top of page

Arama Sonuçları

Search this site

Boş arama ile 116 sonuç bulundu

  • Kişisel Verilerin Korunması Kanununa Göre Veri Sorumlusu Kimdir?

    Kanunda veri sorumlusu; kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlanmıştır. Veri sorumluları kişisel verileri bizzat kendileri işleyebileceği gibi yetki verdikleri kişiler vasıtasıyla da işleyebilirler. Şahıs işletmelerinde veri sorumlusu kimdir? Kişisel veri işleme faaliyetinin, bir gerçek kişi (örneğin eczane, avukat, muhasebeci) adına işlenmesi halinde de adına veri işlenen gerçek kişi veri sorumlusudur. Tüzel kişilerde veri sorumlusu kimdir? Kişisel veri işleme faaliyetinin, bir tüzel kişi (örneğin bir şirket) adına işlenmesi halinde veri sorumlusu, tüzel kişinin bizzat kendisidir. Şirketler veri sorumlusu belirleyebilir mi? Tüzel kişilerde veri sorumlusu tüzel kişinin kendisidir. Şirkette bir tüzel kişi olduğundan “veri sorumlusu” belirlemesi söz konusu değildir. Veri Sorumluları Sicili Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesinde tüzel kişilerde veri sorumlusunun, tüzel kişiliğin kendisi olduğu, tüzel kişiliğin Kanunun uygulanması bakımından bir veya birden fazla kişiyi görevlendirebileceği, bu görevlendirmenin tüzel kişiliğin sorumluluğunu ortadan kaldırmayacağı belirtilmiştir. Şirketler kanuni sorumlulukların yerine getirilmesi için bir veya birden fazla kişiyi görevlendirebilir ancak bu görevlendirme yapılsa bile kanundan kaynaklanan yükümlülüklerin yerine getirilmemesinden şirketin kendisi sorumludur. Bakanlıklarda veri sorumlusu kimdir? Bir Bakanlığın, veri sorumlusu sıfatını taşıyan kamu kurum ve kuruluşunun veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşunun bir veri sorumlusu belirlemesi durumu söz konusu değildir. Tüm bu kurum ve kuruluşlarda veri sorumlusu, kurum veya kuruluşun bizzat kendisidir. Bir Bakanlığa bağlı, ilgili ve ilişkili birimler, veri sorumlusu sayılır mı? Kanunda “veri sorumlusu”; kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlanmıştır. Bir Bakanlığa bağlı, ilgili ve ilişkili kuruluşlar kişisel veri işleme amaç ve vasıtalarını kendisi belirlemiyorsa ve kişisel verilerin işlendiği veri kayıt sisteminin kurulması ve yönetilmesinden de sorumlu değilse veri sorumlusu sayılmayacaktır. Bu birimlerin işlemekte oldukları tüm kişisel verilerle ilgili yükümlülükler, bağlı oldukları Bakanlık tarafından yerine getirilecektir. Bir şirketler topluluğuna bağlı her bir şirket ayrıca veri sorumlusu sayılır mı? Kanunda veri sorumlusu; kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişi olarak tanımlanmıştır. Buna göre, veri sorumlusu statüsüne sahip olunup olunmadığını belirleyebilmek için bu üç unsurun varlığına bakmak gerekmektedir. Bağlı şirketlerin her biri, kişisel veri işleme amaç ve vasıtalarını kendileri belirliyorsa ve bir veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu iseler, Kanuna göre veri sorumlusu statüsüne sahip olacaklardır.

  • Boşanma sebepleri nelerdir?

    Boşanma sebepleri Türk Medeni Kanununda düzenlenmiştir. Kanunumuz boşanma sebeplerini özel ve genel boşanma sebepleri olarak ikiye ayırmış, bazı boşanma sebeplerini mutlak boşanma sebebi saymış ve bu sebeplerin gerçekleşmesi durumunda kesin olarak tarafların boşanmasına karar verileceğini düzenlemiştir. Özel boşanma sebepleri; zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, Küçük düşürücü suç işleme, haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığıdır. (TMK m. 161-166). Genel boşanma sebebi ise, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasıdır. Evlilik birliğinin temelinden sarsılması eşlerden en az biri için ortak hayatı sürdürmesi kendisinden beklenemeyecek derecede zarar görmesi anlamına gelir. Genel boşanma sebebine dayanarak dava açan eş, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında kusursuz veya dava açtığı eşten daha az kusurlu olmalıdır. Mutlak boşanma sebeplerinde hakimin boşanmaya karar verebilmesi için kanunda düzenlenen boşanma sebebinin tüm şartlarıyla gerçekleşmiş olması yeterlidir. Mutlak boşanma nedenlerinde hakimin taktir yetkisi yoktur. Şartlar gerçekleşmiş ise boşanmaya karar verilmesi zorunludur. Mutlak boşanma sebepleri dışındaki boşanma sebepleri nispi boşanma sebepleridir. Nispi boşanma sebeplerinde kanunun boşanma sebebi olarak düzenlediği olayın evlilik birliği içerisinde gerçekleşmesi yeterli olmayıp bu sebepten dolayı taraflardan evlilik birliğini sürdürmelerinin kendilerinden beklenemeyecek duruma gelip gelmediği, başka bir değiş ile boşanma sebebinin ortak hayatı çekilmez hale getirip getirmediği hâkim tarafından araştırılacaktır. Ortak hayatın çekilmez hale geldiğine kanaat getirmiş ise boşanmaya karar verecektir.

