiplerinin artmasını sağlar, şirketlerin kurulmasından işleyişine ve hatta tasfiyesine kadar bütün işlemler kanunlarca belirlenmiş olduğundan şirketlerin hem işleyiş açısından hem de dava ve icra takipleri açısından alanında uzman bir hukukçudan danışmanlık alması gerekmektedir. Kanunumuz bütün ticari şirketlerin hukuki danışmanlık almasını zorunlu kılmamış ancak Avukatlık Kanununa 2008 Yılında getirilen düzenleme ile ''Türk Ticaret Kanununun 272' nci maddesinde ön görülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye sayısı yüz veya daha fazla olan yapı kooperatifleri sözleşmeli bir avukat bulundurmak zorundadır. Bu fıkra hükmüne aykırı davranan kuruluşlara Cumhuriyet savcısı tarafından sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için, sanayi sektöründe çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde yürürlükte bulunan, asgarî ücretin iki aylık brüt tutarı kadar idarî para cezası verilir.'' hükmü getirilmiştir. Türk Ticaret Kanunu 2011 Yılında değiştiğinden Avukatlık Kanununda belirtilen 272.Madde yeni düzenlemeye göre 332.Maddeye karşılık gelmektedir. Ticaret Kanunun 332.Maddesi Anonim Şirketlerin kurulabilmeleri için en az sermaye miktarını düzenlediğinden sözleşmeli avukat bulundurma zorunluluğu da bu sermaye miktarları gözetilerek düzenlenmiştir. Kanuna göre Anonim şirketler en az 50.000,00 TL sermaye ile kurulabileceğinden bu tutarın beş katı(250.000,00 TL) ve daha fazla sermayeye sahip Anonim şirketlerin sözleşmeli avukat bulundurması zorunludur. Kanunun bu düzenlemesi ticari şirketlere ek bir külfet olarak görünse bile aslında şirketleri ve ticari hayatı korumaktadır. Ehil olmayan şirket yetkilileri tarafından düzenlenen ticari şirketi korumayan, riskler içeren bir sözleşmeden kaynaklanan sonuçlar şirketleri borç batağına sürükleyerek tasfiyelerine sebep olmaktadır. Yine her biri ayrı ayrı uzmanlık gerektiren ve ayrı usul kanunlarına tabi olan Hukuk, Ceza ve İdari davaların takip edilmemesi veya hatalı takip edilmesi, şirketlerin alacaklarına kavuşmasını engellemekte ve büyük hak kayıplarına sebep olmaktadır.Bu sebeple kanunen zorunlu olmasa da bütün ticari şirketlerin hukuki danışmanı olmalıdır. Hukuk Büromuz Ticari Şirket ve Kooperatiflere aktif olarak Hukuki Danışmanlık hizmeti vermekte şirketinizin aldığı riskleri azaltmakta ve hukuki ilişkilerinizi güvence altına almaktadır. Avukata danışınız.
- 15.04.2020 Tarihli 7242 Sayılı Yeni İnfaz Yasası kimleri kapsıyor? İnfaz yasası nasıl uygulanacak?
5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’ un Geçici 6. Maddesi 671 Sayılı KHK ile getirilmiş 01.07.2016 tarihinden önce işlenen suçlarda 2/3 olan şartlı tahliye oranının 1/2 , 1 Yıl olan denetimli serbestlik süresinin de 2 yıl olarak uygulanacağı düzenlenmiştir. Getirilen düzenlenme geçici olduğundan 01.07.2016 tarihinden sonra işlenen suçlar bakımından yasanın mevcut düzenlemesi sürdürülmüş değişiklikten önce de var olan 2/3 şartlı tahliye oranı ile 1 Yıllık denetimli serbestlik süresi uygulanmaya devam etmiştir. Bu düzenlemeden sonra; 15.04.2020 tarihli 7242 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’ un Geçici 6. Maddesinin birinci fıkrasında değişiklik yapılarak, kanunun belirlediği istisna suçlar hariç olmak üzere 30.03.2020 tarihinden önce işlenen suçlarda kanunun 107. Maddesinde düzenlenen 2/3 oranındaki şartlı tahliye oranının 1/2 olarak uygulanacağı belirtilmiş , 1 Yıl olan denetim süresi de 3 Yıla çıkartılmıştır. 671 Sayılı KHK Sayılı KHK 01.07.2016 tarihinden önce işlenen suçları kapsarken 7242 sayılı Kanun 30.03.2020 tarihinden önce işlenen suçları kapsamaktadır. Suç tarihi 01.07.2016 önce ise 15.04.2020 tarihli 7242 sayılı kanun ile 671 Sayılı KHK ile getirilmiş düzenlenmelerin birlikte göze alınması gerekmektedir. Her iki kanunun birlikte değerlendirilmesi gereken durumlarda hükümlünün en lehine olan hükümler uygulanmalıdır. 1-) Yetişkinler Açısından kanun nasıl uygulanır? 30.03.2020 tarihinden önce işlenen suçlarda şartlı tahliye oranı 1/2 olarak , denetimli serbestlik süresi ise 3 Yıl olarak uygulanacaktır. Bu uygulamaya aşağıda belirtilen istisna suçlar dahil değildir. Ayrıca hükümlünün iyi halli olması gerekmektedir. Kanunun uygulanması için açık ceza evinde bulunma şartı kaldırılmış, yeni düzenleme ile hem açık ceza evinde bulunan hem de kapalı ceza evinde bulunan hükümlülerin yasadan yararlanması sağlanmıştır. İstisna Suçlar: 1-) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar- TCK Madde;102,103,104,105 2-) Terör suçları -3713 Sayılı Kanun 3-) Kasten Öldürme suçları-TCK Madde;81,82,83 4-) Devletin güvenliğine karşı suçlar-TCK Madde;302 ile 339 arasında düzenlenen suçlar 5-) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu TCK Madde;188 6-) 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlar. 7-) Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar -TCK Madde;132,133,134,135, 136,137,138 8-) Eziyet suçu - TCK Madde;96 9-) Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu -TCK Madde; 87/2/d 10-) İşkence suçu - TCK Madde;94,95 30.03.2020 tarihinden önce yukarıda sıralanan istisna suçlar dışındaki suçlarda , şartlı tahliye oranı 1/2 olarak uygulanacak, ayrıca Denetimli serbestlik süresi de 3 yıl olacaktır. Örnek hesaplama; 7 Yıl Hapis cezasına mahkum olan hükümlünün infaz kurumunda kalacağı süre; 1/2 Şartlı Tahliye indiriminden yararlandığında cezanın yarısı düşecek 3 Yıl 6 Ay hapis cezası, Bu cezadan 3 yıl denetimli serbestlik süresi düştüğünde hükümlü sadece 6 ay infaz kurumunda kalacaktır.Hükümlü infaz kurumunda 6 ay kaldıktan sonra denetimli serbestlikten yararlanabilmesi için iyi halli olması gerektiğinden Cezaevi idaresi tarafından hükümlünün iyi halli olduğuna dair gözlem kurulu raporu düzenlenmelidir. Bu rapordan sonra İnfaz hakimin vereceği denetimli serbestlik kararından sonra hükümlü tahliye olacaktır. Örnek hesaplama; 6 Yıl Hapis cezasına mahkum olan hükümlünün infaz kurumunda kalacağı süre; 1/2 Şartlı Tahliye indiriminden yararlandığında cezanın yarısı düşecek 3 Yıl hapis cezası, Bu cezadan 3 yıl denetimli serbestlik süresi düştüğünde hiç yatması gerekmeyecektir. Ancak denetimli serbestlikten yararlanmak için infazın başlaması gerektiğinden infaz kurumuna giriş yapılması ve denetimli serbestlik başvurusunda bulunulması gerekmektedir. Başvuru üzerine İnfaz hakiminin vereceği denetimli serbestlik kararından sonra hükümlü tahliye olacaktır. 2-) Çocuk hükümlüler açısından kanun nasıl uygulanır? Çocuklar için de yukarıda belirtildiği gibi 30.03.2020 tarihinden önce işlenen, yukarıda sıralanan istisna suçlar dışındaki suçlarda şartlı tahliye oranı 1/2 , denetimli serbestlik süresi 3 Yıl olarak uygulanacaktır.Ancak çocuklar açısından bazı farklılıklar bulunmaktadır. 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’ un Geçici 6. Maddesinin 4.fıkrası çocukların 30/3/2020 tarihine kadar işlediği suçlar bakımından, koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında; Çocuk hükümlünün infaz kurumunda 15 yaşını dolduruncaya kadar geçirdiği, 1 günün, 3 gün sayılacağı 15 yaşını doldurduktan sonra 18 yaşını dolduruncaya kadar geçirdiği, 1 günün ise 2 gün sayılacağını düzenlemiştir. Örnek hesaplama; 12 Yıl Hapis cezasına mahkum olan ve 17 yaşını doldurduğunda infazı başlanan çocuk hükümlünün infaz kurumunda kalacağı süre; 1/2 Şartlı Tahliye indiriminden yararlandığında cezanın yarısı düşecek 6 Yıl hapis cezası, Bu cezadan 3 yıl denetimli serbestlik süresi düştüğünde 3 yıl hapis cezası, Çocuk 17 yaşında ceza infaz kurumuna girdiğinden Geçici 6. Maddesinin 4.fıkrası gereği 17 yaşından 18 yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçen her 1 gün, 2 gün sayılacağından, çocuk hükümlü infaz kurumunda sadece 2 yıl kalacaktır. İnfaz tamamlandığında Hükümlünün denetimli serbestlikten yararlanabilmesi için iyi halli olması gerektiğinden Cezaevi idaresi tarafından hükümlünün iyi halli olduğuna dair gözlem kurulu raporu düzenlenmelidir. Bu rapordan sonra İnfaz hakimin vereceği denetimli serbestlik kararından sonra hükümlü tahliye olacaktır. 3-) Küçük çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile 70 Yaşını bitirmiş hükümlüler bakımından getirilen düzenlemeler Yapılan düzenleme ile 5275 sayılı İnfaz yasasının Geçici 6/2. maddesinde değişiklik yapılmış 30/3/2020 Tarihinden önce işlenen istisna suçlar dışındaki suçlardan hükümlü olan 0-6 yaş grubu çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile 70 yaşını bitirmiş hükümlüler hakkında, 5275 sayılı kanunun 105/A Maddesinin 3. Fıkrasında düzenlenen 2 Yıllık denetim süresinin 4 Yıl olarak uygulanacağı belirtilmiştir. Düzenleme ile küçük çocuğu bulunan kadın hükümlüler ile 70 Yaşını bitirmiş hükümlülere diğer yetişkinlerden farklı olarak ayrıcalık tanınmış denetimli serbestlik süresi uzatılmıştır. Şartlı tahliye açısından kanunun getirdiği 1/2 oranındaki lehe düzenleme bu hükümlülere de uygulanacaktır. İstisna Suçlar: 1-) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar- TCK Madde;102,103,104,105 2-) Terör suçları -3713 Sayılı Kanun 3-) Kasten Öldürme suçları-TCK Madde;81,82,83 4-) Devletin güvenliğine karşı suçlar-TCK Madde;302 ile 339 arasında düzenlenen suçlar 5-) Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar -TCK Madde;132,133,134,135, 136,137,138 Yukarıda sayılan istisna suçlar dışındaki suçlarda denetimli serbestlik süresi 4 Yıldır. Örnek hesaplama; 01.01.2020 tarihinde suç işleyen 10 Yıl Hapis cezasına mahkum olan ve 2 yaşında çocuğu bulunan kadın hükümlünün infaz kurumunda kalacağı süre; 1/2 Şartlı Tahliye indiriminden yararlandığında cezanın yarısı düşecek 5 Yıl hapis cezası, Bu cezadan 4 yıl denetimli serbestlik süresi düştüğünde 1 yıl hapis cezası, Kadın hükümlü infaz kurumunda 1 yıl kalacaktır. Kurumda 1 yıl kalan hükümlünün denetimli serbestlikten yararlanabilmesi için iyi halli olması gerektiğinden Cezaevi idaresi tarafından hükümlünün iyi halli olduğuna dair gözlem kurulu raporu düzenlenmelidir. Bu rapordan sonra İnfaz hakimin vereceği denetimli serbestlik kararından sonra hükümlü tahliye olacaktır. 4-) Maruz kaldıkları ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatlarını cezaevinde yalnız idame ettiremeyen 65 yaşını bitirmiş hükümlülere yönelik düzenleme Maruz kaldığı ağır bir hastalık, engellilik veya kocama nedeniyle hayatını yalnız idame ettiremeyen altmışbeş yaşını bitirmiş hükümlülerin koşullu salıverilmeleri için ceza infaz kurumlarında geçirmeleri gereken süreler, azami süre sınırına bakılmaksızın 105/A maddesinde düzenlenen denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilebilecektir. Ağır hastalık, engellilik veya kocama hâli, Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca veya Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen bir raporla belgelendirilmelidir. 65 Yaşını doldurmuş ağır hasta, engelli veya yaşlılığı sebebiyle hayatını kendi başına sürdüremeyen hükümlülerin şartlı tahliye olabilmesi için ceza evinde geçirmesi gereken sürelerin tamamlanmış olması şart değildir.Ağır hastalık, engellilik veya kocama hâli, Adalet Bakanlığınca belirlenen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca veya Adlî Tıp Kurumunca düzenlenen bir raporla belgelendirildiği taktirde infaz hakimin vereceği denetimli serbestlik kararından sonra hükümlü tahliye olacaktır.Ancak yine burada da suç tarihinin 30.03.2020 tarihinden önce olması işlenen suçun istisna olarak belirtilen kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar, özel hayatın gizliliğine ilişkin suçlar ve terör suçları dışında bir suç olması gerekir. İstisna Suçlar: 1-) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar- TCK Madde;102,103,104,105 2-) Terör suçları -3713 Sayılı Kanun 3-) Kasten Öldürme suçları-TCK Madde;81,82,83 4-) Devletin güvenliğine karşı suçlar-TCK Madde;302 ile 339 arasında düzenlenen suçlar 5-) Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar -TCK Madde;132,133,134,135, 136,137,138 BURAYA KADAR HEP İSTİSNA SUÇLAR HARİCİNDE İŞLENEN SUÇLARDA İNFAZ YASASININ NASIL UYGULANACAĞINDAN BAHSETTİK İSTİSNA KAPSAMINDA OLAN SUÇLARDA İNFAZ YASASI NASIL UYGULANACAKTIR? 5-) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar İle Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçları açısından infaz yasasının uygulanması 5275 Sayılı Kanunun 108.Maddesinin 9.Fıkrası koşullu salıverme oranının Türk Ceza Kanununun 102. Maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan cinsel saldırı suçundan, 103.Maddesinde tanımlanan çocukların cinsel istismarı suçundan, 104 .Maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında tanımlanan reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan, 188.Maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan dolayı hapis cezasına mahkûm olanlar hakkında süreli hapis cezaları bakımından 3/4 olarak uygulanacağını düzenlemiştir. Bu düzenleme 6545 Sayılı kanun ile getirilmiş kanunun yürürlüğe girdiği 28/06/2014 tarihinden sonra uygulanmaya başlanmıştır.Bu düzenlemeden önce şartlı tahliye oranı bu suçlarda da diğer suçlarda olduğu gibi 2/3 oranındaydı, düzenleme ile istisna olan bu suçlarda tahliye zorlaştırılmıştır. ŞARTLI TAHLİYE ORANLARI Sonuç olarak; Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarında; Suç tarihi 28.06.2014 tarihinden önce ise, şartlı tahliye oranı 2/3 olarak uygulanacaktır. Suç tarihi 28.06.2014 tarihinden sonra ise, Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçları açısından şartla tahliye oranı 3/4 olarak uygulanacaktır. Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda şartlı tahliye oranı çocuklar ve yetişkinler bakımından farklılık gösterdiğinden ayrı ayrı ele alınmalıdır. Yetişkinler açısından -Nitelikli Cinsel suçlar TCK Madde 102/2, 103, 104/2-3, şartlı tahliye oranı 3/4 olarak uygulanacaktır. -Basit Cinsel suçlar TCK Madde 102/1, 104/1, 105, maddelerinde şartla tahliye oranı 2/3 olarak uygulanacaktır. Çocuklar açısından -Cinsel suçlar TCK 102, 103, 104, 105, maddelerinde şartla tahliye oranı 2/3 olarak uygulanacaktır. DENETİM SÜRELERİ Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu kanunun istisna kapsımında saymış olduğu suçlar arasında bulunduğundan denetimli serbestlik süresi 1 yıl olarak uygulanacaktır. 6-) Terör Suçları Açısından infaz yasasının uygulanması 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununda düzenlenen suçlar bakımından koşullu salıverme oranı 3/4 olarak uygulanacaktır. 5275 Sayılı Kanunun 107.Maddesinin 4.Fıkrasına göre Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Düzenlemeye göre suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûm olmuş hükümlülerin şartlı salıverilme oranı 2/3 olarak uygulanacaktır. Terör suçları istisna suçlar kapsamında olduğundan , denetimli serbestlik süresi 1 yıl olarak uygulanacaktır. İnfaz hesaplamaları birden fazla farklı kanun göze alınarak yapılmakta kişinin durumuna göre farklılık göstermektedir. Suçun vasfı, suç tarihi, hükümlünün mükerrer olup olmadığı, tutuklulukta geçen süre, gibi bir çok faktör müddetnamenin oluşturulmasına etkendir. Bu sebeple en doğru hesaplama yapılan kapsamlı çalışmalar sonucunda tespit edilebilmektedir.