  • Tapu tahsis belgesine dayanan tapu iptal ve tescil davaları

    Tapu tahsis belgesi nedir? 08.03.1984 tarihinde yürürlüğe giren 2981 sayılı kanun, temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmak kaydı ile Hazine, Belediye, İl Özel İdarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğününe ait arsa veya arazilerdeki mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı tüm yapıların kanunun aradığı şartların gerçekleşmesi ve başvuru yapılması durumunda hak sahipleri adına tahsis edileceğini düzenlemiştir. Kanunun aradığı şartlar ilgililer tarafından yerine getirildiğinde tahsisin yapıldığı tapu sicilinin beyanlar hanesinde gösterilir ve ilgilisine bir belge verilir. Bu belgeye tapu tahsis belgesi denir. Tapu tahsis belgesinin hukuki niteliği nedir? Tapu tahsis belgesi hak sahipliğini gösteren ve tapuya esas teşkil eden bir belgedir.Adalet Bakanlığı'nın Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü'nce yazdığı 16.5.1984 gün ve 14109 sayılı yazılarında adı geçen Genel Müdürlük'ce verilen 13.8.1984 gün ve 5221-11 sayılı cevapta da “Tapu Tahsis Belgesi Gecekondu sahipleri tarafından hazine Belediye, İl Özel İdaresi ve Vakıf arazileri üzerinde yapılmış yapıların 2981 sayılı kanunun 12. maddesi hükümlerine göre tesbitinde sonra kayıt maliki kamu kuruluşunca bu yerin hak sahibine tahsisine dair verilen bir belge olup ispat vesikası niteliğindedir.” denmektedir. Türkiye Noterler Birliği'nin 2.5.1985 gün ve 39 sayılı ve 17.10.1990 gün ve 66 sayılı genelgelerinde belirtilen, komisyonumuzca da benimsenen görüş doğrultusunda tapu tahsis belgeleri bir zilyetlik belgesi olarak değerlendirmek mümkün değildir. Zira tapu tahsis belgesine konu olan taşınmazlar tapuda ilgili kamu kuruluşu adına kayıtlı bulunmaktadır. Ayrıca hak sahibi kişiler de zilyetlik için gerekli iyi niyet kurallarını taşımamaktadırlar. Tapu tahsis belgeleri aynı zamanda tapu senedi olarak da mütalaa edilemez. Çünkü tapu kütüğünün beyanlar hanesinde belirtilen böyle bir hakkın tapu senedi gibi temliki bir tasarrufa konu edilmesi mümkün değildir. Tapu tahsis belgesinin sağladığı haklar nelerdir? Tapu tahsis belgesi tahsis olunan gayrimenkulün hak sahibine; gayrimenkulü kullanma hakkı verir, gayrimenkulü kiraya verme hakkı sağlar. Koşulları varsa üzerinde inşaat yapma yetkisi verir. (3194 sayılı imar kanunun 20. maddesinde belirtildiği gibi) Mirasçılara intikal hakkı Tapu kütüğüne yapılan tahsis beyanı üçüncü şahıslara karşı hak sahibi lehine aleniyet sağlar. Üçüncü kişilere devir hakkı verir.(Yönetmelik 25.madde) 2981 Sayılı Kanunun aradığı şartlar nelerdir? Yapının temel inşaatı tamamlanmış veya sömel betonları dökülmüş olmalı Yapının bulunduğu arsa veya arazi Hazine, Belediye, İl Özel İdarelerine ait veya Vakıflar Genel Müdürlüğüne ait olmalı Yapı mesken, kısmen işyeri ve konut olarak kullanılan veya evvelce konut olarak kullanılıp sonra işyerine çevrilen gecekondular ile imar mevzuatına, ruhsat ve eklerine aykırı olmalı Yapının bulunduğu arsa veya arazilerin bedelleri ilgili kuruluşa peşin veya en geç 4 yıl içinde on iki eşit taksitle ödenmelidir.(Arazinin malikine göre ödeme yeri değişmektedir.) Arsa tahsis edilecek kimselerin; kendisinin veya eşinin veya reşit olmayan çocuğunun oturduğu belediye ve mücavir alan sınırı içinde ev yapmaya müsait arsaya veya bir eve veya apartmanın bağımsız bir bölümüne veya bir bölümü iş yeri olarak kullanılan bir yapıya sahip bulunmaması gerekir. Gecekondu sahiplerine en fazla 400 m² arsa tahsis edilebilmektedir. Tapu tahsis belgesi ne zaman tapuya dönüşür? Tapu tahsis belgesinin verildiği arsa veya arazinin bulunduğu bölgede ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerinde bulunan tapu tahsis belgesi tapuya esas teşkil ederek tahsis belgeleri tapuya dönüştürülür. Ancak ıslah imar planı veya kadastro planları ile belirlenen alanlarda tapu tahsis belgesi yerine hak sahiplerine doğrudan tapuları verilebilir. (m. 10) Islah imar planları ile meydana getirilen imar parselleri içinde hak sahiplerine, yapılarının işgal ettiği arazi de dikkate alınarak ıslah imar planında getirilen ölçülere uygun şekilde arsa veya hisse tahsis edilir. Gecekondusu muhafaza edilemeyen hak sahiplerine aynı bölgede veya diğer gecekondu ıslah veya önleme bölgesinde başka bir arsa veya hisse verilir. (m. 13) Tapu tahsis belgesi devredilebilir mi? Uygulamada yapılan tahsisin hak sahipleri tarafından üçüncü kişilere temlik edildiği sıkça görülmektedir. Hak sahibine tahsis edilen gecekonduları satış sözleşmesiyle temlik alan kişiler de gecekondunun adına tescilini istemektedirler. 3290 sayılı Kanun İle bazı maddeleri değiştirilen ve bazı maddeler eklenen 2981 sayılı Kanunun Uygulamasına Dair Yönetmeliğin 25. maddesi, 2981 Sayılı kanun kapsamında yapılan tahsisin hak sahipleri tarafından üçüncü kişilere devrine imkan tanımıştır. Ancak 2981 sayılı Kanunun 13/a hükmüne göre, arsa tahsis edilecek kimselerin kendisinin veya eşinin veya reşit olmayan çocuğunun oturduğu belediye ve mücavir alan sınırları içinde ev yapmaya müsait arsaya veya bir eve veya apartmanın bağımsız bir bölümüne veya bir bölümü işyeri olarak kullanılan bir yapıya sahip bulunmaması gerekir. TAPU TAHSİS BELGESİNE DAYANAN TAPU İPTAL TESCİL DAVASININ ÖZELLİKLERİ Tapu iptal ve tescil davası neden açılır? Tapu tahsis belgesinin verildiği arsa veya arazinin bulunduğu bölgede ıslah imar planı veya kadastro planları yapıldıktan sonra hak sahiplerinde bulunan tapu tahsis belgesi tahsisi yapan idare tarafından tapuya dönüştürülür. Günümüzde tapu tahsis belgesinin verildiği arsaların ıslah imar planları ve kadastro planları yapılmasına rağmen tahsis belgesini veren idareler belgeyi tapuya dönüştürmekten imtina etmekte, bir çok tahsis belgesi hukuka aykırı olarak iptal edilmekte ve tahsis belgesi verilen arsalar tamamen hazine veya belediyelerin kamuya ayrılan yerlerinde bırakılmaktadır. Bu gibi durumlarda hak sahipleri tarafından tapu tahsis belgesinin tapuya dönüştürülmesi için idare aleyhine tapu iptal ve tescil davası açılmaktadır. Tapu tahsis belgesine dayanan tapu iptal ve tescil davasını kimler açabilir? a) Tahsis belgesi sahipleri veya kanuni mirasçıları b) Tahsis sahiplerinden bu hakkı temlik alan üçüncü şahıslar Tapu tahsis belgesine dayanan tapu iptal ve tescil davası kime yöneltilir? Bu tür davalarda husumetin tahsisi yapan yani tapu tahsis belgesini düzenleyen kamu kurumuna yöneltilmelidir. Hazine, Belediye, İl Özel İdareleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından tahsis belgeleri verildiğinden husumetin bu kurumlara yöneltilmesi gerekir. Bazı hallerde Hazine tarafından tapu tahsis belgesini düzenlendiği halde taşınmazın belediyelere devredildiği veya belediyelerce tahsis olunan taşınmazların mülkiyetinin Hazineye geçtiği görülmektedir. Böyle durumlarda hak sahiplerinin gecekondusunun üzerinde bulunduğu taşınmazın tapu kaydı takip edilerek son olarak hangi kurumun adına tescil edilmiş ise o kurum aleyhine dava açılmalıdır. Tapu tahsis belgesi idare tarafından iptal edilmiş ise tapu iptal tescil davası açılabilir mi? Tapu tahsis belgesine dayanan tapu iptal ve tescil davası açılabilmesi için de öncelikle geçerli bir tapu tahsis belgesi mevcut olması gerekir. Tapu tahsis belgesi belgeyi düzenleyen yani tahsis eden kamu kurumu tarafından iptal edilmiş ise bu davayı açamaz. Tahsis belgesi sahipleri ancak idare mahkemelerine başvurarak tahsis belgesini iptal eden kurumun işlemini iptal ettirdikleri takdirde iptal edilen tahsis belgeleri yeniden geçerli hale geleceğinden davaya devam edilebilir. Tapu tahsis belgesine dayanan tapu iptal ve tescil davasının şartları nelerdir? Tapu tahsis belgesinin varlığı tahsis edilen yerin hak sahibi adına tescili için yeterli değildir. Hukuk Genel Kurulunun 4.12.1996 tarihli ve 1996/14-763-864 sayılı kararında da belirtildiği gibi, tapu tahsis belgesi bir mülkiyet belgesi olmayıp yalnızca fiili kullanmayı belirleyen ve ilgilisine kişisel hak sağlayan bir zilyetlik belgesidir. Bu sebeple tescil için kanun aşağıdaki şartları aramaktadır. Hukuki yönden geçerliliğini koruyan bir tapu tahsis belgesinin bulunması Tahsise konu yerde 3194 sayılı Yasanın 18.maddesi uyarınca imar planı veya 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasa uyarınca ıslah-imar planlarının yapılmış olması İlgilisine, tapu tahsis belgesi gereğince bir başka yerden tahsis yapılmamış olması, Tahsise konu yerin kamu hizmetine ayrılmamış ve imar planına göre konut alanında kalmış olması, Tahsise konu yer ile tescili istenilen taşınmazın aynı yer olup olmadığı ve taşınmazın niteliklerinin belirlenmesi amacıyla mahallinde uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılması, Tahsise konu arsa bedelinin ödenmiş olması, ödenmemiş ise taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin uzman bilirkişiler aracılığı ile saptanarak hükümden önce mahkeme veznesine veya belirlenecek tevdi mahalline depo edilmiş olması. İmar parsellerinin oluşturulması sırasında, şuyulandırmaya tabi tutulan parselden 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasanın 18/b-c maddesi uyarınca düzenleme ortaklık payı kesilip kesilmediğinin, kesilmiş ise uygulanan oranın saptanması gerekir Mahkemece, yukarıda belirtilen koşullar doğrultusunda yapılacak inceleme sonucunda, tescil isteğinin kabulü için yasal koşulların oluştuğu kabul edildiği takdirde, 3290 sayılı yasa ile değişik 2981 sayılı yasanın 10/C-2 maddesi gereğince tahsise konu yerde uygulanan düzenleme ortaklık payının (DOP) davacıyı da bağlayıcı nitelikte olduğu dikkate alınarak tahsis miktarından bu oranda yapılacak indirimden sonra kalan miktarın tesciline karar verilir. Tahsis yapılan yeryer davalı kurum adına müstakil imar parseli olarak tescil edilmiş ve parselin miktarı DOP indiriminden sonra kalan miktardan az ise tamamının davacılar adına tesciline karar verilir. Parselin büyüklüğü bu miktardan fazla ise davacıların hisselerine düşen miktarı parselin yüz ölçümüne oranlanarak ve davalı kurumun payı da belirlenerek davacılar adına paylı mülkiyet biçiminde tescile tesciline karar verilmelidir.

  • İhalenin feshi davasının özellikleri ve ihalenin feshi sebepleri nelerdir?