- İlamlı takibe konu olabilecek ilamlar nelerdir?
İlamlı takibe konu olabilecek ilamlar şunlardır; Hukuk Mahkemesi İlamları Eda hükmü içeren nihai nitelikteki kararlar ilamlı icra takibine konu olabilir. Nihai nitelikte olmayan ara kararları ile eda hükmü içermeyen tespit hükümleri, delil tespiti, ihtiyati haciz ve ihtiyati tedbir kararları ilamlı icra takibine konu olamaz. Ara kararı ile hükmedilen nafaka alacakları için ilamlı takip yapılamaz. Bu nitelikteki ara kararlar İİK 68. maddesinde sayılan belgelerdendir. Ceza Mahkemesi İlamları Ceza mahkemelerinin tazminat ve yargılama giderine ilişkin hükümleri ilamlı takibe konu olabilir. Yargıtay İlamları Yargıtay’da yapılan duruşmalar sonucu kendisini vekil ile temsil ettiren taraf lehine hükmedilen vekalet ücreti alacağı yönünden Yargıtay ilamı ilamlı takibe konu edilebilir. İdare Mahkemesi ve Vergi Mahkemesi İlamları Tam Yargı Davaları Sonunda Verilmiş Olan İdari Yargı İlamları ilamlı takibe konu olabilir. İdari işlemin iptaline yönelik ilamların yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkim kısmı ilamlı takibe konulabilir. Vergi mahkemesi ilamları Sayıştay ilamları Hakem kararları İlamların, ilamlı icra takibine konu edilebilmesi için mutlaka eda hükmü içermeleri gerekir. Tespit hükmü içeren ilamlar ilamlı takibe konu edilemez ise de, hükmün yargılama gideri ve vekalet ücretine ilişkin kısmı eda hükmü içerdiğinden ilamlı takibe konu edilebilir.
- Staj ücreti alma şartları nelerdir?
3308 Sayılı Mesleki Eğitim Kanununa göre Lise ve Üniversitelerde mesleki ve teknik eğitim gören stajyerler yaptıkları staj karşılığında ücret alma hakkına sahiptir. 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun “Ücret ve Sosyal Güvenlik” başlıklı 25. maddesinde “Aday çırak, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere ödenecek ücret ve bu ücretlerdeki artışlar; aday çırak veya çırağın velisi veya vasisi veya kişi reşit ise kendisi; öğrenciler için okul müdürlüğü ile iş yeri sahibi arasında Bakanlıkça belirlenen esaslara göre düzenlenecek sözleşme ile tespit edilir. (Değişik son cümle: 13/2/2011-6111/64 md.) Ancak, işletmelerde meslek eğitimi gören örgün eğitim öğrencilerine, asgari ücretin net tutarının yirmi ve üzerinde personel çalıştıran iş yerlerinde yüzde 30’undan, yirmiden az personel çalıştıran iş yerlerinde yüzde 15’inden, aday çırak ve çırağa yaşına uygun asgari ücretin yüzde 30’undan aşağı ücret ödenemez.” şeklinde olduğu, yine aynı Kanun'un “Mesleki eğitime katılma payı” başlıklı 24. maddesinin son bendinde “....Bu sayının tespitinde görev ve çalışma statüsüne bakılmaksızın iş yerinde 1475 sayılı İş Kanununa tabi olarak çalıştırılan personel sayısı dikkate alınır.” denilmektedir. Bir stajyerin ücret hakkına sahip olabilmesi için, Mesleki ve teknik eğitim görmesi, Stajını okul dışında bir işletmede yapması, gerekmektedir. Bir Okulun Mesleki ve Teknik Eğitim verip vermediğinin tespiti kolay olsa da Yüksek Öğretim Kurumu Mesleki ve Teknik Öğretim yapan bölümleri görüş yazıları açıklamaktadır. Mahkemeler ve Yargıtay ücret alacak hakkını ileri süren stajyerin alacak hakkına sahip olup olmadığını Yüksek Öğretim Kurumunun görüş yazılarına atıf yaparak tespit etmektedir . Aşağıda paylaşılan Yargıtay Kararında Beden Eğitimi ve Spor Yüksek okulunda Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümünde eğitim gören ve staj yapan bir öğrenci yapmış olduğu stajlar karşılığında ücret alacak hakkının bulunduğunu ileri sürerek dava açmıştır.Yargıtay Yüksek öğretim Kurulu Başkanlığının 7431 sayılı yazısında Mesleki ve Teknik eğitim yapan bölümleri belirttiğini Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği bölümünün bu görüş yazısında bulunmadığını, Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği bölümünün Mesleki ve Teknik eğitim yapan bir bölüm olmaması sebebiyle davanın reddedilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2018/4202 E. , 2018/7528 K. "İçtihat Metni"MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi Davacı ... vekili Avukat ... tarafından, davalı Milli Eğitim Bakanlığı aleyhine 28/06/2016 gününde adli yardım talepli olarak verilen dilekçe ile staj ücreti alacağı istenmesi üzerine mahkemece adli yardım talebi kabul edilerek yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne dair verilen 28/03/2017 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca kanun yararına bozma yoluyla istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü. Dava, staj ücret alacağı istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne kesin olarak karar verilmiştir.Davacı, ... Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulunda Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği Bölümünde öğrenciyken, Ağrı’daki çeşitli okullarda zorunlu staj yaptığını, Yükseköğretim Kurulu’nun 7431 ve 5886 sayılı Mesleki Teknik Eğitim Yapan Programlar konulu yazısı ile staj ücret alacak olan programların belirtildiğini, bu yazı ile tüm önlisans ve mesleki ve teknik eğitim yapan lisans programının staj ücreti almaya hak kazandığını ancak staj ücretinin ödenmediğini belirterek staj ücret alacağının tahsilini istemiştir. Davalı, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Mahkemece, alınan bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kabulüne kesin olarak karar verilmiştir. Adalet Bakanlığının talebi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, kararın kanun yararına bozulmasını istemiştir. 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu’nun 3. maddesinin j bendi, 6111 sayılı Kanun’un 61. maddesiyle 13.02.2011 tarihinde “Mesleki ve Teknik Eğitim Okul ve Kurumları, mesleki ve teknik eğitim alanında, diplomaya götüren orta öğretim kurumları ve mesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumları ile belge ve sertifika programlarının uygulandığı her tür ve derecedeki örgün ve yaygın eğitim - öğretim kurumlarını ifade eder.” şeklinde değiştirilmiştir. Aynı Kanunun “Ücret ve Sosyal Güvenlik” başlıklı 25. maddesinde ise “Aday çırak, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere ödenecek ücret ve bu ücretlerdeki artışlar; aday çırak veya çırağın velisi veya vasisi veya kişi reşit ise kendisi; öğrenciler için okul müdürlüğü ile iş yeri sahibi arasında Bakanlıkça belirlenen esaslara göre düzenlenecek sözleşme ile tespit edilir. (Değişik son cümle: 13/2/2011-6111/64 md.) Ancak, işletmelerde meslek eğitimi gören örgün eğitim öğrencilerine, asgari ücretin net tutarının, yirmi ve üzerinde personel çalıştıran iş yerlerinde yüzde 30’undan, yirmiden az personel çalıştıran iş yerlerinde yüzde 15’inden, aday çırak ve çırağa yaşına uygun asgari ücretin yüzde 30’undan aşağı ücret ödenemez.” denilmektedir. Dosya kapsamından, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının 7431 sayılı yazısında 6111 sayılı Kanun’un 61. maddesi ile mesleki ve teknik eğitim yapan yükseköğretim kurumlarının da 3308 sayılı Kanun’a tabi olduğu, ücret ödenmesi gereken mesleki ve teknik eğitim programlarının Üniversitelerarası Kurul Başkanlığından alınan görüş de dikkate alınarak oluşturulan liste ile belirlendiği, davacının eğitim aldığı beden eğitimi ve spor öğretmenliği bölümünün listede yer almadığı anlaşılmaktadır. Şu durumda mahkemece, davacının eğitim aldığı programın staj ücreti ödenen programlar kapsamında bulunmadığı gözetilerek karar verilmesi gerekirken, yanılgılı şekilde davanın kabulüne karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına temyiz isteminin kabulüne karar verilerek kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile sonuca etkili olmamak üzere yerel mahkeme kararının kanun yararına BOZULMASINA; gereği yapılmak üzere kararın bir örneği ile dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine 03/12/2018 gününde oy birliğiyle karar verildi. Her ne kadar 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu'nun “Ücret ve Sosyal Güvenlik” başlıklı 25. maddesinde “Aday çırak, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere ödenecek ücret ve bu ücretlerdeki artışlar; aday çırak veya çırağın velisi veya vasisi veya kişi reşit ise kendisi; öğrenciler için okul müdürlüğü ile iş yeri sahibi arasında Bakanlıkça belirlenen esaslara göre düzenlenecek sözleşme ile tespit edilir.'' Hükmü bulunsa da yazılı bir sözleşmenin bulunması zorunlu bir unsur değildir. Yazılı bir sözleşmenin bulunmadığı durumlarda sözlü bir sözleşmenin varlığı kabul edilmelidir. Stajyerler staja başlayıp yükümlülüklerini yerine getirerek hizmet vermektedir.Staj yapılan işletme ise bu hizmeti kabul etmekte, stajın yapılmasına hizmeti kabul etmek suretiyle onay vermektedir. Yükseköğretim Kurumu Başkanlığı'na göre Mesleki ve Teknik Eğitim Yapan Programlar hangileridir?