    İcra Dairelerinin denetim makamı İcra Mahkemeleridir. İcra dairesinin yapmış olduğu hukuka aykırı işlemlerin hepsi şikayete tabidir. Şikayetler İcra Mahkemesine şikayet davası yolu ile iletilmekte, hukuka aykırı olan işlemlerin iptal veya kaldırılması talep edilmektedir. İhalenin feshi davası kendine has özellikleri olan bir şikayet davasıdır. İhalenin feshi davası İcra ve İflas Kanununun 134. maddesinde düzenlenmiştir. Kanunumuz ihalenin feshi sebeplerini tek tek belirtmemiş, satış ilanının tebliğ edilmemiş olması, satılan malın esaslı niteliklerinde hata ve ihaleye fesat karıştırılması sebepleriyle ihalenin bozulabileceği genel olarak vurgulamıştır. İhalenin feshi sebepleri doktrinde ve Yargıtay uygulamalarında; artırmaya hazırlık aşamasındaki hatalı işlemler, ihalenin yapılması sırasındaki hatalı işlemler, ihaleye fesat karıştırılmış olması ve alıcının taşınmazın önemli nitelikleri hakkında hataya düşürülmüş olması genel başlıklarla gruplandırmıştır. Ancak yine de ihalenin feshi sebeplerini tek tek saymak mümkün değildir. Genel olarak ihalenin feshi sebepleri nelerdir? Alacaklının satış talebi olmadan veya geçerli bir satış talebi olmadan ihalenin yapılması Takip kesinleşmeden ihalenin yapılması İİK 106 ve 110. Maddeleri sebebiyle Haciz düşmüş olduğu halde ihalenin yapılması Satış isteme sürelerine riayet edilmeden kabul edilen satış talebi ile ihalenin yapılması Borcun taksitlendirilmesi anlaşmasına uyulmadan ihalenin yapılması Yukarıda belirtilen sebepler aynı zamanda satışa hazırlık işlemleri olup satışa hazırlık işlemlerinin, kanuna, yönetmeliğe ve tüzüğe aykırı olduğunu iddia eden ilgililer, usulsüz olduğunu düşündükleri işlemleri gerekçe göstererek ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde icra mahkemesinde şikayet yoluyla ihalenin feshini talep edebilirler. Satışa hazırlık işlemlerine ilişkin usulsüzlüklerden birini ihale tarihinden önce öğrenen ilgililer yedi gün içinde icra mahkemesinde şikayette bulunmalıdır. Öğrenme tarihinden itibaren, yedi gün içinde, şikayet hakkını kullanmayan ilgililer artık o usulsüzlüğü ihalenin feshi davasında ileri süremez. İlgililer usulsüzlüğü ihale tarihinden önce öğrenmemişlerse, en geç ihale günü öğrendikleri kabul edilir ve ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde ihalenin feshini talep edebilirler. Şayet, satış ilanı tebliğ edilmemişse, yedi günlük şikayet süresi öğrenme tarihinden başlar ancak ihale tarihinden itibaren bir yıl geçmekle artık ihalenin feshi şikayeti yapılamaz. Eksik ve hukuka aykırı satış ilanı ile ihalenin yapılması Satış ilanının ilgililere tebliğ edilmeden ihalenin yapılması Kıymet taktiri ilgililere tebliğ edilmeden ihalenin yapılması Satışta tellalın bulundurulmaması Satış ilanının trajı düşük bir gazetede yapılması Satış ilanının hiç yapılmamış olması Taşınmaz satışlarında ilanın en az bir ay önceden yapılmaması Taşınır satışlarında ilanın makul süre önce yapılmaması Satışın yapılacağı yerin, zamanının ilanda hiç gösterilmemesi veya hatalı gösterilmesi İhalenin ilanda belirtilmeyen bir zamanda ve yerde yapılması İhalesi yapılan taşınır veya taşınmaz malın, esaslı niteliklerinde hata yapılması İhalesi yapılan taşınır veya taşınmazın ilanda hiç yazılmaması Elektronik ortamda teklif verme sürelerine uyulmaması Artırmaya Hazırlık Aşamasındaki Hatalı İşlemler Satış ilanının hiç tebliğ edilmemesi veya usulsüz tebliğ edilmesi ya da vekil varken asile tebliğ edilmesi Taşınmaz satışlarında ilanlar ile satış tarihi arasında 1 aylık süre bulunma Satışa esas kıymet taktirinin üzerinden 2 yıldan fazla süre geçmesi Kıymet takdirine yönelik itirazın incelemesiz reddi Süresinde satış istenmemesi nedeniyle haczin kalkmış olması ya da takibin düşmesi İhalenin ilanda belirtilen takvime ve yasal prosedüre uyulmadan yapılması Satış bedelinin muhammen bedelin % 50‟si ile paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını karşılamaması ve var ise rüçhanlı alacağın üzerinde olmaması Alıcının Taşınmazın Önemli Nitelikleri Hakkında Hataya Düşürülmüş Olması İhaleye Fesat Karıştırılmış Olması İhalenin feshi davasında yetkili mahkeme hangi mahkemedir? Yetkili mahkeme şikayete konu ihaleyi(satışı) yapan icra dairesinin bulunduğu yer İcra Mahkemesidir. Ortaklığın giderilmesi yoluyla yapılan satışta ortaklığın giderilmesi kararını veren Sulh Hukuk Mahkemesi görevli ve yetkilidir. 6183 Sayılı Amme alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında kanuna göre yapılan taşınmaz satışları yönünden taşınmazın bulunduğu yer İcra Mahkemesi görevli ve yetkilidir. Bu yasaya göre yapılan taşınır ihalelerinde ise satışı yapan idarenin bulunduğu yerdeki idare ve vergi mahkemeleri görevli ve yetkilidir. Pazarlık yolu ile satışın iptali genel mahkemelerden istenmelidir. İhalenin feshini kimler isteyebilir? Taşınır satışlarında; Borçlu Satış isteyen alacaklı Pey sürmek suretiyle ihaleye katılanlar Taşınmaz satışlarında; Borçlu Alacaklı Tapu sicilindeki ilgililer Pey sürmek suretiyle ihaleye katılanlar İhalenin feshi davasında yargılama usulü nasıldır? İhalenin feshi istemi şikayettir.Şikayet süresi 7 gündür ve ihalenin yapıldığı tarihten başlar. Şikayetçiye satış ilanı tebliğ edilmemiş ya da usulsüz tebliğ edilmiş ise, satılan malın esaslı vasıflarında hatanın veya ihaleye fesat karıştırıldığının daha sonra öğrenilmesi halinde, şikayet süresi öğrenme tarihinden başlar. ihale tarihinden itibaren bir yıl geçmesi ile hiçbir şekilde ihalenin feshi istenemez. İhalenin feshi davası mutlaka duruşmalı incelenmelidir. Dosya üzerinden karar verilemez. HMK' nın işlemden kaldırmaya ilişkin hükümleri ihalenin feshi davasında uygulanmaz.Taraflar duruşmada hazır bulunmasa bile hakim fesih konusunda karar verir. İcra mahkemesince ihalenin feshine karar verilebilmesi için, şikayetçinin ileri sürdüğü usulsüzlük nedeniyle menfaatinin zarar gördüğünü ispatlaması zorunludur. Taraflar ihalenin feshi nedeni olarak dayandıkları maddi vakıaları tanık dahil her türlü delille ispatlayabilir. Mahkeme mahallinde keşif ve bilirkişi incelemesi yapabilir. Hakimin kendisi de resen delil toplayabilir ve tanık dinleyebilir. İhalenin feshi davasına müdahil olarak katılmak mümkün değildir. İhalenin feshi davasından feragat ve kabul mümkündür. Ancak, kabulün sonuç doğurması için tüm taraflarca yapılması gerekir. Vekalet ücreti maktu olarak hükmedilir. “İhale tarihinden evvel satışı yapılan taşınırlar hakkında kendi dosyasından satış isteminde bulunmayan haciz alacaklısının “satış isteyen alacaklı” sıfatını bulunmadığından ihalenin feshi davası açmasına yasal imkan yoktur. İhalenin feshi davasında para cezasına hükmedilir mi? İhalenin feshi davasının esasa ilişkin nedenlerle reddi halinde şikayetçi aleyhine ihale bedelinin %10‟u oranında para cezasına karar hükmedilir. Takip konut finansmanından kaynaklanan alacak için yapılmış ise ihale bedelinin %20' si oranında para cezasına karar hükmedilir. İhalenin feshi davasının sonuçları İhalenin feshi davası mahkeme tarafından kabul edilir ise yapılan ihale feshedilir. İcra müdürlüğü taşınmazı satmak için tekrar yeni bir ihale düzenler ve usuli işlemleri tekrar yapar. İhale süreci bir çok hukuk kuralının birlikte uygulandığı karmaşık bir süreçtir. İhaleler mutlaka bir hukukçu tarafından yönetilmeli ve her hukuka aykırılıkta şikayet hakkı kullanılmalıdır. İHALENİN FESHİ İLE İLGİLİ YARGITAY KARARLARI “Satışın, ilan edilen yer ve saatte yapılması zorunlu olup, satışın ilanda gösterilen yer dışında (başka bir yerde) yapılmasının satışa ilgiyi azaltacağı ve bu durumun ihaleye katılımı olumsuz etkileyeceği tartışmasızdır.” 12.HD. 04.11.2013, 29192/34466 “Birden fazla taşınmazın aynı ilanla satışa çıkarılması halinde, toplam paraya çevirme giderinden satışı yapılan her taşınmaza isabet eden miktar oranlama suretiyle tespit edilerek, ayrıca müstakil harcamalar var ise bedele eklenerek oluşacak sonuca göre İİK.nun 129. maddesindeki koşullara uygun şekilde satışın gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin belirlenmesi gerekir.” 12.HD. 18.06.2013, 15683 /22854 İhalenin yapılmasında tellalın bulundurulması şekil koşullarından olup, buna uyulmaması geçersizlik sonucunu doğurur.”12.HD. 22.10.2013, 24969/32909 “İhale tutanağında ihale bitiş saatinin bulunmadığının, şikayetçi tarafından ileri sürülmediği ve ihalenin saatinden önce bitirildiği de iddia ve ispat edilmediğine göre mahkemece re‟sen ihalenin feshine karar verilmesi doğru değildir.”HGK. 13.11.2013, 12-162/1572 “İhaleye başlarken elektronik ortamda verilmiş bir teklif olup olmadığının ihale tutanağının başında yazılmamış olması ve ayrıca satış ilanının elektronik ortamda yapılmaması yasaya aykırıdır.” 12.HD. 21.04.2014, 9520 /11615 “İhale konusu malın KDV oranının satış ilanında olması gerekenden fazla gösterilmesi ihaleye katılımı olumsuz yönde etkileyeceğinden bu durum başlı başına ihalenin feshi nedenidir.” 12.HD. 10.02.2014, 805/3078 “Şikayetçinin ihaleye teminatsız katılması mümkün iken, icra müdürlüğünün İİK'nun 100. maddesi kapsamında bilgileri toplama yükümlülüğüne uymaması nedeniyle şikayetçinin kanundan kaynaklanan ihaleye teminatsız girme hakkının engellenmesi ihaleyi usulsüz hale getirir.” 12.HD. 29.01.2014, 350/2334 “Vekilin ihaleye katılabilmesi için vekaletname ibraz etme şartı yoktur. Şikayetçinin ihaleye katılabilmek için teminat yatırdığı göz önüne alındığında ihaleye kabulü gerekirken sırf vekaletname sunmadığı için ihaleye dahil edilmemesi açık bir fesattır.”12. HD. 24.12.2012, 22662 - 39629 “Birinci artırmadan makul bir süre önce borçlu vekiline satış ilanı tebliğ edilmediğinden ihale işlemleri usulünce gerçekleşmiş sayılamayacağından ve geçersiz olacağından, birbirinin devamı ve tamamlayıcısı durumundaki iki artırmadan ilkinin geçersizliği ikincisinin yapılma olanağını da ortadan kaldırdığından yapılan ihale geçersizdir.”12. HD. 06.12.2012, 20169 - 36614 “İhalenin amacına ulaşmasını, malın gerçek değerinde satılmasını, ihalenin sağlıklı ve normal şartlarda yapılmasını engelleyici, dürüstlük kuralları ile bağdaşmayan davranışlarda bulunulması ve ihaleye katılıma engel olunması ihaleye fesat niteliğindedir.”12.HD. 02.12.2014, 30451/29082 “Hakaret ve tehdit suçlarından kamu davası açıldığı anlaşılmış olup bu olay, başlı başına ihaleye katılmak isteyen 3. kişilerin ihaleye katılımına engel olabilecek açık bir fesattır.”12.HD. 10.12.2013, 32706/39556 “Taraflar fesat nedeni olarak ileri sürdükleri maddi vakıaları tanık dahil her türlü kanıtla ispat edebilir.”12.HD. 24.10.2013, 22759/33330 “Hiç kimse kendi fesadına dayalı olarak hak elde edemeyeceğinden şikayetçiler ile ortak hareket eden kişinin eylemine dayalı olarak ihalenin feshine karar verilemez.”12.HD. 08.07.2013, 19134 /25607 “Taşınmazın gerçek yüzölçümü ilan edilen yüzölçümünden az olması ihale alıcısının taşınmazın esaslı vasıflarında hataya düşürülmesi niteliğindedir.”12.HD. 20.10.2014, 20343/24223 “İhale edilen aracın plakasının motor ve şasi numarası ile uyumlu olmadığı iddiası alıcının, malın esaslı vasıflarında hataya düşürülmesi niteliğindedir.” 12.HD. 09.09.2014, 17828/20746 “Satış bedelinin, muhammen bedelin üzerinde olması halinde, ihalede zarar unsurunun oluşmadığının kabulü gerekir.”12.HD. 13.11.2014, 27089/27227 “Satış bedelinin muhammen bedelin yüzde yüzünün üstünde olması halinde zarar unsurunun oluşmadığının kabulü gerekir.”12.HD. 18.03.2013, 794/9817 “İhalenin feshi talebi bir dava olmadığından ilgililerin tümünün taraf olarak gösterilmemiş olması ihalenin feshi talebinin reddini gerektirmez. Mahkemece taraf gösterilmeyen ilgililerin yargılamaya katılmaları sağlanarak kendilerine görüşlerini bildirme imkanı verilmelidir.” 12.HD. 16.10.2014, 19621/23935 “Borçlu veya alacaklı şikayet dilekçesinde, yurt dışında bir adres göstermişse, bu durum açıkça anılan maddedeki “yurt içinde adres gösterme” zorunluluğuna aykırılık teşkil edecektir.” 12.HD. 15.01.2013, 2012/28433 - 2013/61 “Yurt içinde adres gösterme koşulunun, ihalenin feshini isteyen üçüncü kişiler hakkında uygulanması gerektiği kabul edilmekte olup, takip dosyasında yurt içinde bir adresi mevcut olan alacaklı ve borçlu için anılan şart aranmamaktadır. Ancak, bu durum, takip dosyasında yurt içinde bir adresi mevcut olması ve ihalenin feshi istemine ilişkin başvuru dilekçesinde hiç adres gösterilmemesi hali içindir. Borçlu veya alacaklı şikayet dilekçesinde, yurt dışında bir adres göstermişse, bu durum açıkça anılan maddedeki “yurt içinde adres gösterme” zorunluluğuna aykırılık teşkil edecektir.” 12.HD. 03.12.2013, 31196/38366 “İstihkak iddiasında bulunan şikayetçi İİK.nun 134/2.maddesinde belirtilen kişilerden değildir. Dolayısıyla ihalenin feshini isteme hakkı bulunmamaktadır.”12.HD. 22.10.2013, 23447/32896 “Taşınmaz kaydına haciz uygulatan alacaklının tapu sicilindeki ilgili sıfatı ile ihalenin feshi davası açma hakkı vardır.”12.HD. 22.10.2013, 23318/32874 “Şikayetçinin takibe konu kredi sözleşmesinde kefaletinin olması kendisine ihalenin feshini talep hakkı vermez.” 12.HD. 04.07.2013, 18990/25333 “Müflis ihalenin feshini isteyebilir.”12.HD. 08.04.2013, 5393/13279 “Tasarrufun iptali ilamında davalı olan 3.kişi taşınmazın maliki olduğundan “tapudaki ilgili” sıfatı ile ihalenin feshini istemeye hakkı vardır.”12. HD. 18.10.2012, 21675 - 30215 “Kira sözleşmesi, tapu siciline şerh edilse dahi şahsi hak niteliğinde olduğundan hak sahibinin tapuda ilgili sıfatıyla dava açma hakkı bulunmamaktadır.”12.HD. 02.07.2013, 17789 /24789 Aralarında ekonomik bütünlük bulunmayan mahcuzların birlikte satılması, eş söyleşi ile tekbir ihalede satılması kural olarak mümkün değildir.”12.HD. 02.05.2013, 10990/16704 “… şikayetçi aynı taşınmazlar üzerinde kendi yaptığı takipten dolayı haciz koyduran alacaklı olup tapudaki ilgili sıfatıyla ihalenin feshi isteminde bulunmuştur. Ancak her ne kadar taşınmazların tapu kaydında şikayetçi lehine haciz şerhi var ise de, ihale tarihinden önce İİK'nun 106-110. maddeleri uyarınca yasal sürede satış istenmediğinden haczin düştüğü anlaşılmıştır. Bu durumda şikayetçinin ihale tarihinden önce taşınmazlar üzerinde haczi bulunmadığından ve tapu kaydında haciz şerhinin yazılı bulunması kendisine hak bahşetmeyeceğinden istemin İİK'nun 134/2. maddesi gereğince aktif husumet yokluğu nedeniyle reddi gerekirken başvurunun esasının incelenerek ihalenin feshine karar verilmesi isabetsizdir.”12.HD. 20.06.2012, 15090 – 21609 “İhalenin feshine ilişkin şikayetin, ihale tarihinden itibaren 7 günlük süre içinde yapılması gerekir.” 12.HD. 16.12.2013, 33413/40200 “Şikayetçi borçluya satış ilanının tebliğ edilmemesi halinde, şikayetin İİK.nun 134/7. maddesinde öngörülen bir yıllık süreden önce ve öğrenme tarihinden itibaren (7) gün içinde icra yapılması mümkündür.”12.HD. 17.12.2013, 33313/40455 “HMK. nun 150/1 maddesi ihalenin feshi isteminde uygulanmaz.” 12.HD. 19.11.2013, 30454/36587 “İhalenin feshi davası aktif husumet yokluğundan reddedilip, işin esasına girilmediğine göre, şikayetçinin %10 para cezasına mahkum edilmesi isabetsizdir.”12.HD. 08.10.2013, 23880/31692 “İİK.nun 134/2.maddesi uyarınca ihalenin feshi talebinin reddine karar verilmesi halinde mahkeme davacıyı feshi istenilen ihale bedelinin yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup kamu düzenine ilişkin bulunduğundan mahkemece re‟sen uygulanmalıdır.”12.HD. 25.06.2013, 17906 /24024 “İhalenin feshi isteminin süre aşımından reddine karar verilmesi halinde para cezasına hükmedilemez.”12.HD. 26.04.2013, 9920/15804 “Para cezasının, her „davacı‟ için, ayrı ayrı değil ihale bedeli üzerinden „tek‟ hükmedilmesi gerekir.” 12.HD. 26.04.2013, 6537/15966 Satış isteme süresinin geçmesi nedeniyle haczin kalkmış olmasına rağmen yapılan ihalenin feshi gerekir.”12.HD. 05.03.2014, 4299/6298 “Kıymet taktirine süresinde itiraz etmeyenler kıymet takdirinin usulsüz olduğundan bahisle ihalenin feshini talep edemezler.”12.HD. 21.01.2014, 2013/35355 - 2014/1252 “Satışın kıymet takdirinin esas alındığı tarihten 2 sene sonra yapılmasının başlı başına ihalenin feshi sebebidir. 2 yıllık sürenin başlangıcının bilahare kesinleşmesi kaydı ile kıymet takdirinin yapıldığı tarihtir. Bu husus kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece resen nazara alınmalıdır.” 12.HD. 10.12.2013, 32133/39331 “Kıymet taktirine itiraz edilmesine rağmen satışın yapılmış olması mahkemece satışın durdurulmasına karar verilmediği sürece tek başına ihalenin feshi nedeni olmaz. Böyle bir durumda kıymet taktirine itiraza ilişkin ileri sürülen hususlar icra mahkemesince değerlendirilip, satışa konu taşınırın satışa esas alınan muhammen bedelinin doğru olup olmadığı denetlenerek, bedelinin gerçek değerin altında olup olmadığının tespiti yoluna gidilmeli, satışa esas alınan muhammen değerin gerçek değeri yansıttığının tespiti halinde ise ihalenin feshi istemi reddedilmelidir.”12.HD. 04.11.2013, 29282/34591 “Satışa hazırlık işlemlerinden kaynaklanan nedenlerle ihalenin feshi isteminde bulunulabilmesi için usulsüz olduğu ileri sürülen hususun ihaleden önce şikayetçi tarafından öğrenilmemiş olması, öğrenilmiş ise de İİK.nun 16/1.maddesinde öngörülen yasal yedi günlük sürede icra mahkemesi nezdinde şikayet konusu yapılmış olması gerekir.Şikayetçiye satışa hazırlık işlemi ile ilgili olarak herhangi bir tebligat yapılmadığı gibi bu konuda yazılı bir belgede bulunmuyor ise İİK.nun 134/2.maddesi uyarınca ihale yapıldığı ana kadar gerçekleşen işlemlerdeki yolsuzlukları en geç ihale günü öğrendiğinin kabulü gerekeceğinden, ihale tarihinden itibaren yedi günlük sürede ihalenin feshini isteyebilir.”12.HD. 03.11.2014, 23647/25908 “Kıymet takdir raporu hiç tebliğ edilmemiş olsa bile, borçlu en geç anılan rapora satış ilanının tebliği ile muttali olacağından raporun hiç tebliğ edilmemiş olmasının sonuca etkisi yoktur.” 12.HD. 28.05.2013, 13300/19654 “İhalenin feshini isteyen borçlunun, diğer ilgililere satış ilanı tebliğ edilmediğinden bahisle ihalenin feshini isteme hakkı yoktur.”12.HD. 03.11.2014, 21158/25749 “Mahkemece resen satış ilanı tebliğinin usulsüz olduğu gözetilemez.” 12.HD. 09.06.2014, 14542/16562 “Satış ilanının bir suretinin borçluya tebliği zorunlu olup, tebliğ işleminin yapılmamış ya da usulsüz yapılmış olması başlı başına ihalenin feshi nedenidir.”12.HD. 16.04.2013, 8615/14568 “Borçlu satıştan evvel ihaleden haberdar olduğundan tebliğ işleminin usulsüz olduğunu ileri sürerek ihalenin feshini isteyemez.”12.HD. 15.01.2013, 2012/32271 - 2013/618 “Satış ilanının vekil yerine asile tebliği usulsüz olup, bu husus başlı başına ihalenin feshi sebebidir.” 12.HD. 09.05.2013, 11476 /17765 “Taşınır satışlarında borçluya satış ilanı tebliği zorunlu olmadığından, bu husus ihalenin feshini gerektirmez ise de borçlu kendisine satış ilanı tebliğ edilmediği iddiasıyla ihaleyi öğrendiği tarihten itibaren 7 günlük sürede ihalenin feshi isteminde bulunabilir.” 12.HD. 01.07.2013, 18689 /24453 “Satışın, ilan edilen yer ve saatte yapılması zorunlu olup, satışın ilanda gösterilen yer dışında (başka bir yerde) yapılmasının satışa ilgiyi azaltacağı ve bu durumun ihaleye katılımı olumsuz etkileyeceği tartışmasızdır.” 12.HD. 04.11.2013, 29192/34466

  • Düzenleme şeklinde yapılmayan araç rehin sözleşmesi ilam niteliğinde değildir

    YARGITAY 8 HUKUK DAİRESİ 21.05.2013 TARİH 2013/4375 ESAS - 2013/7530 KARAR Borçlu aleyhine, Ankara 47. Noterliği'nin 04.11.2011 tarihli ve 35526 yevmiye numarasıyla onaylanmış ''araç rehin sözleşmesi'' ne dayalı olarak taşınır rehninin paraya çevrilmesi yolu ile ilamlı takip başlatılmıştır. Borçluya örnek 44 no'lu icra emrinin tebliği üzerine, borçlu vekili borcun ödendiğini, takip talebine, müvekkilinin borçlu olduğuna dair belgenin eklenmediğini, takibin haksız olduğunu bildirerek takibin kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkemece, borcun ödenerek senetlerin geri alındığı iddiasının, İİK'nun 33. maddesinde yazılı belgeyle ispatlanamadığı gerekçesiyle itiraz ve şikayetin reddine karar verilmiş, karar borçlu vekili tarafından temyiz edilmiştir. İİK'nun 150/h maddesinde; alacağın veya rehin hakkının yahut her ikisinin bir ilamda veya ilam mahiyetini haiz belgelerde tespit edilmiş olması halinde, ilamların icrasına dair hükümlerin kıyasen uygulanacağı, aynı Yasanın 38. maddesinde ise, ilam mahiyetindeki belgelerin; mahkeme huzurunda yapılan sulhler, kabuller ve para borcu ikrarını havi re'sen tanzim edilen noter senetleri, istinaf ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletlerin olduğu belirtilmiştir. Somut olayda; takip dayanağı araç rehin sözleşmesi incelendiğinde, 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 84 vd maddeleri gereğince ''düzenleme şeklinde'' yapılmadığı, aynı Yasanın 90. maddesine göre '' onaylama '' biçiminde yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda, Mahkemece şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.” 8 HD 21.05.2013 2013/4375 - 2013/7530

  • İlam niteliğindeki Belgeler nelerdir?