- Hangi Bölümde öğrenim gören öğrenciler staj ücreti alma hakkına sahiptir?
3308 Sayılı Mesleki eğitim kanununa göre mesleki ve teknik eğitim yapan bütün programlarda öğrenim gören öğrenciler staj yapmaları durumunda göre staj ücreti alma hakkına sahiptir.Yüksek öğretim kurumu başkanlığı bir çok görüşünde mesleki ve teknik eğitim yapan programları açıklamıştır. Biz de görüşleri derleyerek size bir liste hazırladık. Staj ücreti alma hakkına sahip olan bölümler aşağıda listelenmiştir. Acil Yardım ve Afet Yönetimi Bahçe Bitkileri Bahçe Bitkileri Üretim ve Pazarlaması Balıkçılık Teknolojisi Balıkçılık Teknoloji Mühendisliği Beslenme ve Diyetik Bilgi ve Belge Yönetimi Bilgisayar Bilimleri Bilgisayar Mühendisliği Bilgisayar Teknolojisi ve Bilişim Sistemleri Bilgisayar ve Enformasyon Sistemleri Bilgisayar-Enformatik Bilişim Sitemleri Mühendisliği Bilişim Sistemleri ve Teknolojileri Bitki Koruma Biyokimya Biyoloji Biyomedikal Mühendisliği Biyomühendislik Biyosistem Mühendisliği Cevher Hazırlama Mühendisliği Çevre Mühendisliği Çocuk Gelişimi Deniz İşletmeciliği ve Yönetimi Deniz Ulaştırma İşletme Mühendisliği Denizcilik İşletmeleri Yönetimi Deri Mühendisliği Diş Hekimliği Ebelik Eczacılık El Sanatları Tasarımı ve Üretimi Elektrik Mühendisliği Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Endüstri Sistemleri Mühendisliği Endüstriyel Tasarım Enerji sistemleri Mühendisliği Enformasyon Teknolojileri Ergoterapi Fizik Mühendisliği Fizyoterapi ve Rehabilitasyon Gastronomi Gastronomi ve Mutfak Sanatları Gazetecilik Gemi İnşaatı ve Gemi Makineleri Mühendisliği Gemi ve Deniz Teknolojisi Mühendisliği Genetik ve Biyomühendislik Geomatik Mühendisliği Gerontoloji Gıda Mühendisliği Gıda Teknolojisi Grafik Grafik Tasarımı Harita Mühendisliği Havacılık Elektrik ve Elektroniği Havacılık ve Uzay Mühendisliği Hemşirelik Hemşirelik ve Sağlık Hizmetleri HidroJeoloji Mühendisliği İç Mimarlık İç Mimarlık ve Çevre Tasarımı İmalat Mühendisliği İnşaat Mühendisliği İşletme Mühendisliği Jeodezi ve Fotogrametri Mühendisliği Jeofzik Mühendisliği Jeoloji Mühendisliği Kentsel Tasarım ve Peyzaj Mimarisi Kimya Kimya Mühendisliği Kimya Mühendisliği ve Uygulamalı Kimya Kimya ve Süreç Mühendisliği Kimya-Biyoloji Mühendisliği Konaklama İşletmeciliği Konaklama ve Turizm İşletmeciliği Kontrol Mühendisliği Maden Mühendisliği Makine Mühendisliği Makine ve İmalat Mühendisliği Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Malzeme Mühendisliği Matematik Mühendisliği Mekatronik Mühendisliği Metalurji ve Malzeme Mühendisliği Metereloji Mühendisliği Mimarlık Moda Tasarımı Moleküler Biyoloji ve Genetik Mühendislik ve Doğa Bilimleri Programları Nükleer Enerji Mühendisliği Orman Endüstrisi Mühendisliği Orman Mühendisliği Otel Yöneticiliği Otomotiv Mühendisliği Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Peyzaj Mimarlığı Polimer Mühendisliği Radyo ve Televizyon Seramik Seramik Mühendisliği Seyahat İşletmeciliği Seyahat İşletmeciliği ve Turizm Rehberliği Sigortacılık ve Risk Yönetimi Sinema ve Televizyon Sistem Mühendisliği Sivil Hava ve Ulaştırma İşletmeciliği Su Ürünleri Mühendisliği Şehir ve Bölge Planlama Takı Tasarımı Tarım İşletmeciliği Tarım Makineleri Tarımsal Yapılar ve Sulama Tarla Bitkileri Tekstil Tasarım Tekstil Tasarım ve Üretimi Televizyon Haberciliği ve Programcılığı Toprak Bilimi ve bitki Besleme Turizm İşletmeciliği Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Turizm Rehberliği Tütün eksperliği Uçak Elektrik -Elektronik Uçak Gövde-Motor Uçak Gövde-Motor Bakımı Uçak Mühendisliği Uzay Mühendisliği Veterinerlik Yat Tasarımı Yazılım Mühendisliği Yiyecek İçecek İşletmeciliği Zootekni Yukarıda sayılan bölümler sınırlı sayıda olmayıp bu bölümler YÖK' ün görüşlerinde belirttiği bölümlerdir. Eğer okuduğunuz bölümün mesleki ve teknik eğitim verdiği konusunda kesin bilgi sahibiyseniz sizin de ücret alma hakkınız bulunmaktadır. Staj ücreti hakkında detaylı bilgi almak için tıklayınız.
- Hangi yollarla işlenen veriler KVKK kapsamındadır?