    İcra ve İflas Kanununda düzenlenen İlam Niteliğindeki Belgeler (İİK Madde 38) Mahkeme huzurunda yapılan sulhler ilam hükmündedir. Mahkeme huzurunda yapılan kabuller ilam hükmündedir. Temyiz kefaletnameleri ilam hükmündedir. İcra dairesindeki kefaletler ilam hükmündedir. Mahkemece tasdik edilen konkordato, konkordato projesindeki alacaklar bakımından ilam niteliğindedir Mahkeme huzurunda yapılan sulhler ilam hükmündedir. Sulh görülmekte olan bir davada tarafların aralarındaki uyuşmazlığı kısmen veya tamamen sona erdirmek amacıyla mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşmedir.Naip ve istinabe hakimi önünde yapılan sulhler ile keşif sırasında yapılan sulhler mahkeme önünde yapılmış sulh sayıldığından ilam hükmündedir. Mahkeme huzurunda yapılan kabuller ilam hükmündedir. Kabul, davacının talep sonucuna davalının kısmen veya tamamen muvafakat etmesidir. Para borcu kabulünü içeren düzenleme suretiyle re’sen tanzim edilen noter senetleri ilam hükmündedir. Bu senetlerin ilam hükmünde olabilmesi için kayıtsız şartsız tek taraflı borç ikrarını içermesi ve noterlerce re’sen düzenlenmiş olması gerekir. Noterlerce düzenleme şeklinde yapılmasına rağmen iki tarafa borç yükleyen karşılıklı edimleri içeren bir sözleşme ilam sayılmaz. (12 HD 10.11.2006 17842-20956) Temyiz kefaletnameleri ilam hükmündedir. Temyiz kefaletnameleri, İİK ' nın 36. maddesine göre Yargıtay’dan icranın geri bırakılması kararı getirilmesi ya da İİK' nın 33. maddesine göre icranın geri bırakılması talebinin reddine ilişkin icra mahkemesi kararının borçlu tarafından temyizi için verilen kefaletlerdir. İcra dairesindeki kefaletler ilam hükmündedir. Üçüncü kişilerin icra dairesi önünde borçlunun borcunu tamamen veya bir kısmını üstlenmesi ve ödemeyi taahhüt etmesi ile icra kefaleti doğar. (Detay için Bakınız) Mahkemece tasdik edilen konkordato, konkordato projesindeki alacaklar bakımından ilam niteliğindedir. (12 HD 6.4.1976 1196/4211) Özel Kanunlarca İlam Hükmünde Kabul Edilen Belgeler Dispeç raporlarının tasdiki hakkındaki kesinleşmiş kararlar ile itiraza uğramamış olan dispeç raporunun tasdiki hakkındaki kararlar. (TK. m. 1213) 4562 Sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun 16/son maddesi uyarınca müteşebbis heyetin yönetim aidatı ile ilgili kararları. Baroların, avukatlar hakkında verdikleri para cezasına ve giderlere ilişkin kararlar.(Avukatlık Kanunu m.162,64,86) Harcırah Kanunu gereğince fazla tahakkuk ettirilen paraların geri verilmesi hakkında verilen kararlar. (6245 Sayılı K. m. 59/VII) Avukatlar ve müvekkilleri tarafından birlikte düzenlenen uzlaşma tutanakları. (Avukatlık Kanunu m.35/A) Çiftçi Mallarının Korunması Hakkındaki Kanun uyarınca, koruma ve ihtiyar meclislerinin kesinleşmiş tazmin (ödetme) kararları. (4081 Sayılı K. m. 10) Esnaf ve Küçük Sanatkârlar Derneklerinin kayıt ücretleri, yıllık aidatı ve para cezaları ile ilgili kararları. (507 Sayılı K. m. 39,108) Kamulaştırma Kanununun 16, 17, 19. maddeleri uyarınca kamulaştırma yapılan yerin idare adına tapuya tescilinden sonra, idare tarafından, kamulaştırılan taşınmazın boşaltılması icra dairesinden istenebilir. Bu talebe ilişkin belgeler ilam niteliğindedir. (2942 Sayılı K. m. 20/I) Noterlik Kanunu uyarınca, stajyerlik ücretinin geri verilmesi, fazla alınan ücretlerin geri verilmesi, para cezası ve giderlerin ödenmesi konusunda Türkiye Noterler Birliği Disiplin Kurulunca verilen kararlar. (1512 Sayılı K. m. 20/V, 117/I, 145/II, 145/III) Tahkim Kanunu uyarınca, hakemler tarafından verilen kararlar. (3533 Sayılı K. m. 7) 1581 Sayılı Tarım Kredi Kooperatifler ve Birlikleri Kanununun 12. maddesine göre kooperatiflerin kredi ile ilgisi olacak senetleri ve taahhütname ve sözleşmelerin ortağın oturduğu veya kooperatifin bulunduğu köy veya mahalle ihtiyar heyetleri tarafından tasdik edilmeleri halinde bu belgeler İİK. nun 38. maddesinde yazılı ilam niteliğindeki belgeler hükmündedir. Taşınmaz Mal Zilyetliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanun gereğince verilen masrafların tecavüzde bulunandan alınmasına ilişkin kararlar.(3091 Sayılı K. m. 17/IV) Ticaret oda ve borsalarının kayıt ücreti, yıllık aidat, kesinleşen zamlar, para cezalarına ilişkin kararları. (5590 Sayılı K. m. 78) Tüketici sorunları hakem heyetinin, değeri beş yüz milyon liranın altında bulunan uyuşmazlıklarda vereceği kararlar tarafları bağlar. Bu kararlar İcra ve İflas Kanununun ilamların yerine getirilmesi hakkındaki hükümlerine göre yerine getirilir.(4077 sayılı K. m.22/V) İİK 149. maddesine göre kayıtsız şartsız belirli bir borcu ikrarını içeren ipotek akit tabloları ilam niteliğinde belge sayılır. İİK 150/ı maddesine göre borçlu cari hesap veya kısa, orta, uzun vadeli kredi şeklinde işleyen nakdi veya gayri nakdi bir krediyi kullandıran tarafın ibraz ettiği ipotek akit tablosu kayıtsız ve şartsız bir para borcu ikrarını ihtiva etmese dahi anılan maddede belirtilen şartların yerine getirilmesi halinde icra müdürlüğünce İİK 149. maddeye göre işlem yapılır.

  • İcra kefaleti nedir? Kefalet şartları nelerdir?

    İcra Kefaleti nedir? İcra kefaleti üçüncü kişiler tarafından bir borcun tamamının veya bir kısmının icra memuru önünde üstlenilmesi ve ödeme taahhüt etmesidir. İcra kefaletleri ilam niteliğinde olan belgelerdendir. İcra kefaletinin şartları nelerdir? Bu kefaletin geçerli olabilmesi için koşulsuz olmalıdır. Kefil olunan miktar belirli olmalıdır. Kefilin beyanının icra tutanağına yazılarak tutanağın altının kefil ve icra memuru tarafından imzalanması gerekir. İcra kefaleti şarta bağlanamaz.Örneğin, kefil kefalet beyanında ''Borçlunun yanımda bir yıl süreyle çalışması şartı ile onun bu dosyadaki borcunun tamamını üstleniyorum ve ödemeyi taahhüt ediyorum.'' demiş ise bu kefalet geçerli olmayacaktır. İcra kefaletinin müteselsil kefalettir. Kefilin borcu on yıllık zaman aşımına tabidir. İhtiyati haciz sırasında verilen icra kefaletleri de geçerlidir. Asıl borçlu hakkında takip iptal edilmediği sürece kefaletin geçerliliği devam eder. (12 HD 9.6.2006 tarih 9681/12433) Asıl borçlu yönünden takip kesinleşmeden icra kefiline icra emri çıkarılamayacağı gibi borç miktarının kesinleşmemesi halinde takibin devamı da mümkün değildir. (12 HD 6.2.1997 703/1286) “

  • İtiraz vekil ile yapılmış olsa bile itirazın iptali dava dilekçesi asile tebliğ edilir

    Vekilin umumî vekâletname ile yetkilendirilmiş olması, müvekkilin talimatı olmadan tüm davaları takip etme yetki ve zorunluluğunu ona yüklemez. Örneğin, hakkında icra takibi yapılan borçlu, vekili aracılığıyla takibe itiraz etmiş olsa dahi, alacaklının açtığı “itirazın iptali davası” bakımından, borçlunun takibe itiraz aşamasında tayin ettiği vekilin, bu davada da yetkili bulunup bulunmadığı davanın açılması sırasında belirli olmadığından, dava dilekçesinin vekil yerine asile tebliği gerekir. Aksi takdirde usulüne uygun şekilde taraf teşkili sağlanmış olmaz. Bu itibarla bir davada vekilin temsil yetkisinin olup olmadığı mahkemece kendiliğinden araştırılmalıdır (Yargıtay 15.Hukuk Dairesinin 02.11.2004 tarih ve 2004/2041-5550 sayılı kararı).

  • Vekile yapılan tebliğde muhatap avukatın adreste bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır

    7201 SayılıTebligat Kanunu'nun 11. ve Tebligat Yönetmeliği'nin 18. maddeleri gereğince, vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur. Tebligat Kanunu'nun 17. ve Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 26. maddelerine göre; bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler o yerde bulunmadıkları takdirde, tebliğ o yerdeki daimi memur veya müstahdemlerden birine yapılır. Vekile yapılacak tebligatlarda vekil adreste geçici olarak bulunmuyor ise tebligat vekilin çalışanlarından birine yapılabilir. Tebligat doğrudan çalışanlara yapılamaz. Tebliğ memuru öncelikle muhatap vekilin adreste bulunup bulunmadığını araştırmalıdır. Muhatap adreste bulunuyor ise tebligat muhataba yapılmalıdır. Muhatap adreste bulunmasına rağmen tebligatın çalışanlara yapılması usulsüzdür. Muhatap vekil adreste geçici olarak bulunmuyor ise bu durum tebliğ mazbatasına şerh edilmelidir. Şerh edilmeden vekil çalışanlarına yapılan tebligat, tebligatın doğrudan çalışanlara yapıldığı anlamına geldiğinden usulsüzdür. Emsal Yargıtay kararı aşağıda paylaşılmıştır. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2019/13829 Esas,  2020/182 Kara "İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkeme Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından başlatılan takipte, borçlu vekilinin, diğer iddialarının yanında satış ilanı tebliğinin usulsüzlüğü nedeniyle ihalenin feshi istemi ile icra mahkemesine başvurduğu, ilk derece mahkemesince davanın reddine, ihale bedelinin %10’u oranında para cezasının davacıdan tahsiline karar verildiği, istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir. 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 11. ve Tebligat Yönetmeliği'nin 18. maddeleri gereğince, vekil ile takip edilen işlerde tebligatın vekile yapılması zorunludur. Tebligat Kanunu'nun 17. ve Tebligat Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmeliğin 26. maddelerine göre; bir yerde devamlı olarak meslek veya sanatını icra edenler o yerde bulunmadıkları takdirde, tebliğ o yerdeki daimi memur veya müstahdemlerden birine yapılır. Bu durumda muhatabın o yerde geçici olarak bulunmadığı hususu tespit edilerek, tebligat mazbatasına şerh verilmelidir. Şerh gereğinin yerine getirilmemesi ise tebligatı usulsüz kılar. Somut olayda borçlu vekili Av......’na gönderilen satış ilânının; "kendisine verilmek üzere aynı adreste bulunan daimi işçisi .... imzasına tebliğ tebliğ edildi" şerhi ile 17.09.2018 tarihinde tebliğ edildiği, vekile yapılan bu tebligat, tebliğ memuru tarafından muhatabın adreste bulunup bulunmadığı araştırılarak tespit edilmediğinden bir başka deyişle tebliğ işlemi 7201 Sayılı Tebligat Kanunu'nun 17. maddesi hükümlerine uygun yapılmadığından usulsüzdür (HGK'nun 30.01.2013 tarih ve 2012/6-644 E.- 2013/164 K. sayılı ilamı). Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesi gerekçesinde satış ilanının borçlu vekiline usulsüz bir şekilde tebliğ edildiğine dair iddianın mevcut olmadığı belirtilmiş ise de; dava dilekçesi, istinaf talebi ve temyiz dilekçesinde, yapılan tebligatların usulsüz yapılmış olması sebebiyle borçlu şirketin tebligatlardan haberdar olmadığı hususunun belirtilmiş olduğu görülmekle bu yöndeki iddianın değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmıştır. Buna göre İİK'nun 127. maddesi gereğince taşınmaz satışlarında, satış ilanının bir örneği borçluya (varsa vekiline) tebliğ edilmelidir. Borçluya (varsa vekiline) satış ilanının tebliğ edilmemiş olması veya usulsüz tebliğ edilmesi, Dairemizin süreklilik arzeden içtihatlarına göre başlı başına ihalenin feshi sebebidir. O halde mahkemece, şikayetin kabulü ile ihalenin feshine karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçe ile şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi ve istinaf başvurusunun da Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmesi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir. SONUÇ : Borçlunun temyiz isteminin kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin 25.09.2019 tarih ve 2019/1276 Esas-2019/1869 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA ve ... 1. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 21.03.2019 tarih ve 2018/1004 Esas - 2019/315 Karar sayılı kararının BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de, Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14/01/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

  • İpotekli taşınmaz satılabilir mi?

    İpotekli taşınmaz ipotekle yükümlü olarak satılabilir. İpotekli taşınmazı satın alan yeni malik, ipotek alacaklısına karşı ipotek ile güvenceye alınan alacak miktarı kadar sorumlu olur. Ancak ipotekli taşınmaz malikinin sorumluluğu sadece taşınmaz ile sınırlıdır. İpotek ile güvence altına alınan alacak, taşınmaz ipotek ile yükümlü olarak yeni malik tarafından devralınmadan önce borçlu tarafından ödenmiş ise yeni malik borçtan kurtulur. Bu durumda yeni malikin ipoteğin kaldırılmasını isteme hakkı doğar. ''Taşınmaz miktarı ile sınırlı olmak'' ne anlama gelir? İpotek ile teminat altına alınan borç ödenmez ise rehin alacaklısı taşınmazın satılmasını isteyebilir. Güvence altına alınan alacak taşınmazın değerinden fazla olsa bile, yeni malik sadece taşınmazın değeri kadar sorumludur. Sorumluluk sadece ipotek edilen taşınmaz ile sınırlı olup şahsi değildir. Eğer ipoteğe teminat olan borç 100.000,00 TL ise borç ödenmeyip ipotekli taşınmaz icra yolu ile 50.000,00 TL' ye satılmış ise borç karşılanmasa da ipotekli taşınmaz malikinin borcu sona erer. Alacaklı alacağın karşılanmayan kısmı için ayrıca bir talepte bulunamaz. Eğer ipoteğe teminat olan borç 20.000,00 TL ise borcun ödenmemesi sebebiyle taşınmaz satışa çıkartılmış ve 90.000,00 TL ' ye satılmış ise, borç miktarının mahsubundan sonra artan bedel ipotekli taşınmaz malikine verilir.

  • Şahıs lehine kurulan ipoteklerde ipotek tesis beyanı ve ipotek sözleşmesi nasıl yapılır?

    İpotek halen mevcut bulunan veya ileride doğması muhtemel olan bir alacağı teminat altına alan bir taşınmaz rehni türüdür. Borçlu ile taşınmaz malikinin aynı kişi olması gerekmez. Borçlu olmayan taşınmaz maliki üçüncü kişi lehine kendi taşınmazını ipotek verebilir. İpoteğin Başlıca özellikleri nelerdir? • İstisnalar dışında kural olarak ipoteğin doğması için tescil şarttır. (TMK md. 856) • Geçerli bir iktisap sebebi yani ipotek alacaklısı ile ipotek borçlusu arasında geçerli bir borç ilişkisinin varlığı şarttır. İpotek bir alacağı güvence altına almak için kurulduğundan kural olarak bir hukuki ilişki ve alacak hakkı olmadan ipotek kurulamaz. Bir hukuki ilişkiye dayanmadan sadece rehin sözleşmesi düzenlenmesi ve buna dayanarak yapılan usulüne uygun ipotek tescili alacağın varlığına kanıt oluşturmaz. • İpotekle temin edilen alacak geçersizse ya da sona ermişse alacağı devralan ipotek hakkını ileri süremez. Bu durumda taşınmaz maliki ona karşı borcun geçersizliğini ya da ödeme ile sona erdiğini ileri sürebilir. Temel borç ilişkisi geçerli ve mevcut olmakla birlikte rehin sözleşmesinin düzenlenmesinde ve tapuya tescilinde bir sakatlık varsa, bu halde alacağı temlik alan üçüncü kişinin güveni korunur. • İpotekle teminat altına alınmış bir alacağın devri için ayrıca bir tescile gerek yoktur. Alacağın temliki sözleşmesi yeterlidir. • Alacağın sona ermesi ipoteği kendiliğinden sona erdirmez. Malik alacaklılardan ipoteğin terkinini isteme yetkisi tanımaktadır. MK madde 1025. maddeye göre tapu kütüğünün tashihi davası yoluyla ipoteğin terkini istenebilir. İpotek sözleşmesi nasıl hazırlanır? Türk Medeni Kanununun 856'ncı maddesinin son fıkrasında, taşınmaz rehninin kurulmasına ilişkin sözleşmenin geçerliliğinin resmî şekilde yapılmış olmasına bağlı olduğu belirtilmiştir. Sözleşmenin resmi şekilde yapılmış olması bu sözleşmenin tapu memurları vasıtasıyla düzenlenmesi anlamına gelmektedir. Her ne kadar ipotek sözleşmesinin resmi şekilde yapılması gerektiği düzenlenmiş ise bunun bir çok istisnası bulunmaktadır. Örneğin konut yapanlara, ihracatçılara, turizm tesisi yapanlara ve işletmecilerine, sanayicilere, esnaf ve sanatkarlara, konuları ile ilgili olarak bankalarca veya kamu kurum ve kuruluşlarına (OYAK) dahil, açılacak krediler için resmi senet düzenlenmesi zorunlu değildir. Şahıs lehine kurulan ipoteklerde ipotek, tasarrufa konu taşınmaz malikinin yazılı beyanı üzerine , tapu memurlarının düzenleyeceği resmi senet ile kurulur. Tapu Sicil Müdürlüğüne hitaben yazılan ipotek tesis beyanında aşağıdaki bilgiler bulunmalıdır. İpotek alacaklısı ve borçlusuna ait bilgiler, ( adı, soyadı, baba adı,alacaklı tüzel kişi ise unvanı, vergi numarası, adresi) İpoteğe ait bilgiler ( rehin miktarı,faiz oranı,faiz oranının niteliği, rehin derecesi, rehin süresi) Temel borç ilişkisine ait bilgiler(Borç ilişkisinin hangi işlemden veya sözleşmeden kaynaklandığı) bilgilere yer verilir. SEYHAN TAPU SİCİL MÜDÜRLÜĞÜ' NE Aşağıda kimlik bilgileri bulunan................ile yapmış olduğumuz .........tarihli sözleşme ile kendisinden 100 adet koyun aldım. 100 Adet koyun bedeli olan 100.000,00 TL(Yüzbin) TL tutarındaki sözleşme bedelini 01.01.2023 tarihinde alacaklının TR000000000000000000000 Numaralı İBAN numarasına ödeyeceğim, borcumun güvencesi olarak Maliki olduğum; …………. İli; ………….. İlçesi; ……….. Pafta no; …………. Ada no; ……… Parsel nolu; …/… Arsa paylı;  ……………….Kat; …nolu bağımsız bölüme;Alacaklı .............lehine 100.000,00 TL(Yüzbin) TL Bedelle, Feshi bildirilene kadar, Birinci derece %12 Yıllık faiz ile ipotek tesis edilmesini ve tesis edilecek ipotek için ipotek belgesi düzenlenerek tarafıma verilmesini saygılarımla talep ederim.(10.06.2020) (Taşınmaz maliki) Adı Soyadı Adres Telefon İmza İpotek Alacaklısına Ait Bilgiler İsim, Soyisim, TC Kimlik numarası, Adres, Telefon. Ek: Tapu fotokopisi veya tapu bilgilerini içerir belge. Yukarıda bir alım satım ilişkisi sebebine dayanan ipotek tesis beyanı örneklendirilmiştir. Ancak Taraflar arasındaki hukuki ilişki sadece alım satım sözleşmesinden değil bir çok farklı sebepten kaynaklanabilir. Önemli olan geçerli bir borç ilişkisinin mevcut olmasıdır. Taraflar arasındaki bu borç ilişkisinin ipotek tesis edilmeden önce yazılı olarak sözleşmeye dökülmesinde fayda bulunmaktadır.

  • Kaç türlü nafaka bulunmaktadır? Nafaka Davalarının genel özellikleri nelerdir?