Kişisel verilerin korunması kanunu kişisel verilerin işlenmesini, kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlem olarak tanımlamıştır. Kanuna göre kişisel verinin ; Kısmen veya tamamen otomatik yollarla işlenmesi veya Bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işlenmesi gerekmektedir. Bir veri kayıt sistemine bağlı olarak işlenen kişisel veriler, 6698 sayılı Kanun kapsamındadır. Kanunda “veri kayıt sistemi”; kişisel verilerin belirli kriterlere göre yapılandırılarak işlendiği kayıt sistemi olarak tanımlanmıştır. Bir kâğıt parçası üzerine yazılarak işlenen veriler kanun kapsamında mıdır? Bir kâğıt parçası üzerine yazılarak işlenen kişisel veri (Ad, soyad ve telefon numarası, TC Kimlik numarası ..vb) kısmen ve tamamen otomatik yollarla işlenmemektedir o halde bu veri işleme yönteminin bir veri kayıt sisteminin parçası olarak işlenip işlenmediğine bakmamız gerekir. Bir veri kayıt sisteminin parçası olarak veri işleme kişisel verilerin bir sistem dahilinde işlenmesini ifade eder, eğer bir işletme müşterilerine ait kişisel verileri gelişigüzel olarak sistemsiz bir şekilde kağıt parçasına yazmış ise burada veri işleme bulunmamaktadır. Ancak bu veri işleme müşterilere ait kişisel verilerin düzenli olarak kağıtlara veya deftere yazıp saklamak gibi sistemli olarak işlenmiş ise bu veri işleme kanun kapsamındadır. Kanun, otomatik olmayan yollarla kişisel veri işlenmesini tamamen Kanun kapsamı dışında tutmamaktadır. Otomatik olmayan yolla veri işleme eğer bir veri kayıt sisteminin parçası olarak gerçekleştiriliyorsa bu durumda söz konusu veri işleme faaliyeti de Kanun kapsamında kabul edilmektedir. Dolayısıyla otomatik olmayan yolla işlenen kişisel veriler, bir veri kayıt sisteminin parçası ise Kanun kapsamında olacaktır.
- KVKK Nedir? Kişisel verilerin korunması kanunu ne zaman yürürlüğe girmiştir? Kanunun amacı nedir?
2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile Anayasanın özel hayatın gizliliğini düzenleyen 20. maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir. “Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel verileri hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak Kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir” Avrupa Birliğine uyum sürecininde bir parçası olan ve Kişisel verilerin korunmasını açıkça anayasal güvence altına alan bu fıkra ile korumaya ilişkin esasların kanunla düzenleneceği öngörüldüğünden bu kapsamda Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Tasarısı 24 Mart 2016 tarihinde TBMM Genel Kurulu tarafından kabul edilerek kanunlaşmış ve 7 Nisan 2016 tarih ve 29677 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun amacı, kişisel verilerin işlenme şartlarını, kişisel verilerin işlenmesinde kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin korunmasını ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemektir. Kanun, kişisel verileri işlenen gerçek kişiler ile bu verileri tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen gerçek ve tüzel kişiler hakkında uygulanır. Kanun Özel sektörde faaliyet gösteren kuruluşlar(şirketler ve şahıslar) ile kamu kurum ve kuruluşları bakımından bir ayrım yapılmamış olup, kanunda öngörülen usul ve esaslar tüm kurum ve kuruluşlar açısından uygulanmaktadır.Kanun gerçek kişilere ait verileri koruma kapsamına aldığından tüzel kişilere ait verilerin işlenmesi kanun kapsamında değildir. Veri sorumluları sicil bilgi sistemi(VERBİS) Nedir? 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununun 16. Maddesine göre kişisel veri işleyen gerçek ve tüzel kişi veri sorumlularının kişisel veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolması gerekmektedir. Bu kapsamda,Kişisel Verilerin Korunması Kurumu, Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemi (“VERBİS”) oluşturmuş olup bazı veri sorumlularının bu sisteme bu sisteme kayıt olmalarını zorunlu kılmıştır. VERBİS, kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin, kişisel veri işlemeye başlamadan önce kaydolmaları gereken ve işlemekte oldukları kişisel verilerle ilgili kategorik bazda bilgi girişi yapacakları bir kayıt sistemidir. Daha fazla bilgi için bakınız... https://www.kvkk.gov.tr/
- İnanç sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil davaları
İnanç sözleşmesi nedir? İnançlı sözleşmesi, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren sözleşmelerdir. İnanç sözleşmesinin şartları nelerdir? İnançlı bir işlem ile inanan, sahibi olduğu bir mülkiyet veya alacak hakkını inanılana kazandırıcı bir işlemle devretmesi İnananın borçlandırıcı bir sözleşme ile inanılanı yükümlülükler altına sokması ve sözleşmeye amaç yüklemesi İnanılanın kararlaştırılan koşullara uymayı, amaç gerçekleşince veya süre dolunca hak veya nesneyi tekrar inanana (veya onun gösterdiği üçüncü kişiye) devretmeyi taahhüt etmesi, İnanç sözleşmesi nasıl ispatlanır? İnanç sözleşmesi, 5.2.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) delil başlangıcı niteliğinde bir belge varsa 1086 sayılı HUMK’nın 292. maddesi ile 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. İnanç sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptal tescil davasında yemin delili Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (1086 sayılı HUMK m. 236, 6100 sayılı HMK m.188) yemin (1086 sayılı HUMK m.344, 6100 sayılı HMK m. 225) gibi kesin delillerle de ispat edilebilir. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. Yargıtay. 14.Hukuk Dairesi 03.10.2013 T. 2013/8805 E. 2013/12738 K. “Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat isteğine ilişkindir. Davalı, davanın reddini savunmuş, karşı davası ile de elatmanın önlenmesini istemiştir. Mahkemece, asıl davada tazminat isteminin kabulüne, karşı davada ise tazminat yatırıldığında elatmanın önlenmesine karar verilmiştir. Hükmü, taraf vekilleri temyiz etmiştir. İnanç sözleşmesi, 05.02.1947 tarihli ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak, yazılı delille kanıtlanabilir. Bu yazılı delil, tarafların getirecekleri ve onların imzalarını taşıyan bir belge olmalıdır. Açıklanan nitelikte bir yazılı delil bulunmasa da, yanlar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış (inanılan tarafından el ile yazılmış fakat imzalanmamış olan bir senet veya mektup, daktilo veya bilgisayarla yazılmış olmakla birlikte inanılanın parafını taşıyan belge, usulüne uygun onanmamış parmak izli veya mühürlü senetler gibi) “delil başlangıcı” niteliğinde bir belge varsa 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi “tanık” dahil her türlü delille ispat edilebilir. Yazılı delil veya “delil başlangıcı” yoksa inanç sözleşmesinin ikrar (HMK m.188) yemin (HMK m. 225 vd) gibi kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Davacının yemin deliline dayanması halinde mahkemenin davacıya bu hakkını hatırlatması gerekir. Davacının iddialarını yazılı delil veya delil başlangıcı niteliğindeki bir belgeyle ispatlayamadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Ancak davacının yemin deliline dayanmış olmasına rağmen yemin hakkı kullandırılmadan yukarıda açıklanan ilkelere aykırı olarak tescil isteminin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, bu sebeple hükmün bozulmasına karar verilmiştir.” İnanç sözleşmesinden kaynaklanan haklar zamanaşımına uğrar mı? İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden 6098 sayılı TBK’nın 146. maddesi (818 sayılı BK’nın 125. maddesi) hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. Yargıtay 14.Hukuk Dairesi 06.10.2010 T. 2011/9423 E. 2011/11628 K. “Dava, inanç ilişkisine dayalı mülkiyet aktarımı istemi ile açılmıştır. Davalılar zamanaşımının varlığını ileri sürerek davanın