    Nafaka hükümleri 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununda düzenlenmiştir. Kanunumuz nafaka türlerini bakım nafakası ve yardım nafakası olmak üzere iki gruba ayırmıştır. Bakım nafakaları, İştirak nafakası, yoksulluk nafakası ve tedbir nafakasıdır. Yardım nafakasının ise alt türleri olmayıp başlı başına düzenlenmiştir. BAKIM NAFAKALARI 1-) Yoksulluk Nafakası Türk Medeni Kanununun 185. maddesine göre eşlerin birlikte yaşama, birbirine sadık kalma ve yardımcı olma yükümlülüğü bulunmaktadır.Boşanma ile tarafların yükümlülükleri sona erse de boşanma sonra çiftlerin yeni hayat düzenine geçmesi salt bireyler olarak hayatlarını devam ettirmeleri gerekmektedir. Kanunumuz sosyal ve ahlaki düşünceler ile boşanma sonrası yoksulluğa düşecek olan eşe diğer eşten mali gücü oranında nafaka isteyebileceğini düzenlemiştir. Kanuna göre yoksulluk nafakasına hükmedilmesi nafaka talep edenin yoksulluğa düşecek olmasına ve boşanmanın gerçekleşmesinde kusursuz veya diğer eşten daha az kusurlu olmasına bağlıdır. Yoksulluk nafakası tedbiren hükmedilen bir nafaka olmadığından nihai karar ile birlikte verilir. Yoksulluk nafakasına kanunen süresiz olarak hükmedilir.Ancak nafaka borcu, nafaka alacaklısının evlenmesi veya taraflardan birinin ölümü halinde kendiliğinden; nafaka alan tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğun ortadan kalkması veya haysiyetsiz hayat sürmesi halinde ise nafaka yükümlüsünün açacağı nafakanın kaldırılması davası ile mahkeme kararı sona erdirilebilir. Yoksulluk nafakası, boşanma davası sırasında talep edilebileceği gibi mahkemece verilmiş olan boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içerisinde açılacak olan nafaka davası ile de istenebilir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26. maddesinde: “Hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.” Mahkemenin nafakaya hükmetmesi için nafaka talebi şarttır. Mahkeme talep edilen nafaka miktarından daha fazla bir nafakaya hükmedemez. Hakim tarafından hükmedilecek nafaka nafaka borçlusunun mali gücüne uygun olmalıdır. Nafaka borçlusunu yoksulluğa düşürecek miktarda nafakaya hükmedilemez. Boşanmanın feri niteliğindeki yoksulluk nafakası ve boşanma kararı kesinleştikten sonra süresinde açılan yoksulluk nafakası davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Yetki mahkeme ise nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir. 2-) İştirak Nafakası Evlilik birliği devam ederken müşterek çocuğun velayeti ana ve baba tarafından birlikte kullanılır. Evlilik birliğinin sona erdirilmesi için açılan boşanma davası sonunda çocuğun velayeti ana veya babadan birine verilir. Çocuğun ana ya da babadan hangisinin yanında kalacağına çocuğun yüksek yararını gözeterek karar verecektir. 4721 Sayılı TMK 185/II. fıkrasına göre eşler, evlilik birliğinin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlüdürler. TMK 182/II. maddesine göre ise “Velayetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlak bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.” Kanuni düzenlemeden de anlaşılacağı üzere velayeti kendisine verilmeyen eşlerin çocuklara bakma yükümlülüğü evlilik birliğinin sona erse bile devam etmektedir. Kanunumuz bu bakım yükümlülüğü sağlamak için iştirak nafakasını düzenlemiştir. Çocuk lehine hükmedilen iştirak nafakası velayet hakkı kendisine verilmeyen tarafın mali gücüne ve çocuğun ihtiyaçlarına göre belirlenmektedir. İştirak nafakası da boşanma davası ile birlikte veya boşanma davasından sonra açılacak ayrı bir dava ile talep edilebilir. Hakim çocuğun yaşı, eğitim durumu, genel ihtiyaçları gibi hususlar ışığında velayeti kendisinde olmayan eşin maddi durumu da göz önüne alınarak bir miktar nafakaya hükmedilecektir. İştirak nafakasına çocuk ergin oluncaya kadar (18 yaşını dolduruncaya kadar) devam eder. Aynı zamanda çocuğun evlenmesi durumunda da iştirak nafakası kesilecektir. Ancak 18 yaşını dolduran çocuğun eğitimi hala devam ediyorsa iştirak nafakasına hükmedilecektir. İştirak nafakası çocuğun ölmesi, ergin olması, ergin olduktan sonra eğitimine devam etmemesi ve evlenmesi halinde nafaka kesilecektir. Yoksulluk nafakası, boşanma davası sırasında talep edilebileceği gibi mahkemece verilmiş olan boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren bir yıl içerisinde açılacak olan nafaka davası ile de istenebilir. 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 26. maddesinde: “Hakim tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.” Mahkemenin nafakaya hükmetmesi için nafaka talebi şarttır. Mahkeme talep edilen nafaka miktarından daha fazla bir nafakaya hükmedemez. Boşanmanın feri niteliğindeki yoksulluk nafakası ve boşanma kararı kesinleştikten sonra açılan yoksulluk nafakası davalarında görevli mahkeme aile mahkemesidir. Yetki mahkeme ise nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesidir. 3-) Tedbir nafakası Boşanma davası açılmış olsa da dava görülmekte olan bir davada henüz nihai karar verilmediğinden ve bu karar kesinleşmediğinden evlilik birliği devam ettiği müddetçe eşlerin birbirlerine bakım yükümlülüğü de devam eder. Kanunumuz “Eşlerin, evlilik birliğinin mutluluğunu elbirliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlü olduklarını düzenlemiştir.Bu yükümlülük sebebiyle dava devam ederken boşanma kararının kesinleşmesine kadar eşe veya çocuğa yapılacak yardıma tedbir nafakası denir. Diğer yandan 4721 Sayılı TMK' nın 169. maddesine göre: “Boşanma veya ayrılık davası açılınca hakim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri resen alır.” Kanunumuza göre hakim ailenin korunması için gereken önlemleri kendiliğinden alır. Bu önlemlerden birisi de eş ve çocuk lehine hükmedilebilecek olan tedbir nafakasıdır. Boşanma, ayrılık ve evliliğin feshi davalarında hükmedilecek tedbir nafakası dava tarihinden başlayarak hüküm kesinleşene kadar devam eder. Yani mahkemenin tedbir nafakası ile ilgili vereceği karar geçmişe, davanın açılması anına kadar etkilidir. Tedbir nafakası taraflardan birinin ölümü, boşanma kararının kesinleşmesi, nafakanın kaldırılmasına karar verilmesi, çocuğun reşit olması, nafaka alacaklısı eşin evlenmesi hallerinde sona erer. YARDIM NAFAKASI TMK 364/I. fıkrasına göre: “Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.” Kanunumuz kan hısımlarının birlikte yaşayıp yaşamadıklarına bakmaksızın yardım edilmediği takdirde yoksulluğa düşecek olan üstsoy, altsoy ile kardeşlerine yoksulluğu kaldıracak miktarda ödemek zorunda olduğunu düzenlemiştir. Kan hısımlığına dayanan bu nafakaya yardım nafakası denilmektedir.Türk Medeni Kanunu‟nun 364. maddesi uyarınca yardım nafakası vermekle yükümlü olanlar üstsoy, altsoy ve kardeşlerdir. Altsoyun üstsoya nafaka verme yükümlülüğü olduğu gibi üstsoyun alt soya da nafaka verme yükümlüğü bulunmaktadır. Bu nafaka kan hısımlığından kaynaklandığından evlilik dışı doğan çocukların da nafaka alma hakları vardır. Yardım nafakası talep eden üstsoy, altsoy ya da kardeşin kendisine yardım edilmediği takdirde zor duruma düşecek olması yani başkalarının yardımı olmadan kendisinin zorunlu ihtiyaçlarını bizzat karşılayamaması ve buna yönelik bir nafaka davası açması gerekir. Kanuni hısımlardan nafaka talep edilebilmesi için bu kişilerin ödeme gücünün bulunması gerekmektedir.

  • İcra mahkemelerine süre tutum dilekçesi hangi süre içerisinde verilir?

    İcra Mahkemesi kararları tefhimden, tefhim edilmemiş ise tebliğden itibaren 10 Gün içerisinde istinaf edilmelidir.Tefhim kararın sözlü olarak bildirilmesidir. Yargılamanın son duruşmasında mahkeme yapmış olduğu yargılama sonucundaki kararını taraflara tefhim eder. Hakim kararı tefhim ederken neden böyle bir karar verdiğini hangi hukuk kurallarına göre kanaate vardığını gerekçeli olarak açıklamaz. Gerekçe açıklanmamasına rağmen tarafların 10 günlük istinaf süresi bu tefhim ile başlamaktadır.Mahkeme kararının hukuka aykırı olduğunu düşünen taraf kararı tefhimden itibaren 10 gün içerisinde istinaf etmelidir.İstinaf dilekçesinde mahkeme kararında bulunan usule ve esasa ilişkin hukuka aykırılıkların tamamını hukuki olarak açıklamak ve vurgulamak gerekmektedir. Mahkeme kararında bulunan hukuka aykırılıkları anlamamız için de gerekçeli kararı incelemek ve öğrenmek , hakimin hangi maddi ve hukuki olaylara dayanarak karar verdiğini net olarak anlamamız gerekmektedir.Mahkeme tefhim ile kararının gerekçesini açıklamadığından tefhimden itibaren 10 günlük istinaf süresi içerisinde mahkemeye verilecek istinaf dilekçesinin tam ve sağlıklı olması mümkün değildir. Bu sebeple taraflar mahkemeye ilk önce istinaf süresi içerisinde süre tutum dilekçesi vermeli, gerekçeli kararın hazırlanıp mahkemece tebliğ edilmesinden itibaren ise ayrı bir dilekçe ile gerekçeli istinaf dilekçesi vermelidir. Tefhimden itibaren istinaf dilekçesi veya süre tutum dilekçesi verilmemiş, yargılamanın karşı tarafı da kararı istinaf etmemiş ise karar kesinleşecek ve istinaf hakkınız sora erecektir. Bu durumda gerekçeli karar yazılıp tebliğ edilse bile, yapılan tebligat yeni bir istinaf hakkı vermeyecektir. Diğer yandan mahkemeye süre tutum dilekçesi verildikten sonra, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren yine istinaf süresi olan 10 günlük süre içerisinde ayrı bir gerekçeli istinaf dilekçesi verilmelidir. Ayrı bir dilekçe verilmemiş ise karar istinaf edilmiş olur ancak inceleme sadece süre tutum dilekçesinde belirttiğiniz sebeplerle sınırlı olarak yapılır. İstinaf dilekçesinde hiç bir sebep belirtilmemiş ise inceleme sadece kamu düzenine ilişkin sebeplerle sınırlı olarak yapılır.Bu durumda davanızda haklı olsanız bile hatalı kararın sebebiyle davayı kaybetme ihtimaliniz bulunmaktadır. Konuyla ilgili yargıtay kararı; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi  2019/14003 Esas, 2020/328 Karar Sayılı İçtihat "İçtihat Metni"MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü : Alacaklı tarafından ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibi başlatıldığı, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, sair sebepler yanında kendisine yapılan satış ilanı tebliğinin usulsüz olduğunu ileri sürerek ihalenin feshine karar verilmesi talebinde bulunduğu, mahkemece satış ilanı tebligatının usulsüz olduğu gerekçesiyle ihalenin feshine karar verildiği, karara karşı alacaklı tarafından istinaf yoluna başvurulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince; İlk Derece Mahkemesi kararının 10/04/2018 tarihinde davalı vekilinin yüzüne karşı verildiği, 11/04/2018 tarihinde süre tutum dilekçesi verildiği, istinaf sebeplerinin süre tutum dilekçesinde belirtilmediği, gerekçeli kararın 30/04/2018 tarihinde davalı vekiline tebliğ edildiği, davalı vekilinin 11/05/2018 tarihinde verdiği gerekçeli istinaf dilekçesinin yasal süresinde sunulmadığı, kamu düzenine ilişkin resen dikkate alınacak istinaf sebeplerinin de bulunmadığı gerekçesiyle istinaf isteminin reddine karar verildiği görülmektedir. Alacaklının temyizi üzerine Dairemizce gerekçeli istinaf dilekçesi onay tarihinin 10.05.2019 olması nedeniyle süresinde verildiği gözetilerek gerekçeli istinaf dilekçesinde belirtilen istinaf sebepleri incelenip sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle Bölge Adliye Mahkemesi kararı bozulmuştur. Bu kez ... Bölge Adliye Mahkemesibbb. Hukuk Dairesinin 2019/1503 E. 2019/1848 K. sayılı kararı ile; ... Bakanlığı Bilgi İşlem Genel Müdürlüğünün 16.07.2019 tarihli müzekkere cevabına göre gerekçeli istinaf dilekçesinin sisteme ilk defa 11.05.2018 tarihinde kaydedildiği dolayısıyla gerekçeli istinaf dilekçesinin süresinde verilmediğinden bahisle Dairemizin bozma kararına karşı direnildiği görülmektedir. Buna göre ... Bakanlığı Bilgi İşlem Genel Müdürlüğünün 16.07.2019 tarihli müzekkere cevabından anlaşılacağı üzere gerekçeli istinaf dilekçesinin 11.05.2018 tarihinde yasal süreden sonra verildiği dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemesince kamu düzeni ile sınırlı olarak inceleme yapılmasında isabetsizlik olmadığı anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca ... Bölge Adliye Mahkemes.... Hukuk Dairesince istinaf talebinin reddine dair verilen kararın yerinde olduğu, 28.12.2018 tarih 2018/2221 E. - 2018/3200 K. sayılı kararın onanması gerekirken Dairemizce maddi hataya müsteniden bozulduğu anlaşılmakla, yukarıda yazılı gerekçelerle verilen direnmeye ilişkin kararın onanması gerekmiştir. Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK'nin 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nin 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA, alınması gereken 54,40 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, 16/01/2020 gününde oy birliğiyle karar verildi.