reddini istemiştir. Mahkemece dava konusu 740 parsel numaralı taşınmazın satın alındığı 12.10.1994 tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar 10 yıllık sürenin geçtiği belirtilerek davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Hükmü davacı temyiz etmiştir. İnançlı işlemler, inananın teminat oluşturmak veya yönetilmek üzere mal varlığı kapsamındaki bir şey veya hakkını, inanılana devretmesi ve inanılanın da inanç anlaşmasındaki koşullara uygun olarak inanç konusu şeyi kullanmasını, amaç gerçekleştiğinde ise belirlenen şekilde inanana iade etmesini içeren işlemlerdir. Gerçekten inanç sözleşmelerinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmemiştir. Bu yüzden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmünce inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalara da 10 yıllık zamanaşımı süresinin uygulanması gerekir. Burada önemli olan 10 yıllık zamanaşımı süresinin hangi tarihten başlayacağının saptanmasıdır. Borçlar Kanununun 128. maddesi uyarınca zamanaşımı, alacağın muaccel olacağı zamandan başlar ve alacağın muacceliyeti bir ihbar vukuuna tabi ise zamanaşımının bu haberin verildiği günden başlaması gerekir. Somut olayda, zamanaşımının başlangıç tarihi davacının ferağ umudunu yitirmiş olduğu tarihtir. Davacı ferağ umudunu yitirerek dava açma hakkını 24.11.2009 tarihinde kullandığından zamanaşımının başlangıç tarihi davanın açıldığı bu tarihtir. Mahkemece, çekişmenin esasının incelenerek oluşacak sonuca uygun bir hüküm kurulması gerekirken zamanaşımı nedeniyle davanın reddi doğru görülmemiş bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.” Yargıtay 14.Hukuk Dairesi 28.02.2013 T. 2013/1188 E. 2013/2945 K. “… Dava, inanç sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, ikinci kademede ise tazminat isteğine ilişkindir. Davalılar, davanın reddine karar verilmesini savunmuşlardır. Mahkemece, davanın tapu iptali ve tescil istemine yönelik olarak kanıtlanamadığından tazminata yönelik olarak ise zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Hükmü, davacılar vekili ve davalılar vekili ayrı ayrı temyiz etmişlerdir. İnanç sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 125. maddesi hükmü gereğince inanç sözleşmesinden kaynaklanan davalarda zamanaşımı süresi on yıl olarak kabul edilmektedir. Bu ilkeler ışığında somut olaya gelince; davacılar vekili, 676 parsel sayılı taşınmazın 1990 yılında davacı F.Ö.’nün babasının maddi katkısı ile alındığını, tapu kaydının davalı K.Ö.’nün üzerine yapıldığını, birlikte bir katlı bina inşaa ettiklerini, anılan davalının 1996 tarihinde evi terketmesiyle oğlu davacı M.Ö.’nün çalışarak ikinci ve üçüncü katı tamamladığını, davalının muvazaalı olarak diğer davalı S.S.’ye satış göstererek taşınmazı tapuda devrettiğini ileri sürerek davalıların danışıklı olarak yolsuz tescile konu ettikleri arsa üzerindeki binanın ilk katının 1/4'er hisseden yarısının, ikinci ve üçüncü katının tamamının iyiniyetli malzeme sahibi olarak davacılar tarafından yapıldığının tespiti ile tapu kaydının iptaline, M.K .724 maddesi gereği arsanın gerekirse ifraz suretiyle yeterli bir kısmının mülkiyetinin davacılar adına tesciline, olmadığı takdirde talep edilen bina bedelinin davacılara bugünkü değeri üzerinden tazminat olarak ödenmesine karar verilmesini istemiştir. Dava konusu 676 parsel 1456,2 m2 olarak bahçeli ahşap ev ve samanlık vasfıyla S.S. adına satış yoluyla 21.05.2009 tarihinde tescil edilmiş, eldeki dava 15.01.2010 tarihinde açılmıştır. Zamanaşımı, kanunda belirtilmiş olan süresi içinde talep ve dava edilmemiş olan alacakların özüne dokunmamakla beraber “dava edilebilme vasfını kaybetmesi” sonucunu doğuran bir süre geçimidir. Hak düşürücü süreden farklı olarak, zamanaşımında borç sona ermemekte ve fakat dava edilebilme olanağı kalmamaktadır. Diğer taraftan, hak düşürücü sürenin varlığını hakimin kendiliğinden (re’sen) gözetmesi gerekirken, zamanaşımının varlığı def’i olarak ileri sürülürse dikkate alınabilir (BK m.140). Dolayısıyla, zamanaşımı borçluya sadece bir def’i hakkı verir. Buna da zamanaşımı def’i denilmektedir. Mahkemece, tazminata yönelik davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiş ise de burada önemli olan zamanaşımı süresinin başlangıç tarihinin tespitidir. Gerçekten, Borçlar Kanununun 128.maddesi uyarınca zamanaşımı alacağın muaccel olduğu tarihte başlar. Bu süre, mahkemece kabul edildiğinin aksine sözleşmenin yapıldığı tarih değil, alacağın muaccel hale geldiği tarihtir. Dairemizin uygulamasına göre de şahsi hak sahibi davacı, karşı tarafın ferağ talebinin reddini bildirmediği, başka bir deyişle iradi ferağ umudunu taşıdığı sürece zamanaşımı başlamaz. Davacı ferağ umudunu davanın açıldığı tarihte yitirmiş olacağından zamanaşımının geçirildiğinin kabulüne olanak yoktur. Bu durumda mahkemece çekişmenin esası yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda incelenerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken, davanın zamanaşımının geçtiğinden bahisle reddi doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir…”
- Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi nedir?Özellikleri ve unsurları nelerdir?Taşınmaz satış vaadi örneği
Taşınmaz satış vaadi nedir? Taşınmaz satış vaadi, tapuda kayıtlı bir taşınmazın sözleşmede belirlenecek koşullarla, ileri bir tarihte karşı tarafa devrinin vaat edildiği bir ön sözleşmedir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi taşınmaz satış sözleşmesi olmadığından taşınmazın mülkiyeti karşı tarafa geçmez. Taşınmaz satış sözleşmeleri tapu müdürlüğünde tapu memurlarınca hazırlanır. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ise taşınmaza ait asıl satım sözleşmesinin ileride yapılması amacı ile taraflar arasında borçlandırıcı ilişki kuran bir ön sözleşmedir. Taşınmaz satış vaadine hangi taşınmazlar konu olabilir? İlgili kanun hükümlerinden ve adından anlaşılacağı üzere sözleşmenin konusu taşınmaz mallardır. 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 704. maddesinde taşınmaz mülkiyetinin konusu; 1. Arazi, 2. Tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar, 3. Kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler, olarak sayılmıştır. Tapu tahsis belgesi verilmiş taşınmazlarla ve bu taşınmazlar üzerinde yapılacak inşaatta yer alacak bağımsız bölümlerle ilgili olarak da satış vaadi sözleşmesi düzenlenmesi mümkündür. 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca kat mülkiyeti veya kat irtifakı kurulmuş olan taşınmazların bağımsız bölümleri satış vaadi sözleşmesinin konusu olabilir. 24.04.1978 tarihli ve 3/4 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararına göre; "Ana taşınmazda henüz kat mülkiyetinin ya da kat irtifakının meydana gelmediği bir evrede, bağımsız bölümün devri için satış vaadi sözleşmesi yapılmasına eşya hukuku ve Borçlar Kanunu yönünden engel bir hüküm bulunmamaktadır. Kuşkusuz kat mülkiyeti veya kat irtifakı tapu kütüğüne tescil edilmediğinden ayni hak olarak tapuda satım ve başkası adına tescili mümkün değildir. Fakat asıl satım sözleşmesinin yapılmasına yönelik olarak taraflar arasında borçlandırıcı bir ilişki kuran bağımsız bölüm satış vaadi sözleşmesi bu halde de yapılabilir. Satış vaadine konu olan bağımsız bölümün ifa zamanında var olması mümkün bulunduğundan sözleşme geçersiz değildir." Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi nerede yapılır? Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin noterce yapılması zorunludur. Noter dışında yapılan sözleşmeler taşınmaz satış vaadi sözleşmesi niteliği taşımaz. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesin yapılma amacı nedir? Taşınmaz tapu siciline kayıtlı olsa bile taşınmazın taraflar için devrinin mümkün olmadığı durumlar olabilir. Örneğin satılmak istenen taşınmazın hacizli veya rehinli olması durumunda alıcı taşınmazın hacizlerden ve ipoteklerden arınmış olarak tescilini isteyebilir. Bu durumda taşınmazı rehin ve hacizlerle yükümlü olarak satmak yerine taraflar arasında Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapılabilir. Taraflar bazen kendilerini asıl sözleşmeyi yapmaya hazır görmeyebilir. Asıl satış sözleşmesinin yapılamaması bazı fiili ve hukuki nedenlerden de kaynaklanmış olabilir. Örneğin; sözleşme yapılması düşünüldüğü anda sözleşme konusunda geçici imkansızlık vardır veya muristen intikalen yapılacak bir taşınmaz satışı, intikalin henüz gerçekleşmemiş olması nedeniyle yapılamamaktadır. Özet olarak taraflarca satış şartlarının henüz oluşmadığı durumlarda Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapılabilir. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin hukuki niteliği nedir? Yasalarımızca bu sözleşmenin tanımı yapılmamıştır. Yargıtay içtihatlarına göre "Satış vaadi sözleşmesi, bir taşınmazın mülkiyetini iktisap edebilmek için düzenlenen bir ön akit” ve “borç doğuran ve bir taşınmazın gelecekte alıcı adına mülkiyetinin nakledilme imkanını sağlayan ön sözleşme" olarak tanımlanmaktadır. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin unsurları ve şartları nelerdir? 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun “Önsözleşme” başlıklı 29. maddesi gereğince; “Bir sözleşmenin ileride kurulmasına ilişkin sözleşmeler geçerlidir. Kanunlarda öngörülen istisnalar dışında, önsözleşmenin geçerliliği, ileride kurulacak sözleşmenin şekline bağlıdır.” Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile tapuda kayıtlı bir taşınmazın sözleşmede belirlenecek koşullarla, ileri bir tarihte karşı tarafa devri vaat edildiğinden ileride yapılacak satış sözleşmesinin tüm unsurlarını kapsayacak şekilde düzenlenmesi gerekir. Bu unsurlar sözleşmenin konusu olan taşınmaz ve satış bedelidir. Sözleşmenin konusu olan taşınmaz satış bedeli, belli veya belirlenebilir olmalıdır. Sözleşmeye konu taşınmazın açık ve net bir biçimde belirtilmesi gerekir. İleride herhangi bir tartışmaya, çekişmeye mahal bırakılmamalıdır. Eğer taşınmazın tamamı satılıyorsa bulunduğu yer ile pafta, ada ve parsel numaraları yazılmalı, taşınmazın bir kısmı satılıyorsa imar Kanunu'na göre bu bölümün ifrazı mümkün olmalı, krokisi çizdirilerek sözleşmeye eklenmeli veya bu bölüm açık bir biçimde tanımlanmalı ya da pay oranı olarak belirtilmelidir.Taşınmaz satış vadi sözleşmelerinde Harçlar Kanununun 42. maddesi uyarınca değer gösterilmesi zorunludur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 237. maddesi gereğince de; “Taşınmaz satışının geçerli olabilmesi için, sözleşmenin resmî şekilde düzenlenmesi şarttır. Taşınmaz satışı vaadi, geri alım ve alım sözleşmeleri, resmî şekilde düzenlenmedikçe geçerli olmaz. Önalım sözleşmesinin geçerliliği, yazılı şekilde yapılmış olmasına bağlıdır.” Taşınmaz satışı vaadi sözleşmesi noterde resmi şekilde düzenlenmelidir. Resmi şekil ispat şartı değil sıhhat şartıdır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 29.01.1986 T. 1984/849 E. 1986/57 K.).Tapuda kayıtlı bir taşınmazın diğer bir kimse adına tescil olunabilmesi için bir hukuki sebebin varlığı gerekir. Resmi şekilde yapılmamış bulunan temlik taahhütleri mutlak butlan sebebiyle batıldır.(Yargıtay içtihadı Birleştirme Kararı, 26.05.1954 tarihli ve 8/18 sayılı). Tarafların karşılıklı ve birbirine uygun olarak iradelerini açıklamış ve rızalarını beyan etmiş olmaları gerekir. Bu doğrultuda satış vaadinde bulunan, satış vaadine konu taşınmazın mülkiyetini belli bir bedel karşılığında karşı tarafa devretmeyi, satış vaadi alacaklısı da kararlaştırılan satış bedelini ödeyerek taşınmazı satın almayı kabul ettiğini bildirmelidir. Hangi taşınmazlar taşınmaz satış vaadine konu edilemez? 775 Sayılı Gecekondu Kanunu hükümlerine göre belediyelerce tahsis olunan arsalar, yapılar ve bu arsalar üzerinde yapılan bina ile meydana gelen taşınmaz mallar, tahsis tarihinden itibaren l0 yıl süre içinde satış vaadi sözleşmesine konu teşkil edemez. (775 sayılı Gecekondu Kanunu m. 34) 3083 sayılı Sulama Alanlarında Arazi Düzenlemesine Dair Tarım Reformu Kanununun 11. maddesinde, bu kanuna göre dağıtılan arazilerin satış vaadine konu edilemeyeceği belirtilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesinin son fıkrası uyarınca; “Veraset yolu ile intikal eden, bu kanun hükümlerine göre şuyulandırılan, Kat Mülkiyeti Kanunu uygulaması, tarım ve hayvancılık, turizm, sanayi ve depolama amacı için yapılan hisselendirmeler ile cebri icra yolu ile satılanlar hariç imar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayıracak özel parselasyon planları, satış vaadi sözleşmeleri yapılamaz.” 5578 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değiştirilen 5403 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince bölünemez parsel büyüklükleri; mutlak tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektar ve marjinal tarım arazilerinde 2 hektar olarak yeniden belirlenmiştir. Bölünemez büyüklükteki tarım arazilerinin mirasa konu olmaları ve üzerlerinde her ne şekilde gerçekleşmiş olursa olsun birlikte mülkiyetin mevcut olması durumunda, bu araziler ifraz edilemez, payları üçüncü şahıslara satılamaz, devredilemez. Ancak, 5403 Sayılı Kanunun 8. maddesinde 30.04.2014 tarihli ve 6537 Sayılı Kanunun 4. maddesi ile yapılan değişiklikle "Tarım arazileri Bakanlıkça belirlenen büyüklüklerin altında ifraz edilemez, hisselendirilemez, Hazine taşınmazlarının satış işlemleri hariç olmak üzere pay ve paydaş adedi artırılamaz...." şeklinde düzenleme yapıldığından artık asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki arazilerde de mevcut payın üçüncü şahıslara satışı ve devri mümkün hale gelmiştir. Paydan pay satılamaz. Pay ve paydaş adedi değiştirilmeden 3. şahısa satış ve satış vaadi sözleşmesi yapılabilir. Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Örneği “DÜZENLEME ŞEKLİNDE GAYRİMENKUL SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ İkibinyirmi yılı Ekim ayının ikinci günü 02.10.2020 Aşağıda mühür ve imzası bulunan ben ..ADANA adresindeki dairemde görev yaparken yanıma gelen ve gösterdiği ADANA MERKEZ Nüfus Müdürlüğü'nden verilmiş fotoğraflı Nüfus Cüzdanına göre ADANA ili, Seyhan ilçesinde kayıtlı olup, baba adı ..., ana adı ..., doğum tarihi 25.9.1990, doğum yeri ADANA olan ve halen ... adresinde oturduğunu, okur yazar olduğunu söyleyen, .... T.C. kimlik numaralı AHMET ile gösterdiği ADANA Nüfus Müdürlüğü'nden verilmiş fotoğraflı Nüfus Cüzdanına göre ADANA... ilçesinde kayıtlı olup, baba adı .., ana adı ..., doğum tarihi 14.10.1980, doğum yeri ADANA olan ve halen ...ADANA adresinde oturduğunu, okur yazar olduğunu söyleyen, ....T.C. kimlik numaralı ALİ , birlikte bana başvurarak gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi düzenlenmesini istediler. Her iki ikisininde bu işlemi yapma yeteneğinin bulunduğunu ve okur yazar olduğunu anladım. İbraz ettikleri belgelerden kimlikleri hakkında kanı sahibi oldum. Düzenleme şeklinde satış vaadi sözleşmesi yapmak isteyenlerden satmayı vaad eden AHMET şu suretle söze başladı : "ADANA 42 .Noterliğinin 31.01.2020 gün ve 10 yevmiye numaralı "Düzenleme Şeklinde Gayrimenkul Satış Vaadi ve Kat Karşılığı inşaat Sözleşmesi"gereğince taahhüdüm altında bulunan ADANA ili. Seyhan ilçesi, Kavaklı Mah.de kain ve tapunun 5 ada, 18(Sekiz) parsel numarasında kayıtlı bulunan taşınmaz üzerine yapılan inşaattaki tarafıma ait 1 (Bir) no'lu bağımsız bölümü ve bağımsız bölümdeki her türlü