  • Boşanma ilamı ile hükmedilen yoksulluk nafakası kesinleşmeden icraya konulamaz.

    Yargılama devam ederken ara kararla hükmedilen tedbir nafakaları kesinleşmeden icra takibine konu olabilmektedir.Ancak her nafaka alacağı için kesinleşmeden icra takibi yapılamaz. Boşanma ilamının ekinde verilen yoksulluk nafakası boşanma kararına bağlı olduğundan icra takibine konulabilmesi şçşn kararın kesinleşmesi gerekmektedir. Yargıtay 12.HukukDairesi         2006/10799 E.  ,  2006/13163 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : Sincan İcra Mahkemesi TARİHİ : 24/02/2006 NUMARASI : 2006/58-68 Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü : Boşanma ilamı ekinde verilen yoksulluk nafakası, maddi ve manevi tazminatın icra takibine konu edilebilmesi için HUMK'nun 443. maddesi gereğince (boşanma) ilamının kesinleşmesine bağlıdır. Somut olayda takibe konu Sincan 1. Aile Mahkemesinin 20.9.2005 tarih ve 2005/276-642 sayılı tarafların boşanmasına ilişkin verdiği karar kesinleşmemiştir. Bu durumda takibe dayanak ilamda hükmolunan yukarıda belirtilen alacaklar ile yargılama gideri ve ücreti vekalet takip konusu yapılamaz. Mahkemece şikayetin kabulüne karar vermek gerekirken reddine karar vermesi isabetsizdir. SONUÇ  : Borçlu vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 21.9.06006 gününde oybirliğiyle karar verildi.

  • Aparman ortak giderlerinden kat maliklerinin sorumluluğu

    Günümüzde nüfusun her geçen gün artması ile birlikte şehirleşme yaygınlaşmış, büyük sitelere ihtiyaç duyulmuştur. Buna paralel olarak insanların apartmanlarda ve sitelerde yaşamaya başlamaları ile birlikte toplu yaşamın getirdiği birtakım sorumluluklar da gündeme gelmiştir. Bunlardan biri de apartman ve site yönetiminde ortak giderlere katılma ve bu giderlerin ne şekilde ödeneceği konusudur. Kat Mülkiyeti Kanunu'nda her kat malikinin apartmana ait ortak giderlerine ne şekildde katkıda bulunacağı açıkça düzenleşmiştir. Öncelikle apartman ortak giderlerinin neler olduğundan bahsedecek olursak; genel olarak apartmana dair bakım ve onarım, ortak alanlara ait (örneğin koridorlar) elektrik, su, asansör bakımı, bahçe bakımı gibi aidat alacakları ortak giderlerdir. Ortak giderlere katılma sorumluluğu ile ilgili Kat Mülkiyeti Kanunu madde 20'ye göre: ''Kat maliklerinden her biri aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça: a) Kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderlerine ve bunlar için toplanacak avansa eşit olarak; b) Anagayrimenkulün sigorta primlerine ve bütün ortak yerlerin bakım, koruma, güçlendirme ve onarım giderleri ile yönetici aylığı gibi diğer giderlere ve ortak tesislerin işletme giderlerine ve giderler için toplanacak avansa kendi arsa payı oranında; Katılmakla yükümlüdür. c) Kat malikleri ortak yer veya tesisler üzerindeki kullanma hakkından vazgeçmek veya kendi bağımsız bölümünün durumu dolayısıyla bunlardan faydalanmaya lüzum ve ihtiyaç bulunmadığını ileri sürmek suretiyle bu gider ve avans payını ödemekten kaçınamaz.'' Kanun hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere her kat maliki, apartman giderlerinden sorumludur. Herhangi bir sebeple bu giderleri ödemekten kaçınamaz. Ancak kat maliklerinin aralarında yapacakları bir sözleşme ile ortak giderler üzerindeki sorumluluk, arttırılacağı gibi azaltılabilir de. Herhangi bir sözleşme yapılmadığı takdirde ise yukarıda bahsettiğimiz hüküm geçerliliğini koruyacaktır. Ödenmeyen ortak giderler sebebiyle kat maliklerine karşı icra takibi yapılabilir mi? Kat Mülkiyeti Kanunu madde 20'nin devamında: ''...Gider veya avans payını ödemeyen kat maliki hakkında, diğer kat maliklerinden her biri veya yönetici tarafından, yönetim planına, bu Kanuna ve genel hükümlere göre dava açılabilir, icra takibi yapılabilir. Gider ve avans payının tamamını ödemeyen kat maliki ödemede geciktiği günler için aylık yüzde beş hesabıyla gecikme tazminatı ödemekle yükümlüdür.'' Yine Kanun hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere kat malikinin aidat borcunu ödememesi üzere kendisine karşı icra takibi başlatılması mümkündür. Kat malikine karşı icra takibi başlatıldığı takdirde ödemede geciken günler için %5 gecikme tazminatı da söz konusu olacaktır.

  • Türk Medeni Kanununa Göre Evlat edinme ve Şartları

    Evlatlık ilişkisi evlat edinen ile evlat edinilen arasında kurulan bir yapay soybağıdır. Evlat edinme şartları, Türk Medeni Kanunu madde 305-320 arasında düzenlenmiştir. EVLAT EDİNME ŞARTLARI 18 yaşından küçüklerin evlat edinilebilmesi için evlat edinen tarafından bir yıl süre ile bakılmış olması ve bunda küçüğün yararının bulunması gerekmektedir. Ayrıca evlat edinilen küçük ile evlat edinen arasında en az on sekiz yaş farkı olmalıdır. Evli çiftlerin evlat edinebilmesi için eşlerin ancak birlikte evlat edinmeleri gerekmektedir. Evli olmayanlar birlikte evlat edinemezler. Yine evli çiftlerin evlat edinebilmesi için en az 5 yıl evli olmaları ve otuz yaşını doldurmuş olmaları gerekmektedir.Evli olmayanlar ise otuz yaşını doldurmuş olmaları halinde evlat edinebilirler. EVLAT EDİNME İÇİN DAVA AÇMAK ZORUNLU MUDUR? Evlat edinme sadece mahkeme kararı ile olduğundan evlat edinmek isteyenler dava açmak zorundadır. Bu nedenle evlat edinmek isteyenlerin bu süreci başarı ile sonuçlandırmaları ve herhangi bir hak kaybına uğramamaları adına söz konusu davanın bir avukat aracılığı ile yürütülmesi gerekmektedir. Bu durumda avukata verilecek olan vekaletnamede konuyla ilgili olarak özel yetkiye yer verilmesi de gerekmektedir. EVLAT EDİNME DAVASINDA GÖREVLİ VE YETKİLİ MAHKEME Evlat edinme için, evlat edinen evli değilse oturma yerinde, eğer evlat edinenler evli ise eşlerden birinin oturma yerindeki mahkemelerde dava açılır.Görevli mahkeme ise aile mahkemesidir. EVLAT EDİNME DAVASINDA YARGILAMA USULÜ Diğer hukuk davalarında hakim tarafların ileri sürdüğü kanıtlara bağlı olarak karar verirken evlat edinme davasında özel bir durum söz konusudur. Evlat edinme davası kamu düzenini ilgilendirdiğinden burada hakime geniş bir şekilde araştırma ve inceleme yetkisi verilmiştir. Bu nedenle hakimin bu davayı incelerken oldukça dikkatli ve temkinli olması gerekmektedir. O halde hakim bu davada karar verirken evlat edinilen ile evlat edinenlerin kişilik özelliklerini, ekonomik durumlarını, eğitimlerini vs gibi kısaca bu davayı açmaya neyin sebep olduğunu araştıracaktır. Ayrıca tüm bunların yanında evlat edinilenin rızası ve üstün yararı da aranmaktadır. EVLAT EDİNME DAVASININ SONUÇLARI Mahkemeden çıkan evlat edinme kararının doğurduğu birtakım sonuçlar vardır. Öncelikle evlat edinilenin önceki anne babasına ait haklar ve yükümlülükler evlat edinme kararı ile birlikte evlat edinene/edinenlere geçer. Evlatlık, evlat edinen/edinenlerin mirasçısı olur. Evlatlık 18 yaşından küçük ise evlat edinenin soyadını alır. Evlat edinen isterse küçüğe yeni bir ad verebilir. Evlat edinilen 18 yaşından büyükse dilediği takdirde evlat edinenin soyadını alabilir. Evlat edinme kararına binaen ilgili mahkeme kararı tarafların nüfus kütüğüne işlenir. EVLAT EDİNME İLE İLGİLİ OLARAK SIK SORULAR SORULAR EVLİ OLMAYAN KİŞİLER EVLAT EDİNEBİLİR Mİ? Evli olmayan kişiler, 30 yaşını doldurmuş olması ve evlat edinilen ile arasında en az 18 yaş olması halinde evlat edinebilir. EVLİ OLMAYAN KİŞİLER BİR BAŞKASI BİRLİKTE EVLAT EDİNEBİLİR Mİ? TMK madde 306'ya göre ''eşler'' ancak ''birlikte'' evlat edinebilirler, evli olmayanlar birlikte evlat edinemezler. O halde Kanun ancak resmi olarak evli olan eşlerin birlikte evlat edinebilmesine imkan vermiştir. Bu nedenle Kanun, dini nikahlı eşlerin veyahut resmi olmayan birlikteliklerin evlat edinmesine izin vermemiştir. EVLİ OLAN KİŞİLER TEK BAŞINA EVLAT EDİNEBİLİR Mİ? Yine TMK madde 306'ya göre eşler ancak ''birlikte'' evlat edinebilirler. Bu nedenle Kanun eşlerin tek başına evlat edinmelerine izin vermemektedir. EŞLER BİRLİKTE EVLAT EDİNEBİLİR Mİ? Yukarıda bahsettiğimiz üzere eşler birlikte evlat edinebilir. Ancak Kanun, eşlerin en az beş yıl evli olmalarını veya otuz yaşını doldurmuş olmaları koşullarını aramaktadır. BİR EŞ, DİĞERİNİN ÇOCUĞUNU EVLAT EDİNEBİLİR Mİ? Eşlerden biri en az iki yıldan beri evli olmaları veya kendisinin otuz yaşını doldurmuş olması koşulu ile diğerinin çocuğunu evlat edinebilir. 18 YAŞINDAN KÜÇÜKLER HANGİ ŞARTLAR İLE EVLAT EDİNİLEBİLİR? Yukarıda bahsettiğimiz koşullara ek olarak küçüğün evlat edinen tarafından bir yıl süreyle bakılmış ve eğitilmiş olması da gerekmektedir. 18 YAŞINDAN BÜYÜKLER EVLAT EDİNİLEBİLİR Mİ? Evlat edinenin varsa altsoyunun açık muvafakatiyle TMK madde 313'de sayılan durumların varlığı halinde evlat edinilebilir. Kanunun aradığı şartlardan kısaca bahsedilmiş olup evlat edinme kurumu detaylı, teknik ve özel bir konu olup açılacak davaların bir avukat aracılığı ile takip edilmesi faydalı olacaktır.

bottom of page