hak ve hisselerimin tamamını tüm hukuki hak ve vecibe|eriyle birlikte talibi ve alıcısı olan ALİ ’ye 55.000,00 (ellibeşbin)TL.sı bedel mukabilinde satmayı vaad ve taahhüt ettim. Bedelini nakten ve peşinen kendisinden aldım. Kendisinde hiçbir şekilde alacağım kalmamıştır. Sözkonusu taşınmazın ferağımda ileride kendisine vermeyi veya verdirmeyide kabul, beyan ve ikrar ederim. Ferağını vermekten hiçbir şekilde imtina etmeyeceğim. Ferağını vermekten imtina ettiğim takdirde alıcının, aleyhimde cebri tescil davası açmasınada rıza gösterir ve muvafakat ederim. İhtilaf halinde Antalya Mahkeme ve İcra Daireleri yetkilidir. " diye sözünü bitirdi Söz alan Şatın almayı vaad eden ALİ , de şu suretle söze başladı: "Bende işbu satış vaadini tüm hukuki hak ve vecibeleriyle birlikte aynen kabul ediyorum. Satıcının beyanında tapu kayıtları yazılı olan taşınmazı kendisine ait olduğunu bilerek 55.000,00 (ellibeşbin)TL bedel mukabilinde satın almayı vaad ve kabul ettim. Bedelini nakten ve peşinen kendisine ödedim.Tarafımda ve sözkonusu taşınmazda bundan böyle hiçbir şek|de alacağı, hak hukuk ve ilişiğinin kalmadığını kabul beyan ve ikrar ederim. İleride tarafıma verilecek olan ferağımda almayı kabul ettim." diye sözlerini bitirdi. Yazılan bu sözleşme okunmak üzere kendilerine verildi. Ayrı ayrı Okudular. Yazılanların gerçek istekleri olduğunu beyan etmeleri üzerine ilgililer ve tarafımdan imzalandı, mühürlendi, ikibinyirmi yılı Ekim ayının ikinci günü 02.10.2020” Satış vaadi sözleşmesinden doğan haklar devredilebilir mi? 6098 sayılı TBK’nın 183. maddesi, alacaklıya belli koşullarla sınırlı olmak üzere, borçlunun rızasını aramaksızın üçüncü bir kişiye temlik etme yetkisini tanımaktadır. Yargıtay da birçok kararında satış vaadinden doğan hakkın üçüncü kişiye temlikini geçerli saymaktadır. Bunun için resmi sözleşme yapılması zorunlu olmayıp TBK’nın 184. maddesine göre yazılı olması yeterlidir. Taşınmaz satış vaadi tapu siciline şerh edilir mi? Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin, Türk Medeni Kanununun 1009. maddesi ve Tapu Kanununun 26. maddesi uyarınca tapunun beyanlar hanesine şerhi mümkündür. Böylece, sözleşme alacaklısı sözleşmeden kaynaklanan kişisel hakkını kuvvetlendirmiş olur ve üçüncü kişilere karşı ileri sürme olanağı kazanır. Örnek Yargıtay Kararı; “…Davada dayanılan 29.12.1976 tarihli satış vaadi sözleşmesi 2644 sayılı Tapu Kanununun 26.maddesinde yapılan değişiklikten yararlanılarak 01.06.1983 tarihinde tapuya şerh edilmiştir. Şerhten amaç, ilişkin bulunduğu hukuki durumu kayda sonradan malik olanlara da ileri sürebilir hale getirmek, hukuki duruma aleniyet kazandırmaktır. Denilebilir ki, bu yönüyle şerh taşınmazın şerhten sonraki malikleri üzerinde de bir bakıma ayni etki gösterir. Dolayısıyla, şerhten sonra taşınmazı kazanan malikler şerh sahibi vaat alacaklısına karşı iyiniyet savunmasında bulunamazlar. Gerçekten, Tapu Kanunu m.26’da “şerhten itibaren 5 yıl içinde satış yapılamaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse, iş bu şerh tapu sicil müdürü veya memuru tarafından resen terkin olunur” hükmü bulunmaktadır. Fakat bu hüküm, sözleşmenin tapuya şerhinden itibaren 5 yıl içinde esas satış akdi yapılmazsa, bu şerhi tapu sicil müdürü veya memurunun re’sen terkin edeceği anlamına gelmez. Beş yıl geçtikten sonra terkin işlemi de ancak Tapu Sicil Tüzüğünün 78/4.maddesi gereğince taşınmaz mal malikinin istemi ile yapılabilir. Nitekim, benzeri bir düzenleme de Türk Medeni Kanununun 1027.maddesinde yer almış, anılan hükümde tapu memurunun, ancak basit yazı yanlışlıklarını tüzük kuralı uyarınca re’sen düzeltebileceği, bunun dışındaki her türlü düzeltme, eski tescilin terkini ve yeni bir tescilin yapılabilmesinin ilgililerin yazılı rızaları gerektiği, tapu sicilindeki her türlü yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla son verilebileceği kuralı getirilmiştir. Diğer taraftan, tapuda şerhe ilişkin bir hüküm olmasa da satış vaadi sözleşmesine dayanan taraf sonradan kayda malik olan kişinin kötüniyetli olduğunu kanıtlamak suretiyle her zaman satış vaadi sözleşmesine dayanarak dava açabilir. Bütün bu açıklamalardan sonra mahkemece yapılması gereken iş, davacının 17.07.2003 tarihli dilekçesiyle 1086 HUMK’nın 186. (6100 sayılı HMK m.125) maddelerine göre işlem yaparak davayı yönelttiği M.A. İ.Ş. ve M.A.’nın davada taraf olmalarını sağlamak, savunma delillerini toplamak, çekişmenin esasını inceleyerek hükme bağlamak olmalıdır. Değinilen yönler bir yana bırakılarak istemin yazılı olduğu şekilde reddi doğru olmadığından karar bozulmalıdır.” (Y. 14. H.D. 29.11.2011 T. 2011/10153 E. 2011/14521 K.) Satış vaadi sözleşmesi şerhi nasıl kaldırılır? 2644 sayılı Tapu Kanununun 26. maddesinde; “...Noterlik Kanunun 44. maddesinin (B) bendi mucibince noterler tarafından tanzim edilen taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri de taraflardan biri isterse taşınmaz siciline şerh verilir. Şerhten itibaren beş yıl içinde satış yapılmaz veya irtifak hakkı tesis ve tapuya tescil edilmezse işbu şerh tapu müdürü veya memuru tarafından re’sen terkin olunur” hükmü bulunmaktadır. Bir taşınmazın birden fazla kişiye satışının vaadi geçerlidir. Fakat geçerli olan ve feshedilmeyen önceki tarihi taşıyan sözleşmeye değer tanınır. Ancak tapu siciline ilk getirilen sözleşmenin şerhi yapılır. Şerhten sonra getirilen satış vaadi sözleşmesinin şerhi ancak mahkeme kararı ile mümkündür. Tapu Kanununun 26/6 maddesi uyarınca bu şerh beş yıl için geçerli olup beş yılın dolmasıyla kayıttan silinir ve anılan gücünü yitirir. Satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerhinden sonra beş yıl içinde kayda işlenen her türlü haciz, ipotek ve benzeri sözleşme alacaklısının haklarını kısıtlayacak nitelikteki şerhler de sözleşme alacaklısını bağlamaz. Şerhin ne şekilde terkin edileceği ise TMK’da belirtilmemiş, Tapu Sicil Tüzüğünün “Terkin, Değişiklik ve Düzeltmeler” başlıklı 69. maddesinde açıklanmıştır. Buna göre; beş yıl dolmasına rağmen şerh kendiliğinden ortadan kalkmamaktadır. Tapu sicilinde terkin ancak “tescilin kendisine hak sağladığı kimsenin” (satış vaadi alacaklısının) veya yetkili makamın istemine ya da mahkeme kararına dayalı olarak yapılabilir. (TST m.69/1) Şerh edilmiş kişisel bir hakkın başka sebeplere dayalı olarak sona ermesiyle kayıt hukuki değerini kaybettiği takdirde yüklü taşınmaz mal malikinin (satış vaadinde bulunanın) istemi üzerine de terkin işlemi yapılabilir. (TST m. 69/4 ) Satış vaadi sözleşmesinden doğan haklar hangi durumlarda sona erer? Asıl borcu teşkil eden satış sözleşmesinin yapılması, Miras nedeniyle alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesi, Sözleşmenin konusu olan taşınmazın, vaat edenin kusuru olmaksızın kaybı, Sözleşmeden sonra taşınmazın kamulaştırılması veya bu taşınmaza el konulması hallerinde sözleşmeden doğan haklar sona erer. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi zamanaşımına uğrar mı? Taşınmaz satış vaadinden doğan borcun on yıllık genel zamanaşımı süresi içerisinde talep edilmesi gerekir (TBK m.146). Zamanaşımı süresi, satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı tarihten itibaren işlemeye başlar.
- Kişisel verilerin korunması kanunu tüzel kişilerin verilerini korur mu?
6698 sayılı Kanunun 2. maddesinde, Kanun hükümlerinin kişisel verileri işlenen gerçek kişiler hakkında uygulanacağı açıkça ifade edilmiştir. Kanuna sadece gerçek kişilerin verilerini koruma kapsamına almış, verileri işlenen tüzel kişiler bu Kanunun kapsamı dışında tutulmuştur. Bu kapsamda bir tüzel kişinin İBAN numarasının veya vergi numarasının işlenmesi KVKK kapsamında koruma altında değildir.
















